Erbakan Hocamıza Çok Şey Borçluyuz

e-Posta Yazdır PDF

Ben Memduh Ergin. Nam-ı diyar Hasan Başar. Yıllarca bu isimle kaleme aldım yazılarımı ve sizler bu isimle tanıdınız beni. Ama ben Memduh Ergin. Anadolu’nun ücra bir köşesinde dünyaya gelmiş, orta halli bir ailenin orta halli bir Anadolu çocuğu. Güzel Anadolu’nun büyük çoğunluğu gibi muhafazakâr bir ailede yetiştim. Ailem dine bağlı ama dindar değil. Herkes gibi dini eğitimimi köy ya da mahalle camisinde yaz tatillerinde işten güçten artan zamanlarda gittiğim Kur’an kursları sayesinde aldım. Ama bu kursların süreleri kısıtlı olduğu içinde anca namaz surelerini ezberleyebildim. Namaz surelerini ezberler tam Kur’an’a geçilecekken yaz tatili biter, okullar açılır dolaysıyla Kur’an eğitimim yarım kalırdı. Bu benim yaşadığımı Anadolu insanının büyük çoğunluğu yaşamaktadır. Bu da şunu gösteriyor ki, Anadolu insanı namazını kılacak kadar sure ezberler, aileden özel bir eğitim almazsa Kur’an bilgisi pat çat öğrenilen “Elif Ba’dan öteye geçemez. Yani bu coğrafya da yetişen ortalama bir Anadolu insanı Kur’an-ı Kerimi okuyamaz, anlayamaz. Anlamını dahi bilmedikleri surelerle namazlarını kılarlar. Onlar için din sadece namaz kılmak, oruç tutmak, kurban kesmekten ibarettir. Bu cümlelerimden sakın onları küçümsediğim ya da Müslüman olmadıklarını ima ettiğim anlaşılmasın. Ben onları bu halleriyle seviyor, sayıyorum. Ve dindarlıklarından da asla şüphe etmiyorum. Üstelik onlar bildikleri ile amel etmeye çalışan dindar insanlardır benim gözümde.


Sorun İslamiyet’i bu dar kalıplar içerisine sığdırmaya çalışan sorunlu zihniyetlerdir. Bu sorunlu zihniyet kasıtlı olarak İslamiyet’i bir asırdan fazladır camiye hapsetmiştir.  İslamiyet’i sosyal, siyasal, kültürel hayattan soyutlamaya çalışmıştır. Müslümanların Müslüman kimlikleri ile sosyal, siyasal, kültürel hayatta yer almamaları için ellerinden geleni yapmışlar ve yapmaya da devam ediyorlar. Bu sorunlu zihniyete göre İslamiyet ilerlemenin önünde engeldir. Dolaysıyla ben Müslüman’ım diyen herkes bu tür konulardan uzak durmalıdır. Onlar Anadolu insanının camiyle ev arasında mekik dokumasını istediler.


Ama birisi çıktı bu topraklardan. “Hayır” dedi. Bu kocaman bir yalan. İslamiyet’i dar kalıplar içerisine sığdıramazsınız. Evet, namazı kılacağız, orucu tutacağız, kurbanı keseceğiz. Başım gözüm üstüne. Amenna. Ama bunlarla yetinmeyeceğiz. Hayatın her alanında sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel alanlarda da var olacağız. Hem de Müslüman kimliğimizle. Bunun için rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız, bir gazetecinin söylediği gibi, hangi ortama girerse girsin “Selamın Aleykum” diyerek girmeyi kendisine düstur edinmiş bir kişiydi. O Müslüman kimliğini gizlemedi, bilakis davranışlarıyla, yaşantısıyla açıkça gösterdi. O, biz Anadolu insanına Müslüman kimliği ile var olmayı öğretti. Kendi tabiri ile “Milli Görüşe giren bir Müslüman, şuurlu bir Müslüman olarak çıkar.” Dedi ve Milli Görüşle tanışan herkese nasıl şuurlu Müslüman olunur, onu öğretti.


Prof. Dr. Necmettin Erbakan demek “Milli Görüş” demek. Hocamızın kurduğu ve sistemli hale getirdiği “Milli Görüş” düsturu sayesindedir ki ben ve benim gibi milyonlarca insan hayatı yeniden sorgulama fırsatı tanımıştır. Ben naçizane kendi adıma söylüyorum ama biliyorum ki benim gibi milyonlarca Anadolu insanı aynı şeyi paylaşıyordur. Ben “Milli Görüş”ü tanıdıktan sonra ruhumda, beynimde bir inkılâp yaşadım. Müslüman derdi ile dertlenmeyi, geleceğim adına, ülkem adına, dinim adına ne yapabilirimin derin kaygısını ruhumun derinliklerinde hissetmeye başladım. Onun içindir ki “Milli Görüş” sadece siyasi bir hareket değildir, olmamıştır ve olamazda.  “Millî Görüş, Türkiye'nin kendi insan ve ekonomik gücü ile kalkınabileceğini, öz değerlerini koruyarak, arkasına tarihinin verdiği kuvveti alarak daha hızlı adımlarla yürüyebileceğini savunur.”


