DİN İLE BARIŞMAK

e-Posta Yazdır PDF

 

Kültür, belirli bir toplumda ya da toplulukta yetişen insanların öğrendikleri beceri, dil, inanç ve alışkanlıklardır. Her insan topluluğunun kendine özgü bir kültürü vardır. Bu anlamda kültür, bir insanın, yaşadığı toplumdan aldığı tüm beceri ve alışkanlıkları kapsar. Bir milletin, bir halkın ya da toplumun yaşam biçimi olarak da özetleyebileceğimiz kültür, kuşaktan kuşağa aktarılır. (Temel Britannica Ansiklopedisi)
           
Kültür bir toplumda geçerli olan ve öteden beri süregelen her türlü duygu, düşünce, yaşam ve sanat anlayış biçimlerinin tümüdür. Batılı anlayışa göre kültür, doğaya karşıt olan değerlerdir. İnsan kültürle hayvanlıktan uzaklaşır ve onun sayesinde gerekli araçları yaratarak doğaya egemen olur. Bir ulusta mevcut bilgiler, dinsel inançlar, sanat, ahlak, hukuk, adet, gelenek ve kişinin toplum üyesi olarak edindiği daha başka yetenek ve alışkanlıklar kültür kavramı içine girer. Bu bakımdan en ilkel toplumların bile kültürü vardır. Toplumların sürekliliğini sağlayan da kültürdür. (Görsel Genel Kültür Ansiklopedisi)
           
Kültür, etnik bir gruba, ulusa, uygarlığa, niteliklerini veren bir başka grupta, bir başka ulusta olmayan maddi ve manevi olguların tümüdür. (Büyük Larousse)
           
Kültür, bir topluluğun tinsel özelliğini, duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının tümüdür. (Türkçe Sözlük TDK-1981)
           
Kültür unsurları maddi ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır. Manevi kültür, inançlar, değerler, sosyal normlar şeklinde tasnif edilebilir. Manevi kültür, kolayca bir milleti diğer milletlerden ayırt etme imkânı veren örf, adetler, davranışlar, ahlak anlayışı, değerler, sosyal normlar ve zihniyet değişiklikleridir. Maddi kültür ise kullanılan malzemeler ve yapılan aletlerdir.
           
Bütün tanımların ortak noktası kültürün bir toplumun kimliğini oluşturmasıdır. Yani kültür bir toplumun diğer toplumlardan ayrılması ve ayrışmasının yegâne belirtisidir. Peki, bu kültür dediğimiz değerler üç beş yılda oluşabilecek şeyler midir? Hayır. Kültür asırlar boyu süren bir yaşanmışlığın ürünüdür. Bu yaşanmışlıklar toplumun genlerine işler ve nesilden nesile aktarılır.
           
Kültürü oluşturan temel etmenlere gelince bunlar maddi ve manevi etmenlerdir: Coğrafi konum, iklim özellikleri, arazi yapısı, simgeler, dil, din ve inançlar, ahlak kuralları, örf ve adetler, yasalar ve hukuk kurallarıdır. Kültürü oluşturan unsurlar çeşitlilik arz etse de bunların içinde en önemlisi (bu kural bütün toplumlar için geçerlidir) dindir. Din toplumun şekillenmesinde belirleyici bir etmendir. Geleneklerin hâkim olduğu toplumlarda din kültürün yapısını etkiler. Dinin hem bireysel hem de toplumsal düzeyde kimlik inşa etmek gibi bir işlevi bulunmaktadır. Din dünyanın var olduğu günden bu yana dünya üzerinde etkin ve belirleyici olmuştur bundan sonra da olmaya devam edecektir. Bu gerçeği değiştiremeyiz. Bu gerçeği yok saymakta sorunlarımızı çözmez.
           
Bizler bugün batı dünyasını değerlendirirken Hıristiyanlığı göz ardı edebilir miyiz? Hayır. Aynı şey Türk milleti içinde geçerlidir. İslamiyet olmadan Türk toplumunu kültürel anlamda değerlendirmemiz mümkün müdür? Kesinlikle mümkün değil. İslamiyet bizim kültürümüzün en temel noktasını oluşturur. Türk kültürü, İslam dini etrafında şekillenmiştir. İslamiyet’in güzelliği ve inceliği sayesinde kültürümüz zenginleşmiş asırlardan bu yana insanlığa hizmet sunmuştur. Peki, ne oldu da bugün asırlar boyu insanlığa hizmet etmiş kültürümüz eski görüntüsünden çok uzaklaştı. Sanıyorum bunun cevabını son 100- 150 yıllık geçmişimizdeki Batılılaşma çalışmalarında aramalıyız.
           
