Kanımızla Sulanan Emeller

e-Posta Yazdır PDF

Nasrettin Hoca bir gün saz çalmaya karar vermiş almış sazı eline başlamış çalmaya. Saz çalarken hiç elini oynatmıyormuş. Bu durum yanındakilerin dikkatini çekmiş: “Hocam siz saz çalarken hiç elinizi oynatmıyorsunuz, hep sabit tutuyorsunuz. Oysa başkaları çalarken sağa sola hareket ettiriyorlar.” Demişler. Nasrettin Hoca da onlara şöyle demiş: “Onlar benim tuttuğum yeri arıyorlar.”

   Son 200 yıllık siyasi ve sosyal hayatımız incelendiğinde hep bir arayış içerisinde olduğumuz görülecektir. Bozulan sosyal ve siyasal hayatımızı nasıl düzeltiriz arayışı. Hayatımızı nasıl düzeltiriz arayışı içerisindeyiz ama niye bozulduğunun sebebini araştırmayız. Sebeplerden ziyade sonuçları üzerinde duruyoruz. Oysa doğru teşhis konulmadan tedaviye başlanılmaz. Bence sorunların ortaya çıkmasının sebebi gerçek İslamiyet’ten uzaklaşmadır. İslamiyet’ten uzaklaştıkça sorunlar yumağı daha da arttı. Çözüm için aranan İslamiyet dışı her arayış sorunları çözmek yerine daha da karmaşık hale getirdi.
   Evet, sorunların çözümü için yapılan bütün aramaların sonucu da İslamiyet’e çıkar. Bir gün mutlaka herkes bu noktada buluşacaktır. Din mükemmeldir. Eğer bir yerde hata varsa bu dinin kendisinde değil bizdedir. Sorun bizim İslamiyet’in özünden uzaklaşmamızdır. Bazı aydınlarımızın söylediği gibi din sorunların kaynağı değildir. Bizler kurtuluşun reçetesi gerçek İslamiyet dedikçe dinci ve örümcek kafalı gibi yaftalar yedik. Kasıtlı olarak ortaya atılan bu dinci kelimesini şahsım adına doğru bulmuyorum. Bizler dinci değil müslümanız. Dinci tabiri İslamiyet’i politik bir öğeye dönüştürüyor. Bir ideolojiye indirgiyor. Oysa İslamiyet her şeyin üstündedir. Diğer dinlerin, izmlerin, “ci cu” eki eklenmiş kavramların üzerindedir. Onların seviyesine indirgemek İslamiyet’in evrenselliğine ve kavrayıcılığına zarar verir. İslamiyet bir dindir ve herkes için gereklidir.

   Hiçbir zaman başka din, fikir ve izimler İslamiyet’le boy ölçüşemez. Bu durum bize zarar vermek isteyenler tarafından da çok iyi bilindiği için işe önce İslamiyet’i özünden uzaklaştırmayla başlamışlardır. Özünden uzaklaştırılmış bir İslamiyet dış etkilere daha açıktır. İnsanlarda kullanılmaya ve kandırılmaya daha müsaittir. Beyinler ve irade başkalarının ipoteği altına girer. Olayları ve durumları sorgulamaz. Mantıksal değil duygusaldır. Mantık olmayınca analizler derinlemesine yapılamaz. Bütün bunların sonucu fikri ve zihni alt yapımız iyice sığlaştı. İslamiyet’ten uzaklaştıkça düşünce derinliğimizi de kaybettik.

   Bunun doğal sonucu da birbirimizden uzaklaştık ve kendimize sahte kaleler( dinci, milliyetçi, sosyalist, komünist kaleler) kurduk. Herkes kendi kalesine çekildi. Her kale kendi kahramanını yarattı. Savaşlar bu kahramanlar üzerinden yürütüldü. Bu kahramanların her söylediği doğru kabul edildi, sorgulanmadılar. Bizlerden her anlamda tam itaat istendi ve gerçekleştirildi de.  Kendi kahramanlarımızı sevgilisinin kusurlarını göremeyen genç delikanlılar gibi gördük. Onlar kusursuz mükemmel kişilerdi ve asla yanılmazlardı. Bizim dışımızdaki diğerleri ise haindir. Yani bizim için hayat siyah beyazdır. Birbirimizi beşer olarak göremez olduk. İnsani yönlerimiz hep görmezlikten gelindi. Çoğu zaman kafamızdaki imajlar belirledi ilişkilerimizi. Bu imajlar bizi o kadar sarıp sarmalamıştır ki öyle olduğuna inandığımız insanların imajının dışında bir davranış sergilediğinde şaşırırız. Solcu olarak bildiğimiz bir insanın oruç tuttuğunu öğrendiğimiz de mesela.

