Dünya Yalana Teslim

e-Posta Yazdır PDF

Dünya yalana teslim. Hem de koskoca bir yalana. Bu yalanın baş aktörü kim? Avrupa.  Avrupa, dünyaya üstün bir Avrupa medeniyeti imajı çizmektedir. Avrupai hayat allanıp pullanıp dünyaya servis ediliyor. Hakikatler karartılıyor. Aslında olmayan şeylerin varmış gibi algılanmasını istiyorlar. Kendilerince insanlığı kandırmaya çalışıyorlar. Süslü, güzel laflar, sahte gülücükler arkasına saklanmış vahşi bir zihniyet. Avrupa zihniyeti. Girdikleri her yerin kanını emerek çıkan, kan emici zihniyet. Gerçek yüzleriyle görünmezler bizlere, çünkü o zaman bakacak yüzleri olmaz. Maskeli yüzlerle dünyanın gözlerini boyarlar.  Bütün dünyaya öyle bir imaj çizerler ki kendi medeniyetleri dışında ki medeniyetler sadece kendilerine benzerlerse kurtuluşa, felaha erebilirler.

 

 

Ben bizim medeniyet ile Avrupa medeniyetini kıyaslamak gibi bir gaflete düşmem. Çünkü bizim yaptıklarımıza onların hayali bile yetmez. Şu anda içinde bulunduğumuz medeniyet ufak tefek aksamalar olsa dahi inanın onların medeniyetinden kat be kat daha üstündür. Bizler öyle bir dinin mensubu ve Peygamberin(sav) ümmetiyiz ki fazla söze gerek var mı? Allahın(cc) kelamı Kur’an ve iki cihan güneşi Efendimizin(sav) kaynağından fışkıran bir medeniyet bütün dünyaya selamet ve huzur getirmiştir ve bundan sonra da getirmeye devam edecektir. İslam medeniyetini uzun uzun anlatmayacağım. Benim asıl üzerinde durmak istediğim nokta, İslam medeniyetini karalayarak batı medeniyetini üstün gösterme gayretidir.

 

 

En başta söylediğim gibi Avrupa kendilerini dünyanın cazibe merkezi olarak gösterir. Demokrasinin, insan haklarının, özgürlüğün, eşitliğin, modernitenin merkezi. Avrupa bu konuda tabiri caizse milliyetçidir. Avrupa medeniyetini ayakta tutmak, bu imajı güçlendirmek için çeşitli argümanlar kullanırlar. Bu argümanlardan en önemlilerinden bir tanesi de Nobel ödülleridir. Ne kadar tirajı komik değil mi? Dinamiti bularak insanlığa en büyük kötülüğü yapmış ve bu sayede zengin olmuş birisi adına ödüller vermek.

 

 

İsveç Akademisi edebiyat ödüllerini verirken her ne kadar şu ya da bu gerekçelerle verdik dese de yine yalan. “İnsanlar için en faydalı eseri yazan, edebiyat dalında en ideal yönde en başarılı eseri veren edebiyatçıya verilmesi.” Bu gerekçe dünyayı kandırmak için kullandıkları yüzlerce süslü yalanlardan sadece birisidir.  Amaç tamamıyla siyasi ve politik. Eser Avrupa’dan birisine verilmişse kendi kültürlerine ve medeniyetlerine katkı sağladığı içindir. Mesela 1953 yılında Nobel Edebiyat Ödülü Winston Churchill’e verilmiştir. Bilin bakalım gerekçesi ne: “Yüksek insani değerleri savunan konuşmaları.” Yalaaan! Zannediyorum Churchill’in kim olduğunu söylememe gerek yok. Churchill’in sadece bir cümlesi bile onun ne kadar vahşi bir ruha sahip olduğunu gösterir: “Uygar olmayan kabilelere karşı zehirli gaz kullanılmasını şiddetle destekliyorum.” Alın işte size hakikat.

