Kanuni’lere Sahip Çıkmak

e-Posta Yazdır PDF

Milli ve manevi değerlerimiz vardır, bizi biz yapan. Bize kimlik veren, kişilik veren değerlerimiz. Onlar bizim kutsalımızdır. Gözümüz gibi bakarız. Kalbimizde, ruhumuzda apayrı bir yeri vardır. Bu değerler dindir, dildir, namustur, memlekettir, gelenektir, görenektir, şahıslardır. Bu değerler bizim için saftır ve hep öyle kalmasını isteriz. Onlara yapılan bir saldırı bizi derinden üzer. Milli ve manevi değerlerimiz son zamanlarda küçük hesaplar, kişisel çıkarlar için ya da toplumu yozlaştırmak maksadıyla kasıtlı olarak yok edilmeye çalışılmaktadır.

   Bizler bu duruma mukaddesimizi korumak adına ister istemez tepki veriyoruz. Bu değerlere önem vermeyenler bu tepkiyi küçümseyebilirler. Abarttığımızı düşünebilirler. Canım ne olacak sanki diyebilirler. Unutmayalım ki yozlaşmada bu şekilde başlamaktadır. Onun için milli ve manevi değerlere bağlı biz muhafazakâr kesim, milli ve manevi değerlerimize karşı yapılan her türlü saldırıya bize yakışan edep dairesinde karşı koyacağız.   Bizler “Muhteşem Yüzyıl” dizisini milli ve manevi değerlerimize karşı yapılan bir saldırı olarak algılıyoruz. Bu toplumun yüzde doksanı için önemli bir yere sahip bir şahsiyet  Kanuni Sultan Süleyman ve onun şahsında 600 yıl cihana adaletle hükmetmiş bir devlet yani Osmanlı küçük hesapların ya da bilinçli bir propagandanın kurbanı edilmeye çalışılmaktadır. İnsanların kafasındaki olumlu Osmanlı imajı yıkılmaya çalışılıyor.  Bunun içinde kullanılan unsur maalesef artık kabak tadı da vermeye başlayan ve oryantalist algılamalarla bezenmiş, yalan ve yanlışlarla dolu harem olgusudur.

   Belden aşağıya vuruyorlar. Koskoca Osmanlıyı, başka eleştirecek yön bulamayınca, saçma sapan düşüncelerle ve aslı astarı olmayan yalanlarla hareme cinsel çağrışımlar yükleyerek vurmaya çalışıyorlar. Okuyucularımdan özür diliyorum ama demeden geçemeyeceğim. Harem adeta, neyse terbiyem el vermiyor ama siz anlayın işte. Bir de bu konuda ahkâm kesenler var ya kahrediyorlar beni. Bir konuşmaya başladıklarında mangalda köz bırakmazlar. Ve bizleri gericilikle ve ön yargılı olmakla suçlarlar. Ama aynı şeyleri kendileri için yapmaya başlayın başlarlar kıyameti koparmaya. Yok, efendim insan hakları, özel hayatın gizliliği esasları falan filan başlarlar nutuk çekmeye. O zaman sizler niye karışıyorsunuz insanların özel hayatlarına. Sizler niye padişahlarımızın özeline giriyorsunuz. Bahsettiğiniz kişiler roman kahramanı hayali kişiler değil. Bir döneme damgasını vurmuş benim, her ne kadar beğenmesen de hor karşılasan da senin atan Kanuni Sultan Süleyman ve onun İslamiyet’e aşkla şevkle hizmet etmiş muhterem eşi Hürrem Sultan. Bu diziyle öyle bir Hürrem Sultan imajı çizildi ki zavallının mezarda kemikleri sızlamıştır.


Bir de çıkıp ukala ukala ‘efendim bunlar mantar mı ki, kendi kendilerine çoğalmadılar ya’, diyerek kendilerini savunmaları yok mu? Ukalalıkta ve pişkinlikte sınır tanımıyorlar. Bende diyorum ki onlar mantar değildi. Sende mantar değilsin. O zaman sende çık nasıl çoğaldığını anlat bütün dünyanın önünde. Her insan da şehvet var. Herkesin kendisine göre bir aile yaşantısı ve ilişkisi var. O zaman çıksın anlatsın. Ayıptır ya ayıp ayıp! Kendinize saygınız yok, hiç olmazsa geçmişinize, atanıza saygınız olsun.

   Osmanlı düşmanlığı yetti artık. Osmanlı cehaleti yeter. Atalarımıza atılan iftira artık kanımıza dokunmaya başladı. Bu ne kin, bu ne öfke? Ne yapmış Osmanlı yüzümüzü kızartacak. Ecdadımı cani, şehvet düşkünü, cahil bir nesil gibi göstermek sizi yüceltmez. Osmanlının dünya görüşü, yaşantısı, ahlakı sana uymayabilir. Onu benimsemeyebilirsin. Ama bu sana hakaret etme, iftira atma hele küçük düşürme hakkını hiç vermez.


Kusura bakma kimse bizden bu konuda anlayış beklemesin. İstiklal ve İslam şairi Mehmet Akif’in dediği gibi, gelenin keyfi için geçmişimize sövemeyiz ve de sövdürmeyiz.

