Kördüğüm

e-Posta Yazdır PDF



Kendim yanarım aşk ile gayre zararım yok

Ser tâ be kadem ateşim amma şererim yok

Yâri ararım devrederek hâne be hâne

Yâr ise benim hâneme gelmiş haberim yok.

Said Paşa


Meşhur bir ressam  günün birinde dünyanın en güzel şeyinin resmini yapmaya karar vermiş. Bunun için de uzun bir yolculuğa çıktı. Ağaçlık bir yolda giderken yaşlı bir adama rastladı ve ona dünyanın en güzel şeyini sordu. İhtiyar:


“İnançtır.” dedi.


Biraz ilerleyince kasabada bir düğün gördü. Kalabalığın arasından geline doğru ilerleyerek aynı soruyu ona da sordu. Gelinin gözlerinin içi gülerek:

"Dünyanın en güzel şeyi aşktır." dedi.


Sonra cepheden dönen yorgun bir askerle karşılaştı. Aynı soruyu ona da sordu ve şu cevabı aldı:

"Dünyanın en güzel şeyi barıştır."

Ressam kendi kendine iman  aşk ve barışın resmini nasıl yapabilirim ki diye düşünürken evin yolunu tutmuştu. Evin kapısından içeri girdiğinde dünyanın en güzel manzarasının karşısında durduğunu fark etti. Çocuklarının masum bakışlarında inanç, karısının gözlerinde aşk, evinde ise barış hali vardı. Böylelikle dünyanın en güzel şeyinin resmini yapmaya koyuldu. Resim bitince de adını şöyle koydu:


"Evim."


Yaşlı bir amca Cuma namazı için camiye gider. Huşu içinde vaizi dinlemekte. Hoca, o gün Cuma vaizinde Ümmet-i Muhammed’e şöyle seslenmekte: “ Ey Müslümanlar, ey Ümmet-i Muhammed, gidin sevdiklerinize sevdiğinizi söyleyin. Ölümlü kalımlı dünya. Ne olur ne olmaz. Belki bunu yarın demeye fırsatınız olmayabilir.” der.


Yaşlı adam evine döner. Kendisi gibi yaşlı olan karısı onu kapıda karşılar:“Buyur bey, hoş geldin.” der. Sonra gider yemeğini hazırlar. Birlikte oturur, bir güzel yemeklerini yerler. Yemeğin sonuna doğru yaşlı adam karısına şöyle seslenir: “Hanım ben seni çok seviyorum.”  Karısı şaşırır, şaşkın bir şekilde: “Herif nerde çıktı bu şimdi. Seninle 40 yıldır evliyim bana  hiç böyle şeyler söylemezdin?” Yaşlı adam da hafif bir tebessüm ettikten sonra şöyle der: “Hanım bir kıymeti olsun diye 40 yıl bekledim.”


Ne güzel demiş değil mi yaşlı bey amca. Evet, sevginin bir kıymeti olsun diye 40 yıl ona sevdiğini söylemeden, sabretmeden beklemek. Aşk böyle olunca kıymetlidir. Bakıyorum şimdinin aşklarına kadın erkek daha tanıştıklarının ertesi günü başlıyorlar seni seviyorum, aşkım, canım, cicim demeye. Sonra ne oluyor, bir bakıyorsun daha düne kadar aşkım, canım, cicim diyenler başlıyorlar birbirlerini yemeye.

Günümüzde çiftlerin büyük çoğunluğu neden mutsuz? Boşanma oranları neden bu kadar arttı? Severek evlendiğini söyleyen o gencecik insanımız daha hayatının baharında birbirlerine karşı neden bu kadar tahammülsüz oluyorlar?


Niye biliyor musun? Kavramların içini boşalttık. Biz aşkı, sevgiyi, vefayı, dostluğu gerçek anlamda yaşamıyor ve de yaşatmıyoruz. Ruhumuzu kaybettik. Her şeyimiz gibi bütün bunları da yapmacık yaşıyoruz. Sevgi dediğimiz şey kalpten gelince güzel. Kalp yanmadıkça dil yalan söyler. Dile inanmayalım. Dil kalbin aynası değilse ne gam. Bazı değerleri fazla kullanıp tüketmemek lazım. Fazla kullanıldığı zaman değerini kaybeder. Azar azar ama sürekli kullanmak gerekir. Aşk, sevgi gibi kelimeler çok kullanıldığı zaman önemini yitirir. Çok özür diliyorum ama vıcık vıcık bir aşk, sevgi anlayışı olmamalı hayatımızda. Ne güzel demiş Şems-i Tebrizi: Ey gönül! Şimdi sorarım sana, hangi aşk daha büyüktür..? Anlatılarak dile düşen mi? Anlatılmayıp yürek deşen mi?