 

 

Eğer ödül batı dışında birilerine verilmişse ödülü alan kişi kesinlikle içinden çıktığı toplumu ve kültürü karalamıştır. Ne hikmetse Avrupa dışında ödül alanların tamamı kendi toplumuyla kavgalı ya da topluma muhalif kişilerdir. Zaten ödülü almaya hak kazanmalarındaki asıl hakikatte budur. Bu gerçeği gören iki kişi bu ödülü almayı reddetmiştir. Birisi Rus yazar Boris Pasternak diğeri de Fransız yazar J Paul Sartre’dir. Boris Pasternak Rusya’da komünizm rejimi muhalifi olduğu için ödüle layık görülmüştür. Ama kabul etmez ve gerekçesini de şöyle bildirir: “Romanımın çerçevesinde gelişen siyasi kampanyanın kazandığı boyutları görünce ve Nobel ödülünün bana verilmesinin çok çirkin sonuçlara varan siyasi amaçlı bir karar olduğu kanısına varınca kimsenin zorlamasıyla değil kendi irademle ödülü reddettiğimi belirtirim.”

 

 

Ünlü Fransız düşünür ve edebiyatçı J Paul Sartre: “Alçaklar beni satın almak istiyorlar ben hiçbir kuruluşa bağlı değilim.” diyerek ödülü reddetmiştir. J Paul Sartre’nin bu şekilde söylemesinin nedeni Fransa’nın Cezayir’i işgal etmesine karşı çıkmasıdır. Güya onu bu şekilde susturabileceklerini sanıyorlar.

 

 

Gelelim İslam dünyasına. İslam dünyasından bu ödülü alan toplam beş kişidir. Bizden Orhan Pamuk almıştır. O da “Türkler 1 milyon Ermeniyi kesti” dediği içindir. Sadece bu cümle bile İslam ve Türk medeniyetini karalamaya ve barbar göstermeye yetmez mi? Fazla bile. Ha bu arada ödül verildiğinde gerçekler her zaman ki gibi süslü gerekçelerle gizlenmiştir: “2006 Nobel Edebiyat Ödülü 'Kentinin melankolik ruhunun izlerini sürerken kültürlerin birbiriyle çatışması ve örülmesi için yeni simgeler bulan' Orhan Pamuk'a verilmiştir.” “Batı nezdinde şöhret sahibi olmak istiyorsanız, ‘Müslümanlığı aşağılayın, Türklüğe hakaret edin, Müslüman dünyanın değerlerini hafife alın, bu dünyanın neden geç batılılaştığını anlatın literatüre girersiniz.”

 

 

İslam dünyasında edebiyat ödülünü ilk alan yazar Mısırlı Necip Mahfuz’dur. Onun özelliği ne? Yine sihirli formül. İslam düşmanlığı. “Cebelawi Çocukları” ile İslam’ın değerlerini Hz. Muhammed(sav) e hakaret içeren üslupla anlatmasıdır.

 

 

Nobel edebiyat ödülünden bahsetmişken Naipul’a ayrı bir başlık açmak istiyorum. Kimdir bu Naipul. 2001 yılında Nobel edebiyat ödülünü almış Hind asıllı bir İngiliz yazar.  Kendi adıma söyleyebilirim ki daha düne kadar kim olduğunu bilmiyordum. Ta ki 25-27 Kasım tarihleri arasında İstanbul’da yapılan Avrupa Yazarlar Parlamentosunun onur konuğu olarak davet edilene kadar. Başta Hilmi Yavuz olmak üzere onur ve insaf sahibi olanlar İslam düşmanı Naipul’un Müslüman bir memlekette, İslam medeniyetinin en önemli şehirlerinden birinde yani İstanbul’da düzenlenen Avrupa Yazarlar Parlamentosunun onur konuğu olarak davet edilmesini içine sindirememiş ve haklı olarak tepki göstermiştir. Müslümanlara hakaret eden birisini Müslüman bir ülkede düzenlenen bir organizasyona onur konuğu olarak çağırmak aymazlığını ancak Avrupalılar ya da Avrupa uşağı art niyetli zihniyetler yapar.