Bir ömür boyu kendisini davasına adamış, büyük düşünmüş ve büyük düşündürmüş bir dava adamıdır Prof. Dr. Necmettin Erbakan. Kendi farkımıza varmamızı sağlamış bilge kişi. Memleket ve dünya üzerine hayaller kurmuş ve bu hayalleri bizlere aşılamaya çalışmıştır. Hayaller derken olmayacak şeyler değildir onun hayalleri. Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın hayalleri geçmişin parlak günlerini yeniden yaşama geçirmektir. O geçmişimizi çok iyi bilen, geçmişimizin büyüklüğünün farkında olan, geçmişle gelecek arasında köprü vazifesi gören bir dava adamıdır. 


Milli Görüş’ün ne olduğunu anlatan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, “Milli Görüş” adı üstünde milletimizin kendi görüşüdür. Bütün insanlığın bildiği gibi milletimiz asırlar boyu kaba kuvveti değil, hakkı üstün tutan bir zihniyetin temsilcisi olarak, insanlık tarihinin en büyük devletleri olan Selçuklu ve Osmanlı Devletlerini kurmuş, asırlar boyu insanlığa insan hakları, barış ve adaletin en güzel örneklerini göstermiş, şerefli, parlak bir maziye sahiptir” dedi.


“Milli Görüş”ün temeli şefkat ve sevgidir. Bundan dolayı gayesi önce Türkiye’deki 70 milyon vatan evladının, sonra da yeryüzündeki 6 milyar insanın hepsinin saadetidir. Türkiye’deki 70 milyon kardeşimizin hepsinin ve yeryüzündeki 6 milyar insanın hepsinin saadetini temin etmek için “Milli Görüş”: “Yaşanabilir bir Türkiye”, “Yeniden büyük Türkiye”, “Yeni bir Dünya” ideallerini gerçekleştirecek bir görüştür.”


Önce kendi ülkemizde kalkınmayı sağlayacak ama yetinmeyecek bütün insanlığın sıkıntılarına çare arayıp bütün dünyaya saadet ve huzur getirmeyi hedefler. Nerde bir zulüm ve işkence varsa karşı çıkılacak, güçlünün değil haklının yanında olunulacaktır. Şuanda dünya zulüm ve işkence içinde ise bunun en büyük sebebi Siyonizm’dir. Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız Siyonizm’in tehlikesine dikkat çekmiş bu uğurda da çalışmalar yapmış, kendisini davasına adamıştır. İsrail, Gazze katliamı yaparken bütün dünya ayağa kalkmış dünyanın çeşitli yerlerinde İsrail’i protesto gösterisi yapılıyordu. Ülkemizde yapılan bir gösteriye katıldığımda HAMAS lideri Halid Meşal’e canlı telefon bağlantısı kurulmuştu. O telefonda Halid Meşal, özetle; “Osmanlı adaleti istiyoruz.  II. Abdülhamit’in Filistin davasındaki haklı mücadelesinden bahsetmişti. Ve hasetsen Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a selam olsun demişti.”


Bu ülke, Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın kıymetini bilemese de, onu anlayamasa da O, davasına hizmet etmiş olmanın iç huzuruyla yıllarca insanlığa hizmet etmeye çalışmıştır. Bizler bilemesek de Müslüman dünyası bunu çok iyi biliyordu. Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız bir defasında; “Onların beni anladığı kadar benim milletim beni anlamadı.” diyerek sitem etmiştir. Ama kimseye küsmemiş, bilakis bıkmadan, usanmadan çalışmasına devam etmiştir. Çünkü O, biliyor ki devir durma devri değildir. Devir kötü ve Müslümanların aleyhine çalışıyor. “Irak'ta ölen bir tek çocuğun vebalini, yedi sülaleniz alnını secdeden kaldırmasa da ödeyemeyecektir.” Sözü ile sorumluluğumuzun ve vebalimizin büyüklüğüne dikkati çekmiştir.

Evet, Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız sorumluluğunun ve davasının büyüklüğünün farkındadır. O hep sorumlu bir devlet adamı edasıyla hareket etmiş, kişisel hırs ve ihtirasının peşinde koşmamıştır. II. Abdülhamit vakarıyla hareket etmiş, kardeşi kardeşe kırdırmamıştır. Elhamdülillah “Milli Görüş”ün elinde kardeşkanı yoktur. İnsanların sağcı solcu diye birbirlerini kırdığı bir dönemde dahi elini kana bulamamıştır. 28 Şubat sürecinde Refah Partisi kapatıldığında isteseydi milyonları sokağa dökebilirdi. Ama yapmadı. O, sorumlu bir devlet adamının yapması gereken şeyi yaptı ve o meşhur sözü söyledi. “Kimse bağırıp çağırmasın ille de bağırmak istiyorsa gitsin ormanda bağırsın.”


Evet, yazımın başında söylediğim gibi ben ve benim gibi milyonlarca insan onun sayesindedir ki bugün  “Yaşanabilir bir Türkiye”, “Yeniden büyük Türkiye”, “Yeni bir Dünya” hayalleri kurabiliyoruz. Bu anlamda ben ve benim gibi milyonlarca Anadolu insanı Hocamıza çok şeyler borçludur. Kendisinden Allah razı olsun. Mekânı cennet olsun. Bizler, bizlere aşıladığı bu şuurla onun ve dolaysıyla bizim en büyük hayalimizi: “Milletimizin saadeti ve selametini,  “Yaşanabilir Türkiye’yi”, “Yeniden büyük Türkiye’yi”, “Yeni bir dünyanın kurulmasını” gerçekleştirmek için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrada canla başla çalışacağımıza söz veriyoruz.