Gücün Farkına Varmak

e-Posta Yazdır PDF

“Sosyal psikologlar, yeni insanı günlük hayat içinde sürekli değişen davranışsal talepler karşısında şaşkın, içe dönük, esneklikten uzak ve dar görüşlü olarak nitelendiriyorlar; bu yeniçağda insan yaşamak için sürekli hareket halinde olmalı, zaman hızla akmakta ve o en değerli metalardan biridir. Sonsuz fırsatlarla karşı karşıya hayatımız her an değişebilir, bütün mesele rasyonel olmaktır. İnsan giderek “değer”den bağımsız, sahicilik ideali olmayan, elinin altındaki kaynaklardan sürekli kimlikler üreten, bölünmüş, parçalanmış kimlikli, bu parçalardan sürekli yeni insanlar üreten bir bukalemun gibidir.” Bu “öğrenilmiş çaresizlik” dediğimiz bir durumdur ve genelde insanların bireysel hayatları üzerindeki kontrollerini kaybettikleri duygusuna kapılmasına sebep olmaktadır. Öğrenilmiş çaresizlik, organizmanın davranışlarıyla olumsuz bir durumu, kontrol edemeyeceğini öğrenmesinden sonra, davranışlarıyla olumsuz sonucu ortadan kaldırabileceği durumlarda gereken çabayı gösterememesi olarak tanımlanır. “Araştırmacılar bir köpekbalığını oda büyüklüğündeki bir cam bölmeye koymuşlar. Cam bölmenin
diğer tarafında da balıklar var. Köpekbalığı ne tarafa gitse cam bölmeye çarpmış. Bir süre sonra cam bölmeye çarpmamayı öğrenmiş. Çünkü ne kadar uğraştıysa da diğer taraftaki balıklara ulaşamamış. Köpekbalığı 21. günden sonra cam bölmelere hiç çarpmamayı öğrenmiş. Bunun üzerine cam bölmeyi çıkarmışlar. Köpek balığı oralı bile olmamış. Kendisinin sadece o bölme alanına kadar yüzebileceğini sanıyormuş. Artık diğer balıkları yiyemeyeceğini anlamış ve balıklara dokunamamış. Çünkü köpekbalığı çaresizliği öğrenmiş. İnsan Allah’a(cc) ve kaderine karşı acizdir çünkü elinden hiç bir şey gelmez; ama insanın insana
karşı aciz durumlara düşmesinin nedeni güçsüzlüğündendir. Güçsüzlük, çaresizlik hissi uyandırır. Güçsüz insan acizdir. Acınacak haldedir. Ve çoğu zaman insanların oyuncağı olurlar. Bu durumda başkalarının insafına kalmışız demektir. Çaresizlik, acizlik elin kolun bağlı hiçbir şey yapamamak insanı acıdır. Güç: “Fizik, düşünce ve ahlak yönünden bir etki yapabilme veya bir etkiye direnebilme yeteneği.” anlamına gelmektedir. Çok değişik anlamlara gelmekle beraber güç sosyal bir olgudur. “Gücün varsa sevgi ve saygı var. Zafer seninse önünde eğilen var. Gücün varsa sevgi ve saygı var. Yenilirsen dostundan hançer var.”
Güçlü olmayanın değeri yoktur ve olaylar üzerinde fonksiyonları da olmaz. Onlar bu hayatın etkisiz elemanlarıdırlar. Çevresinde olup bitenlerle ilgili olarak ellerinden hiçbir şey gelmez. İnsanlar ve milletlerin sadece bağımsız olması yetmez aynı zamanda güçlü olması gerekir. Kendi haklı zamanlarımızda dahi başkalarının yardımına muhtaç olmak kanımıza dokunmalıdır. Peygamberimizin(s.a.v) “Düşmanın silahı ile silahlanın” hadisi askeri gücü, “Veren el, alan elden üstündür” hadisi de ekonomik gücü vurgulaması bakımından önemlidir. Nasrettin Hoca’nın “ye kürküm ye” fıkrası gücün her devir ve dönemde insanlar için önemli olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Oradaki kürk gücün temsilcisidir. Ve aslında insanlar kürkün şahsında güce önem vermektedir. Güç aynı
zamanda cazibe merkezidir. İnsanlar güçlülerin ya nında olmayı tercih ederler. Tarih gücün ne denli önemli olduğuyla ilgili örneklerle doludur. İnsan evrensel
bir varlıktır. Bundan sonrada böyle olacaktır. Yönetmek güçlülerin işidir ve zayıf kişiler bundan korkarlar. Bundan dolayıdır ki bu güce sahip olmaktan korkmayacağız. İnsanlar güce başkalarının ortak olmasından rahatsızlık duyarlar. Ve bundan dolayıdır ki gücü tek başına elde etmek için her türlü yönteme başvururlar. Çünkü hiç kimse elindeki gücün gitmesine razı olmaz. Ebu Cehiller, Firavunlar, Nemrutlar sahip oldukları gücün ellerinden gitmemesi için inanları akıl almaz işkencelere tabi tutmuşlardır. Barış içinde silah lazım. Güç her zaman caydırıcı bir unsur olmuştur. Güç dostlara güven verirken düşmanlar için caydırıcı bir unsur olmuştur ve bundan sonrada böyle olmaya devam edecektir. Bu konuyla ilgili olarak direnişin temsilcisi Şeyh Ahmet Yasin’in şu sözü çok önemlidir: “Adaletin hâkim olabilmesi için adillerin güçlü olması gerekir.” Güç insanın kendini güvende hissetmesini sağladığı gibi özgüvenini de geliştirir. Bu güç mutlaka kontrol edilmelidir. Onun cazibesine kapılıp, kendimizi kaybetmemeliyiz. Bu da sağlam iradeli olmayı gerektirir. Devletler içinde aynı şey geçerlidir.