   Biz birbirimizi bize çizilen profilleri ile tanıdık. Takdir edersiniz ki çizilen bu profiller kin ve düşmanlık üzerine kurulmuştur. Bizleri birbirimize karşı ön yargılarla donatmıştır. İlk defa bir komünistle karşılaşan köylü Mehmet Emmi; “ Aaa! Bu da bizim gibi insanmış ya laa.” tepkisini vermesini başka neyle izah edeceğiz. Bu istisnasız her kes için geçerlidir. Bir solcunun Müslümanları örümcek kafalı olarak nitelemesi aynı mantığın ürünüdür. Bu örümcek kafalı imajının içini istediğiniz gibi kötü imajlarla doldurabilirsiniz.

   İster sağcı olsun, ister solcu olsun isterse dinci olsun, hepimiz bir şeye inandık. Ucube garabet kişiler vatanımızı elde etmek için çalışıyorlar. Ülke elden gidiyor. Ülke elden gidiyor bizim dışımızda da bu ülkeyi kimse kurtaramaz. Bizlerin görevi ne olursa olsun onlara engel olmaktır. Peki, kimdi düşman? Bu ülkeyi kimlerden kurtarıyorduk? Bu sorunun cevabı daha acı ya. Düşman bu memleketin çocukları. Yani hepimiz. Hepimiz bu memleketi birbirimizden kurtarmaya çalışıyorduk. Üstelik bunun için birbirimizi öldürmekten bile çekinmiyorduk. Çünkü biz birbirimizin düşmanıydık. Öyle olduğuna öyle inandırıldık ki. Bu memleketin üzerine karanlık ve kirli emelleri olanlar emellerini gerçekleştirmek için bizi birbirimize düşürmekten bile geri durmadılar. Ama biz bunların farkında değildik. İyi niyetle vatan, millet veya din için çalışıyorduk. Onların emellerine giden yol bu memleketin masum, saf Anadolu insanının kanı ile sulanmıştır.

   Yaşadığımız acı tecrübeler bizleri olgunlaştırdı. Artık duygusal değil mantıksalız. Bir anda gaza gelip birbirimizin boğazına yapışmıyoruz. Bazılarının kirli oyunlarına alet olduğumuz yeter, inşallah bundan sonra olmayacağız. Beyinlerimiz ve duygularımız kimsenin ipoteği altında değil. Allahın bize bahşetmiş olduğu aklımızı esaretten kurtardık.

    Kullandığımız dil savaş ve kin dili değil Mevlana’nın torunlarının dili yani sevgi ve hoşgörü dilidir. Çok şükür sevgi dili hayatımıza egemen olmaya başladı. Bizler Mevlana’nın torunlarıyız. Bizim ruhumuza ilmek ilmek hoşgörü işlenmiştir. Kinin, nefretin bizim aramızda yeri yoktur. Kini, nefreti bu topraklara ekmek isteyenler şunu unutmasın ki başaramayacaklar. Çünkü bizim mayamızı İslamiyet yoğurdu. Bizler yaratılanı severiz, Yaratan’dan ötürü. Bizim sevgimiz karşılıksız ve umarsız.

   Artık farklılıklarımızı değil, ortak yönlerimizi ortaya çıkarıyoruz. Birbirimizi sevmesek dahi birbirimize saygı duymayı öğrendik. Daha önce oynanan kirli oyunlar tekrar tekrar deneniyor ama tutmuyor. Kardeşkanı dökmeye yönelik her faaliyet bu faaliyeti gerçekleştirmek isteyenlerin gerçek niyetlerini ortaya çıkarmaktan başka bir işe yaramıyor.

   O karanlık günlere tekrar dönmemek için daha dikkatli olmalıyız. Sevgiyi yaşatmak, barışı yaşatmak emek ister, sabır ister, özveri ister.  İlişkilerimizi ölçülü ve dengeli bir zemine oturtmalıyız. Karşılaştığımızda yüzlerimizin kızarmasına sebep olacak davranış ve konuşmalardan sakınmalıyız Ne güzel söylemiş Allah’(cc)ın aslanı Hz Ali(ra); Dostlukta aşırı gitme, kim bilir belki o dostun bir gün düşmanın olur, düşmanlıkta da aşırı gitme, kim bilir belki o düşmanın bir gün dostun olur. Diyalog yollarını açık tutmalıyız. Bunun için üslubumuza, söylemlerimize dikkat etmeliyiz. Mesela; birilerini çok çabuk kâfir ilan etmemeliyiz. Vatan haini yaftasını hemen yapıştırmamalıyız. Bu üslup düşünceleri daha fazla kemikleştirir. Kavgayla şiddetle sorunları çözemeyiz. Ne güzel demiş Yunus Emre

Sözü bilen kişinin,
Yüzünü ak ede bir söz
Sözü pişirip diyenin,
İşini sağ ede bir söz

Söz ola kese savaşı,
Söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı,
Yağ ile bal ede bir söz

Kişi bile söz demini,
Demeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini,
Sekiz cennet ede bir söz