 

 

Bu şahıs yani Naipul ününü, şöhretini ve Nobel edebiyat ödülünü İslam düşmanlığına ve İslam medeniyetine karşı aldığı tutuma borçludur. Ama yine hakikatler süslü laflarla gizlenmiştir. Ödülü almasına sebep olarak şu gerekçe gösterilmiştir:"Bize bastırılmış tarihin varlığını göstermeye çalıştığı eserlerinin, dürüst araştırma ve her iki tarafa eşit mesafeli anlatıya sahip olduğu için."  Ödülünü aldığı tarihte manidardır. 11 Eylül saldırılarının yapıldığı yıl yani 2001 yılı. İslam dünyasının dışında özellikle de Batı dünyasında İslam düşmanlığının zirve yaptığı bir tarih. Gelelim Naipul’a ve onun İslam ve İslam medeniyeti hakkında söylediklerine. İslam ve İslam medeniyeti hakkında ne söylemiş ki uşaklığını yaptığı efendileri onu ödüle layık görmüşler:

 

 

`İslamiyet, yalnızca zorluktan kaçıp sığınılan bir barınaktı (Müslümanlar için); yaratıcı değildi; hiçbir şeyi başaramıyordu; tıpkı bir parazit gibiydi`

 

 

 “Bu din, bütünüyle yararsız bir coşku uyandıran bağnazlık dini`dir”

 

 “Müslümanlar, 'geri zekâlı', 'yaratıcı olamayan', 'hiçbir şeyi başaramayan' bir güruh,”

 

 

Edward Said’in Naipaul’un ‘Nehrin Dönemeci’ adlı romanına dair tespitleri; “Bu roman oryantalizmin Müslüman algısına örnektir. Ona göre Müslüman imajı “sinsi”, “terörist” ve “kana susamış ayak takımı”ndan ibaretti’’Avrupa’nın gözündeki Müslüman imajı Edward Said’in tespitlerindeki gibi “sinsi”, “terörist” ve “kana susamış ayak takımı”dır.   Bütün herkesi de böyle olduğuna inandırmaya çalışıyorlar. Bu amaca hizmet eden herkesi de ödüllendirirler.

 

 

Naipul ve onun gibileri görünce aklıma Londra’daki imam geliyor. Londra’da camiye yeni atanan bir imam hep aynı yolu kullanarak camiye gider gelirmiş. Hep aynı güzergâhı kullandığı içinde gidip gelirken aynı dolmuşa binermiş. Bu dolmuşun şoförü bir gün para üstünü fazla vermiş. İmam verip vermeme noktasında tereddüde düşmüş: “Canım ne olacak ki, zaten çok kazanıyor, bu para onun için bir şey ifade etmez ki.” diye düşünüyormuş. Ama sonuçta doğru olanı yapmış ve paranın üstünü vermiş. Dolmuş şoförü:

 

 

 “Siz şu camiye yeni atanan imam olmalısınız. Ben de İslamiyet’i öğrenmek ve İslamiyet hakkında bilgi almak için sizin yanınıza gelecektim. Bu parayı size kasıtlı olarak fazladan verdim. Bir Müslüman olarak ne yapacağınızı merak ettim.” demiş.   İmam dolmuştan indikten sonra:  “Allah’ım sana şükürler olsun, hata yapmama engel oldun, yoksa 20 kuruşa dinimi satacaktım.”

 

 

Evet, sevgili okuyucularım ben, bu ve buna benzer insanları gördükçe şan ve şöhret uğruna dinini, kültürünü satan insanları görüyorum. Unutmayın ki sizler onlara hizmet ettiğiniz müddetçe değerli olursunuz. Ama bu değer efendisinin kölesine duyduğu değerden farksızdır. Çünkü sizlerin yaptığı sadece efendisine hizmet etmektir.