Bu Coğrafyada Artık Birşeyler Değişiyor

e-Posta Yazdır PDF

            “Kan, gözyaşı, zulüm, işkence” bizlere ne kadar aşina kelimeler. Müslüman dünyasının içinde bulunduğu durumu ne güzel özetliyor. O kadar kanıksadık ki bu kavramları sanki hayatımızın bir parçası oldu. Etrafımızda, yani Müslüman dünyasında her gün bir yerlerde insanlar özellikle de Müslümanlar ölüyor ve bize gayet doğal bir şeymiş gibi geliyor. Ne kadar acı verici bir şey değil mi? İnsanımızın bir hayvan kadar bile değeri yok. Oysa bizler “bir kişiyi öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir” anlayışına sahip bir dinin mensubu iken. Müslüman kardeşlerimizin zulmün altında acı çekmesi acı; ama bundan daha vahimi ve daha acısı da biz Müslümanların bunu kanıksaması ve kabullenmesi. Müslüman dünyasının içinde bulunduğu durumu uzun uzun anlatmayacağım. Yazımın başında söylediğim gibi: “ Kan, gözyaşı, zulüm, işkence” her şeyi bütün çıplaklığı ile anlatıyor.


            Evet, İslam dünyasında durum içler acısı değil. Önce bunu kabul edeceğiz. Ama çok mu kötüyüz? İşte bu noktada ben farklı düşünüyorum. Evet,  ekonomik ve siyasi durumumuz kötü olabilir ama kültürel, sosyal ve insani acıdan kötü bir durumda olduğumuza inanmıyorum ve bunu asla kabul etmiyorum. Hatta şunu da söyleyebilirim ki o övdükleri Batı medeniyeti bu konu da bizim elimize su bile dökemez. Önce sorunun ne olduğu iyi anlaşılmalı ondan sonra çözüm yolları aranmalıdır. Ben diyorum ki Müslüman dünyasında ki sorun ekonomik ve siyasidir. Bu sorunları çözdüğümüz anda o parlak medeniyetin tekrar ortaya çıktığını göreceğiz. Müslüman dünyası fakir çünkü kendi kaynaklarını kendi kullanamıyor. Kötü evlerde oturuyor, kötü elbiseler giyiyor, şehirleri kötü yani halk sefalet içinde. İşte bütün bu manzara da bizleri geri kalmış, cahil bir topluluk konumuna sokuyor. Çünkü dünyaya dayatılan algı bu. Hep dışa bakmamız isteniyor. Öze yani insani olana itibar edilmiyor. Önemli olan elbise ve dış görüntü, içindeki önemli değil.


            Ben bütün samimiyetimle söylüyorum ki Müslüman’ın en cahili dediğimiz kişi bile Batının entelektüelinden daha insancıldır. Ama maalesef dünya yalana teslim olmuş. Ve daha acısı bizleri de bu yalana inandırmışlar. Kendi medeniyetimizi, Müslümanlığı sorgular hale gelmişiz. Kafamızı, şuurumuzu bulandırmışlar sonra da kurtuluş reçeteleri sunmuşlar bizlere. Kavramları kendileri belirlemişler. Yok, ılımlı İslam, yok radikal İslam, yok normal İslam. Bu kavramların hiçbirisi bize ait kavramlar değil. Batının bizlere çizdiği kavramlardır. Bize göre İslamiyet’in önüne sıfatlar eklemeye gerek yok. İslam İslam’dır o kadar. Bir bakın başka dinlerin önünde bu ve buna benzer sıfatlar var mı? Hiç duydunuz mu radikal Hıristiyanlık, ılımlı Hıristiyanlık ya da radikal Musevilik, ılımlı Musevilik diye.


            Batı bu kavramları kasıtlı olarak kullanıyor. Özellikle de radikal İslam kavramını. Çünkü bu kavram sayesinde zalimler kendi halkına zulmü meşru hale getirmektedir. Bütün bu zulmü yaparken ne diyor zalimler: “Ben radikal İslam’la mücadele ediyorum, onun için böyle davranıyorum.”  Böylece yaptıklarını halka meşru göstermeye çalışıyorlar. Ama halk artık bu basit numarayı yutmuyor.