Güçlü olan devletler istedikleri her şeyi kendi kafalarına göre dizayn ederlerken gücü elinde bulunduran devletler her türlü hoyratlığı kendilerinde görmektedir. Aldıkları kararlar dünya üzerinde milyonlarca, milyarlarca insanı etkilemektedir. Gücü bu dünyanın efendisi olarak görenler, zalim olup çıkmışlardır.
Güce sahip olanlar her şeye sahip olacakları gibi bir yanılgıya düşmektedir. Güce sahip olanlarda Allah korkusu yoksa insanlar üzerinde her türlü tasarrufa sahip olduklarına inanırlar. Bu güç bir kişinin eline geçtiğinde kişisel hırs için kullanırsa insan zalim olur. Zalimler gücü kendi menfaatleri için kullandıkları için zalim olmuşlardır. Âlimle zalim arasındaki ince çizgide bu olsa gerek, zalim elindeki gücü menfaatleri için kullanırken, alim sahip olduğu gücü Allah için insanlık namına kullanır. Onun içindir ki elde edilen bu gücün doğru kişiler tarafından doğru amaçlar için kullanılması çok önemlidir. Tarihte sahip oldukları güçleri kendi çıkarları
için kullanan zalimlere şahit olmuşuzdur. İnsanlar
çevresinde güçlerine ortak olacak kişi ve
kişilerle sürekli mücadele ederler. Bu mücadeleden
galip çıkmak içinde güçlü bir şahsiyete sahip olmak
gerekir. Gücü elde etmek ya da elde edilen gücü
korumak bir ömür boyu mücadele etmeyi gerektirir.
En ufak bir gevşeklik gücün elden gitmesi için yeterlidir.
Devletler güçlerini kendi bireylerinden alırlar.
Bireyleri güçlü olan devletler de güçlüdür demektir.
Güç bir amaç değil, araç olmalıdır. Paranın, gücün
esiri olduğumuz zaman kontrolümüzü kaybederiz.
Bireyler güçlü olduklarına kendilerini inandırmalıdır.
Acizlik belirtisi olan tutum ve davranışlardan kaçınmalıdırlar.
Arkadaşlarımıza çok fazla güvenmemeliyiz.
Onlara karşı her zaman ihtiyatlı yaklaşmalıyız. Her
şeyimizin ortada olması düşmanlarımız için bir
avantajdır. Düşmanlarımızı nasıl kullanacağımızı iyi
bilmeliyiz. Fazla bilmişlik tasarlamamalıyız. Amacımızı
gizlemeliyiz. Başkaları bizim davranışlarımızın
altında yatan nedenleri bilmemelidir.
Çok fazla konuşmamalıyız. Ancak gerektiği
kadar konuşmalıyız. Yardım isterken insanların dikkatini
çekmeliyiz ama acıma duygularına asla hitap
etmemeliyiz. Yaptığımız iyilikleri asla başkalarının
yüzüne vurmamalıyız. Bu bizleri zavallı gösterir. Zamanı
iyi kullanmalıyız. Aceleci davranmamalıyız. Bu
bizleri zamanı iyi kullanmayan kişi olarak gösterir.
Bedavadan kaçınmalıyız.
Güçlü insanın en önemli özelliği duygularını
kontrol etmesidir. Olaylara duygularımızla değil
mantığımızla yaklaşmalıyız. O zaman hata yapmaz
ve olayların kontrolümüzden çıkmasına engel
olmuş oluruz. Duygularımıza hâkim olmanın en
önemli yolu içinde bulunduğumuz şimdiki zamandan
soyutlanmamız gerekir. Olaylara vereceğimiz
tepkilerin geçmişe ve geleceğimize etkilerini iyi ölçmemiz
gerekmektedir. Duygularımızı kontrol etmenin
en önemli yolundan bir tanesi de sabırdır. Sabır
bizim yanlış adımlar atmamızı engeller. Peygamberimizin
(s.a.v) “Sabır imanın yarısıdır” hadisi
bunu göstermesi bakımından çok önemlidir.