Aldatılmışlığın Acısı

e-Posta Yazdır PDF

         Son zamanlarda yaşanan olaylarla ülkenin üzerindeki sis perdesi ortadan kalkınca hakikatler gün yüzüne çıkmaya başladı. Özellikle kamuoyunda Ergenekon davası olarak bilinen davadaki kişi ve olaylarla ilgili olarak ortaya çıkan iddialar, duyduklarımız insanın kanını dondurmaya

yetiyor.  Bu ülkede insanımızın nasıl kullanıldığını öğrendikçe içerimden bir şeylerin koptuğunu hissediyorum ve kızgınlığım bir o kadarda artıyor. Milli, dini ve manevi değerlere sahip birisi olarak bu değerlerle alakası olmayanlar tarafından milli, dini ve manevi değerler referans gösterilerek aldatılmak gücüme gitti. Aldatılmak acıdır. İnsanı üzer; ama bireysel anlamdaki acı, toplumsal kıyım ve tahrip düşünüldüğünde bir hiç kalır.

             Bu memlekette insanların gelecekleri çalındı. Umutları, heyecanları çalındı. Birileri kendi menfaatleri için kullandı ve zamanı geldiğinde kaldırıp attı. Ne yazık ki bazıları dönüşü olmayan yola girdiler. Duyguları, düşünceleri çalındı ve zavallılar arkalarına dönüp baktıklarında geride koskoca bir yalan ve aldatılmışlık buldular. Zalimlere yardımcı olduk hem de seve seve ama bilmeden. Doğru olduğuna inandığımız ama aslında doğru olmayan yöntem ve tekniklerle.

 

            Bütün bunları öğrendikçe bütün bu senaryoları yazıp oynayanlara inanın kızmıyorum. Benim kızgınlığım kendimize. Şunu çok iyi biliyoruz ki tarihin her döneminde insanları kullanan birileri çıkmıştır ve bundan sonrada çıkacaktır. Allah (c.c)  Kur’an-ı Kerim’de, Peygamberimiz (s.a.v) hadislerinde bu durumu çok iyi açıklamaktadır. Beni asıl üzen insanımızın bilmeden bu insanların oyununa alet olmasıdır. Birileri bir yerlerde planlar kurarken bizler çelik çomak oynamışız. Sebepler üzerinde değil sonuçlar üzerinde durmuşuz.

            Peki, bu aldatılmışlığın altında yatan ne? Niye insanlar bu kadar çabuk kandırılıyor?

            Dünya üzerinde oyun oynanan mekânlar hep Müslüman topraklar. Hep başkalarının oyuncağı olmuşuz. Başkalarının bize yaptıkları yetmiyor gibi en çokta biz kendimize yapıyoruz. İşte en çok gücüme giden de bizim birbirimize yaptıklarımız.  Batılılar dışardan bir sorun atıyor ortaya, bizde tabiri caizse gaza gelip birbirimizi yemeye başlıyoruz. Evet, sorunlarımız var ama niye bu sorunları şiddete başvurarak çözüyoruz? Niye birbirimize tahammülümüz kalmadı? Başkaları bizleri kışkırtabilir. Ama niye biz hemen bu oyunun içerisine giriyoruz? Üzülerek ifade etmeliyim ki bunu söylemek ağrıma da gidiyor. Ama bu cahilliğimizden kaynaklanmaktadır. Oysa İslamiyet’in cahillikle nasıl mücadele ettiğini çok iyi biliyoruz.

            Aldatmanın altında yatan sebep menfaattir. Yani bir kişi, grup ya da topluluğun kendilerine yarar sağlamak gayesi vardır. İnsanları aldatmanın çeşitli yoları olmakla birlikte en çok başvurulan yöntem insanların güven duymalarını sağlamak ya da insanların kendileri için çok önemli olan şeylere referans yapmaktır. Bu referanslardan en önemlilerinden bir tanesi hiç şüphesiz dindir. Ve bu her zaman işe yaramıştır. Dini zararlı maksatlar için kullanmak bir takim cahilleri din ismi adı altında tahrik etmek büyük bir günahtır.

            Böylece insanların gerçekleri görmesine engel olurlar. Ve bu durumlarda insanlar bazı gerçekleri sorgulama gereği bile duymazlar. Sorgulamaya kalktıklarında suçluluk duygusuna kapılırlar. Oysa gerçekler öyle değildir. Olması gereken duyduklarımızı araştırıp öğrendikten,  akıl süzgecinden geçirdikten sonra kabul etmektir. Müslümanlar kendisini kullandırmaz ve başkasının oyuncağı asla olmazlar. Peygamberimiz (s.a.v): “Mümin bir delikten iki defa sokulmaz.” (Müslim, Fedail, 6: Tirmizi, Birr,16) diyerek bu hakikati dile getirmiştir.