Tanzimat’la başlayan süreçte aydınımız Batılılaşmayı hep kurtuluş reçetesi olarak yorumladı ve yeni oluşacak kültürü bu temel üzerine oturmayı hedefledi. Batı kaynaklı yeni bir kültürel değer oluşturmaya çalıştı. Ama oluşturmaya çalıştığı bu kültürel değer içinde İslamiyet yok. Üstelik yanlış bununla da sınırlı kalmadı. İslamiyet ilerlemenin önündeki engel olarak ta algılandı. Nüfusunun %99’u Müslüman olan bir toplumda Müslüman’a rağmen İslami değerleri esas almayan bir kültür oluşturmazsın. Oluşturmaya kalkışırsan o zaman karşına mücadele etmen gereken bir kültür çıkar: İslami değerlere sahip Türk kültürü. İşte son yüz, yüzeli yıllık tarihimizin özetidir bu mücadele. Aydınımız kendi kültürünü hor gördü, aşağıladı, yok saydı. Peki, karşısına neyi koydu. Batı kültürünü. Batı kültürünü tam anlamıyla alabildi mi? Hayır. Tam olarak alabilir mi? Hayır. Niye? Çünkü orada da belirleyici unsur Hıristiyanlık.
           
Tanzimat’tan bu yana aydınımızın sorunu bu aslında. Kendi kültürel değerlerini beğenmemek. Onu aşağılamak ve çağın gerisinde kaldığını düşünmek. Aydınımız tam bir kafa karışıklığı içinde ne istediğini bilmeyen bir halde. Ama bildikleri bir şey var o da kendi kültürlerini beğenmedikleridir. Aydınımızın içinde bulunduğu durumu Atilla İlhan ne güzel özetlemiştir: “Lisede Sophokles okuduk. Klasik Türk Musikisine sövmeyi, divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık; kötü çevrilmiş Batı klasiklerine körü körüne hayranlık göstermeyi öğrendik. Sanki Sinan, Leonardo’dan önemsiz, Mevlana, Dante’den küçüktü. Itri ise Bach’ın eline su dökmezdi. Aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk.”
           
Son 100–150 yıllık tarihi serüvenimiz incelendiğinde görülecektir ki aydınımız hep halk ve İslamiyet’le mücadele etmiş ve çatışmıştır. Onun inançlarını yok saymış daha da ötesi müdahale alanı olarak görmüştür. Kendi kültürüne karşı çıkan, yerine yenisini koyamayan daha doğrusu ne istediğini bilemeyen aydınımız ortaya çandır bir kültür çıkardı. Oluşturulan bu yeni kültür tabiri caizse ne olduğu belirsiz, yoz bir kültürdür. Oluşturulan bu yeni kültürden kimse memnun değil ve ne yazık ki herkes mutsuz. Aydınımızın kafasındaki kültür, yani yeni oluşturulmaya çalışılan daha doğrusu halkımıza zorla kabul ettirilmeye çalışılan kültür, ne aklımıza ne mantığımıza ne de kalbimize hitap ediyor. Ama sürekli dayatılıyor.
    
  Buradan aydınımıza sesleniyorum. Halkın % 99’u Müslüman olan bir milletin dini ve kültürel değerleriyle mücadele etmek yerine onları anlamaya çalışın. Dinle barışın, saygı duyun o zaman bu millete en büyük iyiliği yapmış olursunuz. Evet, bilerek ya da bilmeyerek geçmişimizde hatalar yapmış olabiliriz; ama bu hatalarımızı daha fazla devam ettirmeyelim. Zararın neresinden dönersek kardır. Hiç olmazsa bundan sonraki enerjimizi yozlaştırdığımız kültürümüzü yeniden sağlam temeller üzerine oturtmaya çalışmak için harcayalım. Bunu yaparken de en büyük referansımız, İslami temellere oturtulmuş kendi Türk kültürümüz olmalıdır. İslamiyet’i potansiyel bir tehdit olarak görmeyelim. Unutmayalım ki Türkiye İslamiyetsiz olamaz. O zaman yapılacak en güzel şey toplumu yeniden inşa ederken en büyük referansımız İslamiyet olmalıdır.