   Âlimin zikri neyse fikri de o olurmuş hesabından günümüz insanı dünyayı şehvet penceresinden seyrettiği için haremi de böyle bir yer olarak düşünüyor. Düşünüyor diyorum çünkü bu konuda elde kesin hiçbir delil yok. Çünkü harem adı gibi dış dünyaya haram. Haremle ilgili olarak günümüzde anlatılan şeylerin büyük çoğunluğu yalan ve uydurma şeylerdir. Hiçbir sağlam bilgi ve belgeye dayanmaz. Osmanlı üzerine araştırıma yapan bu işin üstatlarının birleştikleri temel nokta da budur. Haremle ilgili olarak yapılan cinsellik vurgusu oryantalist çalışmaların ürünüdür ve tamamıyla uydurma şeylerdir.

   Gelelim işin aslına. Harem sözlük anlamı olarak: “Herkesin giremeyeceği, değerli, saygı duyulan kutsal yer; Müslüman evlerinde, yabancıların girmesi yasak olan, kadınlara ayrılmış daire veya bölme; erkeğin karısı, eş.” (İslami Terimler Sözcüğü)

   “Harem lügatte korunan, mukaddes ve muhterem yer anlamına gelir. Ev, konak ve saraylarda genellikle iç avluya bakacak bir şekilde planlanan, kadınların yabancı erkeklerle karşılaşmadan rahatça günlük hayatlarını sürdürdükleri kısımdır. Osmanlı da ise harem başlı başına bir kurumdur. Devlet içinde iki temel fonksiyonu vardır. Birincisi Padişahın özel yaşamını sürdüğü ve eş bulduğu yerdir. Fatih’le birlikte şehzadeler yabancı hanedanlarla evlenmeyi bıraktıklarından bu çok önemli ve hanedanın devamı için vazgeçilmez bir fonksiyondur. İkincisi bir okuldur. Enderun mezunu devşirme gençlerle sarayda eğitim almış cariyelerin evlendirilmesiyle eğitime dayanan bir aristokrasi kurulmuştur. Padişaha ve hanedana bağlı bir aristokrasi yaratılmasını sağlamak için cariyelerin eğitilmesini sağlayan kurumdur.

   Osmanlıda harem herkesin giremediği bir ortamdı. Sözcük olarak ‘dokunulmaz, kutsal’ anlamına gelir. Bilinenin aksine Osmanlı’da ‘Harem-i Hümayun’, devlet adamları yetiştiren ‘Enderun’ mekteplerine paralel bir kurumdu.”


“Osmanlı Kadını” kitabının yazarı Aslı SANCAR, Haremle ilgili olarak şunları söylemektedir: “Her şey çok disiplinliydi. Çok ciddi bir protokol vardı. Kızlar saraya getirilir getirilmez İslam’ın temel ilkelerini ve ibadetlerini öğrenirlerdi; beş vakit namazlarını kılmaları gerekirdi. Bunun yanında Kur’an okumayı da öğrenirlerdi.

   Saray haremindeki kadınlar ibadetlerini büyük bir bağlılık ve özen içinde ifa ederlerdi. Padişaha cariye olabilecek güzelliğe ve cazibeye sahip olanlara okuma ve yazma da öğretilirdi. Musiki yeteneği olanlara belli bir sazı çalma, şarkı söyleme, raksetme eğitimi verilirdi. Dikiş dikmeyi, dantel ve örgü örmeyi de öğrenirlerdi. Saray terbiyesini yerli yerinde almaları sağlanırdı. Padişah ya da şehzade eşi olmayan, haremin yönetici kadrosu içinde yer almak istemeyen cariyeler dokuz yıllık hizmetin ardından özgürlüklerini isteyebilirlerdi. Bunun üzerine kendilerine bir azatlık belgesi verilir, evlenmeleri için biri bulunur, çeyizleri ile birlikte ev de verilir, ayrıca maaşa bağlanırlardı.”


   Yine Aslı SANCAR, Haremle ilgili olarak şunu söylüyor: “Harem bir kadın için çok üstün bir kariyerdi. Bu yüzden bugün herkesin Harvard’a gitmek istediği gibi, herkes saraya girmek istiyordu. Saray istikbale açılan bir kapı olarak görülüyordu. Enderun’da erkekler de eğitilir, yetiştirilir, devlet kademelerinde ya da asker olarak görev alırlardı. Bu iki grup Osmanlı toplumunun elit tabakasını oluşturuyordu. Topluma karıştıklarında saray kültürünü yayıyorlardı.”

   Yukarıdaki tanımlardan ve açıklamalardan da anlaşılacağı üzere harem her şeyden önce bir mekteptir. Osmanlı Enderun okullarında devlet için asker ya da devlet adamı yetiştirmektedir. Devletin önemli kademelerinde görev yapacak bu kişiler içinde eş olması için haremde kızlar yetiştirilmektedir. Üstelik Fatih Sultan Mehmet’ten sonra padişah eşleri dahi haremden seçilmektedir. Yani Osmanlı Enderun ve Harem okullarıyla karı koca tam bir saraylı sınıf yetiştirmektedir. Yani günümüzde bazılarının düşündüğü gibi harem sadece padişahların 300–400 cariyeyi karşısına dizip içinden bir ya da birkaçını seçip zevk ü sefa hayatı yaşadığı bir yer değildir. Böyle düşünmek, bunu ima dahi etmek insafsızlıktır, cahilliktir her şeyden önce atalarımıza ve onların aziz hatıralarına karşı saygısızlıktır. Sizler onlara saldırdıkça bizler onlara sahip çıkacağız. Çünkü onlar bu milletin gönlünde apayrı bir yere sahiptir ve hep öyle de kalacaktır.