            Aldatılmakta en önemli olgu güven duygusudur. İnsan güvendiği insanlar tarafından daha çabuk kandırılabilir ve aldatılmaya daha müsaittir. Biz Allah için yaşar, Allah için sever ve Allah için ölürüz.  Ve biz Müslümanları Allah için sever ve onlara Allah için güveniriz. Biliriz ki Müslüman’dan çevresine asla zarar gelmez. Biz saf olduğumuz içindir ki herkesi kendimiz gibi sanırız. Oysa bütün herkes bizim gibi değil. Kendi menfaatleri için yapmayacakları hainlik yoktur. Ebu Kilabe Radıyallahu anh. Ebu Davut “Senin doğru söylediğine inanan bir adama yalan söylemen, en büyük hainliktir.”

            “Ahir zamanda dünya menfaati için dini alet eden riyakârlar çıkar. Sözleri baldan tatlıdır. Bunlar kuzu postuna bürünmüş birer kurttur”. (Tirmizi) Peygamberimizin (s.a.v) belirttiği gibi etrafımızda kuzu postuna bürünmüş aşağılık hain insanların olabileceği gerçeği ile hareket etmeliyiz. Bilgi kirliliğinin yaşandığı şu zamanlarda uyanık olmalıyız. İnsanlara güveneceğiz ama yüzde yüz onların kontrolünde kalmayacağız. Kime ne kadar güveneceğimizi iyi ayarlamalıyız. Refik Halit Karay: “Biri sizi bir defa aldatırsa suç onundur. İkinci defa aldanırsanız bilin ki suç sizindir.” der.

            Başkalarından öğrendiğimiz dini bilgilerle kaldığımız müddetçe insanlarımız kandırılacaktır. Yani din gerçek kaynağından öğrenilmediği müddetçe bu yalan yanlış bilgilerle bizleri kandıran çok olacaktır. Günümüzde bilgi kirliliğinin yaşandığı bir ortamda bilgiler iyice öğrenilmeden harekete geçmemeliyiz.

            Doğruları öğrenip kendi doğrularımızı ortaya koyacağız. Daha sonra bu bilgi ve davranışları İslamiyet’le bezeyip oluşturulan bu doğrularla kıyaslayacağız. Uymuyor ve altında art niyet yatıyorsa mücadele edeceğiz. Ama bu mücadele asla şiddetle olmamalıdır.

            İnsan ne kadar kendini yetiştirmenin gereksinimlerini yerine getirmediği müddetçe kandırılmaya müsait bir yapıdadır. Kulaktan dolma bilgilere inanır ve ona göre hareket edersek etkilenmeye açığız demektir. Çünkü senin bilgin karşı tarafın sana anlattığı kadardır. Yani edilgin durumdasın. Etkin durumdaki kişinin insafına kalmışsın demektir. Karşı taraf iyi niyetli ise ne ala yok art niyetli ise eyvahlar olsun. Ki tarih bunun örnekleri ile doludur. Bu topraklarda Müslüman din adamı rolündeki misyonerlerin çalışmasını hepimiz bilmekteyiz.

            Günümüzde bilgi enformasyonu yaşadığımız bir zamanı yaşıyoruz. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmemiz mümkün değildir. Peki, bu durumda ne yapmalıyız. İşte yapmamız gereken en önemli şey ihtiyatlı olmaktır. Sonradan pişman olacağımız olaylara karışmaktan imtina etmeliyiz. Evet, hakikatleri öğrendiğimizde içimiz burkulacak ama kendimiz ve toplum için zararlı eylemlerden kaçınmış olacağız. Böylece onların oyununa gelmemiş olacağız. Olaylara karşı vereceğimiz tepkiler çok önemlidir. Bir anlık öfkemiz telafisi olmayan neticeler doğurabilir. Onun içindir ki sakin davranıp sabırlı olmalıyız. Soğukkanlılığımızı hiçbir zaman kaybetmemeliyiz.

            Tahammül sınırlarımızı genişletmeliyiz. Herkesin bizim gibi düşünüp davranmasını bekleyemeyiz. Günahıyla sevabıyla herkes davranışlarından sorumludur. İnsanları değiştirmek yerine olduğu gibi kabul etmeliyiz. Her insan şahsına münhasırdır ve kendi doğruları vardır. Bu hayatta önemli olan inandığımız doğruları kendi hayatımıza uygulayıp uygulayamadığımızdır. Çünkü herkes öncelikli olarak kendisinden sorumludur. Başkaları bizi değiştirmeye kalkıştığında tepkimiz ne olurdu? Başkaları inandığımız doğrulara müdahale etseydi eminim hiç hoşumuza gitmezdi.
Şiddet acizliğin ifadesidir. Aklın ve mantığın bittiği yerde başlar. Kendine güvenmeyen özgüvenden yoksun insanlar şiddete başvururlar. Önemli olan bilmek değildir. Bunu davranış haline getirebilmektir. Duygularımıza hâkim olmalıyız. İnsanları eyleme geçiren bilgileri değil duygularıdır. Duygularımız aklımızın önüne geçerse ki son zamanlarda maalesef böyle olmaktadır. O zaman hata yapma riskimiz çok artmaktadır.