Aşkı, sevgiyi sırf kadın erkek arasındaki sevgisiyle sınırlı tutarsak evlilikleri yanlış temeller üzerine kurmuş oluruz. Bir İslam âlimi evliliği ne güzel tarif etmiş. Bizler bir evlilik binası kuruyoruz. Bu binanın iki sütunudur kadın ve erkek. Bizler bu iki sütunu birbirine bitişik yapmayalım. Bir olmayalım. Aramızda boşluk olsun. Aramızda boşluk olsun ki o boşluktan Allah(cc) ulaşmak için bir yol olsun. Birlikte Allah’(cc)a yürüyelim. Bu yol o zaman o kadar güzel ve tatlı olur ki, inanın bu yolculuğun hiç bitmemesi için elimizden geleni yaparız ve hatta gözümüzü hiç kırpmadan seve seve canımızı bile veririz.


Hepimiz biliriz Züleyha’nın, Hz. Yusuf(as)’a olan aşkını. Bir rivayete göre Züleyha aşkı uğruna 70 deve yükü mücevheri harcamıştır. Hz. Yusuf(as)’tan haber getirene, haberin doğru ya da yanlış olduğunu araştırmadan vermiştir hazinesinden. Gün gelmiş evlenmiş Hz. Yusuf(as)’la. Ama eski ilgisi kalmamıştır. Hz. Yusuf(as) bunu sebebini merak etmiş ve sormuştur. O da şöyle söylemiştir: “Sana olan aşkım Allah’ı tanımadan önceydi.” Züleyha’nın Hz. Yusuf(as)’a olan aşkı azalmış mıdır? Hayır. Ama bu sevgi evrim geçirmiş ve Züleyha daha güzeli ile tanışmıştır. Allah(cc) aşkı ile. Allah(cc) sevgisi yanında Hz. Yusuf(as)’un aşkının ne anlamı var ki.


İki cihan güneşi, Efendimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed(sav) bizlere, eşlerimize olan sevgimizi nasıl ifade etmemiz gerektiğini ne güzel anlatmıştır. Bu ifadede bir güzellik, bir asalet ve bir gizem var.


Hz.Aişe, Peygamberimiz (sav) ile yeni evlenmişti. Eşinin kendisini sevip sevmediğini merak etmekteydi. Ya da kendisini ne kadar ve nasıl sevdiğini. Bu düşüncesini Peygamberle (sav) konuşmadan edemedi.


- Ey Allah’ın Resulü, beni seviyor musun?

- Evet, ya Aişe. Tabi seviyorum!

Hz.Aişe dahasını da merak ediyordu. Acaba nasıl seviyordu? Hemen sordu.

- Beni nasıl seviyorsun?

Peygamberimiz (sav) sevgi şeklini tanımladı eşine:

- Kördüğüm gibi.


Bu cevap Hz. Aişe’yi çok sevindirdi. Çünkü kördüğüm açılmazdı. Açılmayan, bitmeyen sırlı bir sevgi demekti. Alacağı cevap onu çok mutlu ettiği için, Hz Aişe sık sık sorardı:


- Ey Allah’ın Resulü, kördüğüm ne âlemde?

Peygamberimiz(sav), Hz.Aişe’yi memnun eden cevabı verirdi her defasında:

- İlk günkü gibi…


Bizler Allah(cc) rızasını kazanmayı amaç edinmediğimiz, Peygamber(sav) sevgisini kalbimize yerleştirmediğimiz müddetçe yani ilk önce kalp evimizi Allah(cc) için dizayn etmediğimiz müddetçe mutlu olmayız. Duygularımıza, düşüncelerimize ilahi olanı hâkim kılarsak o zaman dış dünya, yani evimizin içi, kendiliğinden Allah(cc)’ın istediği gibi düzenlenecektir. Allah(cc) için bir araya gelmiş eşler, birlikte Allah(cc)’a yürürlerken ailedeki her şey ve herkes bu güzellikten nasibini alacaktır.