            Bu coğrafyada kanın, zulmün, gözyaşının gitmesi, huzurun, refahın ve kardeşliğin yerleşmesinin birinci şartı Batıdan ve onun uşaklarından kurtulmaktan geçer. Çünkü bu topraklarda kanın, gözyaşının, zulmün sebebi halk değil, ya Batının bizzat kendisi ya da halka zulüm eden zalim idarecilerdir. Yani siyasi irade, devlet yöneticileridir. İp onların elinde olduğu müddetçe bizlere huzur yok. İşimiz kolay mı? Bu petrol kaynakları olduğu müddetçe zor. Çünkü bu kaynağa sahip olan dünyanın efendisidir. Kendisini dünyanın efendisi gören Batı, bu kaynaklardan kolay kolay vazgeçmeyecektir. Peki, biz bu zulmü kabul edecek miyiz? Hayır. Geleceğimiz için, memleketimiz için, çocuklarımız için ve bütün dünyanın saadeti için savaşacağız. Bize biçilen rolü kabul etmeyeceğiz. Yapmamız gereken ilk şey onların uşaklarından kurtulmak olmalıdır. Kendi milli devletimizi kurduğumuz zaman, kendi devletimizi kendimiz yönettiğimiz zaman göreceğiz ki hiçbir sorun kalmayacaktır.


            Bir sorunu çözerken önce sebeplerine inmeliyiz. Niye bu hale düştüğümüzü araştırmalıyız. Bu durumun onlarca, yüzlerce iç ve dış sebeplerini sayabilirsiniz. Ama hiç şüphesiz bu durumun yani kan ve gözyaşının en önemli sebebi dış güçler yani Batı ve onların işbirlikçi uşaklarıdır.

            Hani çocukluğumuzda bir çizgi film vardı çoğumuzun hatırladığı. “Varyemez Amca.” Gözlerinde dolar işareti olan ördek. Gözler fıldır fıldır döner ve sonunda dolar işareti olurdu. Varyemez Amca, bütün dünyaya para gözüyle bakardı. Bugünkü Batıyı düşününce aklıma Varyemez Amca geliyor. Batılı devletler de Ortadoğu ve Müslüman coğrafyaya bakınca petrol kuyuları görüyorlardır. Maalesef içinde bulunduğumuz bu durumun baş aktörleri Batı ve onun işbirlikçi uşaklarıdır. Bu coğrafyayı kafalarına göre bölmüşler, devletleri ele geçirmişler, başlarına da istedikleri gibi kullanabilecekleri kuklalar koymuşlar. Bu kuklalar sayesinde yeraltı kaynaklarını özellikle de petrolü kontrol etmişler, istedikleri gibi sömürmüşler ve hala da sömürmeye devam etmektedirler. Bu arada uşaklarını da ihmal etmemişler, onları da bu sayede zengin etmişler, maddi manevi her türlü desteği sağlamışlardır. Bunlara kukla deyip küçümsediğime bakmayın aslında kendi halkına zulüm eden birer eli kanlı zalimlerdir.


            Emperyalist güçler ve küresel Karun’lar bu petrol kaynaklarını rahatça sömürebilmek için bu toprakları kan ve gözyaşına mahkûm etmişlerdir. Batı sömüreceği coğrafyayı kafasına göre şekillendirmeyi ve o coğrafyadaki halklar arasına nifak tohumları atarak kendi istediklerini istediği gibi elde etmeyi kendisine bir hedef olarak belirlemiştir. İçinde bulunduğumuz durum tamda onların istediği bir ortamdır. Ve onlar bu durumun devam etmesi içinde ellerinden gelen her türlü oyunu ve hileyi büyük bir maharetle sergilemektedir.


            Batı kendi kavramları ile bir Müslüman imajı çizerken, kendi çizdiği sınırlara yerleştirdiği uşaklarıyla halka zulüm etmektedir. Bu sınırları dün İngiltere çizerken, bugün Amerika çizmeye çalışmaktadır. Bu duruma bir dur demediğimiz müddetçe zalimlerin ismi değişir ama zulüm değişmez. Ama Müslüman dünyasında ki son yaşanan olaylar özellikle de Ortadoğu’da yaşanan olaylar bende umut ışığı doğurdu. Bu coğrafyada artık bir şeyler değişecek ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Batı olayları kendi lehine döndürmeye çalışsa da ya da kendi yönlendirmeye kalkışsa da kazanan eninde sonunda Müslüman dünyası olacaktır. Plan yapıcılar bütün bu olayları kurgulasalar da olaylara karışan gençler davalarında samimiler. Ve bu samimiyet eninde sonunda meyvesini verecektir. Çünkü onları harekete geçiren mevcut duruma bir isyandır. Müslüman dünyası mukaddes yolda kutlu yürüyüşe başlamıştır ve inşallah eninde sonunda hedefine ulaşacaktır. Necip fazıl’ın dediği gibi:


    “Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes
    Ey kahpe rüzgâr artık ne yandan esersen es...”


            Bütün bu olaylar yaşanırken bize düşen en önemli görev bütün ön yargıları ortadan kaldırarak Müslümanların kardeş olduğu gerçeğini kabullenmektir. Bu coğrafyada halkların birbirlerine düşman olduğu ve sevmediği algısı dış güçlerin bir oyunu ve yalanıdır. Sadece bu yalanı bile bozmak bütün oyunları bozmaya yetecektir.