ÜSTADIMIZ ABDURRAHİM KARAKOÇ HAKK’A YÜRÜDÜ

e-Posta Yazdır PDF

Baba Kemal-i Cündi, Şems-i Tebrizi’nin hocasıdır. Baba Kemal’in talebelerinden biri de Şeyh Fahreddin-i Iraki’dir.  Şeyh Fahreddin-i Iraki hocası Baba Kemal Cündi’den öğrendiği bilgileri ve yaşadığı mutasavvıf halleri, şiirler halinde hocası Baba Kemal’e arz edermiş. Bir gün Baba Kemal döner ve Tebriz’e sorar?


-Ey şems sana da esrardan ve gerçeklerden bir şey hâsıl olmuyor mu?


Tebrizi cevap verir:

-Oluyor efendim.

-Peki, niçin sen bu haller, keşifler ve şuhut hakkında hiçbir şey söylemiyorsun? 


Tebrizi şöyle söyler: 

-Efendim bende daha fazlası oluyor. Fakat ben onun gibi şiir söyleyemiyorum.


Bunun üzerine Baba Kemal şöyle buyurur:

-Mahzun olma. Allah- u Teâlâ sana öyle bir arkadaş ihsan eder ki senin adına her marifet ve hakikatleri söyler.


Nasıl ki Şems-i Tebriz’inin duygularını, düşüncelerini anlatmak için Mevlana gibi bir söz ve şiir ustasına ihtiyacı varsa bizim de duygu ve düşüncelerimizi anlatacak böyle insanlara ihtiyacımız vardır. Söz söylemek, duygu ve düşünceleri güzel ve etkili bir şekilde söylemek yetenek ister. Onlar, yani söz ustası şairler bizim duygu ve düşüncelerimize tercüman olup bizlere bir şeyler kazandırdıkları zaman bizim gönül dünyamızda ayrı ve özel bir yere sahip olurlar.


İşte bugünlerde böyle bir üstadı kaybetmenin acısını yüreğimiz de yaşıyoruz. Aramızdan yeni ayrılan ve bizden biri olan, gönül dünyamızda da hep özel bir yeri olacak olan üstadımız Abdurrahim Karakoç’u kaybettik. Karakoç bizim içimizden çıkmış bu toprakların gür bir sesiydi. Anadolu insanı Karakoç’ta kendini bulmuş, o adeta bizim duygularımıza tercüman olmuştur. O Anadolu insanının gür sesi olmuş, haykırmış. Derdi memleket olmuş. Memleketimin insanı gülünce gülmüş, ağlayınca ağlamıştır. Biz onu niye sevdik biliyor musunuz? Gelin cevabını kendi ağzından dinleyelim. “Sevilmek güzel şeydir. Amma seveceksin ki, sevilesin. Ben bu Anadolu'nun insanını çok sevdim. Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir”


Ben milletim uğruna adamışım kendimi

Bir doğrunun imanı, bin eğriyi düzeltir.

Zulüm Azrail ola hep Hakk’ı tutacağım,

Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir.”


Ben bu Anadolu'nun insanını çok sevdim diyen Abdurrahim Karakoç’un kendi ağzından kendi ile ilgili yorumu şöyledir. Bu yorumu okuduğumuz da onun fikirlerine neyin kaynaklık ettiğini daha iyi anlayacağız. Bu coğrafya da yaşayan hemen herkesin kesinlikle hemfikir olacağı bu düşüncelerdir Abdurrahim Karakoç’u bize sevdiren.

“Sağ olsunlar, iktidarların ve muhalefetin irikıyım politikacıları, ihtilal cuntacıları, 'bilimsel' cüppeliler, entelektüel züppeler, millî soyguncular, sosyete parazitleri, sermaye sülükleri, zulüm-işkence makineleri, adalet katleden hukukçular, dalkavuklar, üçkâğıtçılar v.s. hep bana yardımcı oldular. Şiir malzememi veren onlar, öfkemi bileyen onlar oldular. Yardımlarını inkâr etmiyorum, fakat teşekkür de etmiyorum.


Dinsizlerin değil, din düşmanlarının, yani İslâm düşmanlarının da az yardımı olmadı. Bir bakıma dinî duygularımın kuvvetlenmesine vesile oldular.


En uygun zamanda yaşadığıma inanıyorum. Yardımcılarım (!) var oldukları sürece yazmaya devam edeceğim. Allah (c.c) kısmet ederse...”


Ömrü yettiği müddetçe korkmadan yazdı ve hakkı, hakikati haykırdı gür sesiyle bu topraklarda. O şiirini tıpkı Necip Fazıl gibi Mehmet Akif gibi hakkın ve hakikatin emrine verdi. “Şaire göre şiirin konusu her zaman bağlı olduğu milleti ve inandığı Hakk'ı anlatmak için bir araç olmalıdır: Şiir, milliliktir, saflıktır, Hakk'a bağlılıktır, halka saygılı olmaktır. Ağaç kökünden uzakta büyüyemez.''


“Rıza-yı Hak için çıkmışız yola 

Kulların engeli yıldırmaz bizi 

Onulmaz dostların açtığı yara 

Düşmanın kurşunu öldürmez bizi”

O bir dava adamıdır. Dinine bağlı saf bir Anadolu insanı. Tıpkı Anadolu insanı gibi korkusuz. Bizleri dinimizden ayırmak istedikleri bir zamanda çıktı korkusuzca;

“ Kör dünyanın göbeğine 

Hak yol İslâm yazacağız. 

Kuşların göz bebeğine 

Hak yol İslâm yazacağız. “kıtası ile başlayan “ Hak Yol İslam Yazacağız”  şiirini kaleme aldı. Bir döneme damgasını vuran bu şiir inanmış insanlara bayrak oldu adeta. Ne demiştik onun için inanmış bir dava adamı. Peki, inanmış dava adamı ölümden korkar mı? Korkmaz elbet. Ölümden korkmadı Abdurrahim Karakoç ve davasına ölümüne sahip çıktı. Bu yönüyle de Anadolu insanına öncülük etmiştir.  Hakkında açılan davalar için bir tane bile avukat tutmamıştır. Kendisini yine hep kendisi savunmuştur.


“Artık ne kar yağar ne ben üşürüm

Ne de saçlarımı dağıtır rüzgâr.

Sağ iken bir günde bin kez ölürdüm

Şimdi ölüm yoktur, ölümsüzlük var”


Kimimiz sessiz sedasız ayrılırız fani dünyadan ebedi âleme. Kimimiz de arkamızda bir yığın gözyaşı döken kalabalıklar bırakarak. Bu dünya böyledir. Allah için bir şeyler vereceksin ki insanlığa, insanlık arkandan gözyaşı döksün canı gönülden. Üstadım Karakoç senden ve senin gibilerden Allah razı olsun. Nefesin yettiği müddetçe hizmet etin bu dine ve güzelim Anadolu insanına. Arkanda hoş bir seda bırakarak ayrıldın aramızdan. Vazifesini yapmanın verdiği gönül hoşluğu içinde imanınla baş başa, üstelik dünyayı da bize bırakarak ayrıldın aramızdan. İnşallah bizlerde senin gibi bu dünyadan vazgeçerek Hakk’a yürümenin engin güzelliğini yaşarız.


“Hiçbiriniz telaş etmesin boşa

Doyacak gözünüz toprağa, taşa

Beni imanımla koyun baş başa

Topyekûn dünyayı size bıraktım”