Elveda Üstad Erdem Beyazıt

e-Posta Yazdır PDF
Elveda vatanım, doğduğum toprak /Bedenimin eczası;
Akan suyu, biten meyvesi /Damarlarımda kan olan!
Acizlendiğimde gözyaşları dökerek./Üstünde umutlar yeşerttiğim
Sokaklarını, bahçelerini, çeşmelerini /Ezbere bildiğim
Anılarımın tarlası/Kimliğimin mayası
Çocuklarımı büyüttüğüm /Kadınımla paylaştığım
Anamı, babamı, emanet ettiğim toprak
Elveda!

            Bu yalancı dünyadan bir dava adamı daha göçüp gitti sessizce arkasında  fikirleri ile yol gösterdiği gençler bırakarak. Bir Anadolu, bir memleket sevdalısı daha kaydı bu topraklardan elveda diyerek. Bu topraklar için yaşamış, gönlü bu topraklar için atan insanların yazgısını yaşadı Erdem Beyazıt. Bu dünyadan sessizce göçüp gitti.

    “ Ölüm bize ne uzak, ne yakın ölüm.
      Ölümsüzlüğü tattık biz, bize ne yapsın ölüm.” diyerek ölümsüzlüğe doğru yol aldı.  Sende onlara karıştın. Sen de gittin Erdem Beyazıt üstat. Biz kaldık şimdi bu yanda, kasılmış çıplak bir kurşun gibi namluda. Sende gittin giderken bir muştu bırakarak.

            Onlar gittiler/ Yalnız bir yemin kaldı aramızda
            Ben şimdi bu yanda / Kasılmış çıplak bir kurşun gibiyim
            Namluda.
            Onlar gittiler/Topraktan bir işaret taşıyarak alınlarında
            Ben şimdi bu yanda /Gerilmiş bir an gibiyim
Doğumla ölüm arasında.
            Onlar gittiler / Gelen zamandan bir haber gibiydiler.
            Ben şimdi bu yanda / İçilmiş bir and için bekleyenim
            Kurulmuş saat gibi.
            Onlar gittiler / Giderken bir muştu gibiydiler.

            Erdem Beyazıt’ın fikir ve şiir dünyasını, İslamiyet’in insanımızı ilmek ilmek işlediği bağrından Mevlanalar, Yunuslar, Fatihler ve daha yüzlerce, binlerce değerli insanı yetiştiren Anadolu’ya yaslamıştır. O bir dönemin sancılı anında, kutsal değerlerin küçümsendiği bir dönemde İslamiyet’e ve İslamiyet’in yoğurduğu Anadolu’ya sahip çıkmıştır. O yabancılaşmaya karşı çıkmış ve Müslüman olduğunu da her fırsatta tekrarlamıştır.

            PAYAM’ın söylediği gibi o şiirleriyle muhafazakâr sağın temsil ettiği gelenekselliğin temasını genişletmiş, mevcut biçimlere bir biçimde kendinden eklemiştir. Memleket bahçesinde aşk türküleri söyleyen bir âşıktır. M. Nuri YARDIM’ın söylediği gibi; kendi yüksek kültürüne, edebiyatına, tarihine, medeniyetine inanan ve güvenen bir aydın Beyazıt.

            Toplumsal paylaşım, adalet, özgürlük, kapitalizm karşısında muhalefet gibi söylemlerden beslenen dönemin sosyalist gerçekçi şiirinin yanında bütün bunlara ek olarak, mazlum Müslüman halkların direniş mücadeleleri İslam kimliğinin yüksek sesle dile getirilmesi ve modernitenin laikçi baskı düzenekleri karşısında mistik retorikle beslenip karşı-proje olarak İslam düşüncesi merkezli dünya tasarısı öneren başka bir şiirde vardı 70’lerde. Ve erdem Beyazıt sert söylemi ile kastettiğimiz bu karşı şiirin en göze çarpan isimlerinin başında geliyordu. (Selçuk KÜPSÜZ)
            Erdem Beyazıt devşirme fikirlerin dolaştığı ortamlarda Anadolu ve kendi kültürünü savunarak bugünkü nesilleri etkilemiştir. Edebiyatın ideolojilerle beslendiği 70 yıllarda, O İslamiyet’e yaslanmıştır arkadaşları ile birlikte. Şiirlerinde bu memleketin, toprakların izlerini buluruz. Anadolu insanının duygu ve düşüncelerine tercüman olmuş bir Anadolu aşığıdır Erdem Beyazıt. O bu toprakların kültürel ve estetik yapısından beslenmiştir.

            Anadolu insanının sesi olmuştur. Anadolu insanı ümitlerini yitirdiğinde ümit aşılamış, güven vermiştir onlara. O sağlam karakterli ve güçlü bir dava adamıdır.  Bu gücüde insanlara olan sevgisinden alır. O Anadolu insanının sevgi ve hoşgörüsüne sahip, saf ve güçlü bir bireyidir. Bazılarının yaptığı gibi Anadolu insanından utanmaz. Tam tersine onlarla gurur duyar. Bazılarının yaptığı gibi Anadolu insanını küçük görüp onları değiştirmeye kalkışmaz. Bazıları Anadolu insanını edilgen sanır. Onları yok sayar. Onlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkını kendilerinde görürler. Oysa Anadolu insanı öyle erdemlidir ki kendilerini değiştirmeye kalkışanları bile hoşgörü ile karşılamış; ama yine de kendi bildikleri hayatı yaşamaya devam etmişlerdir. Onun içindir ki Erdem Beyazıt içinden çıktığı bu topraklara sırt çevirip hor görmez. Bilhassa onunla kıvanç duyar. “Durma bana türkü söyle Anadolu olsun”. diyecek kadar da âşıktır bu topraklara.

            İnsanların dış ideolojilerin sarmalı içinde yaşadığı bir dönemde Anadolu kültürünü savunmaktadır. Bu toprakların yabancı ideolojilerin kucağına düşmesini engellemeye çalışır. Çünkü bu fikirler ve ideolojiler bu topraklarda eğrelti gibi durmaktadır. Ne hikmettir ki ideolojiler ve fikirler bir ütopya olarak insanların beyninde yaşarken Anadolu ve İslamiyet bütün gerçekliği ile zamana meydan okumaktadır. Onun için Türkiye’nin geleceği başka yerlerde değil, Anadolu aranmalıdır. Anadolu güzelliğin, şefkatin, iyiliğin, sevginin vatanıdır. Anadolu insanı güzeldir.

            O bütün inanan Anadolu insanı gibi güzel bir dünyanın özlemini duyuyordu. O arkadaşları ile birlikte bütün insanları kurtaracak formüllerin peşinden koştu. En önemlisi de insanları sevdiler karşılık beklemeden. Bu sevgi o kadar fazladır ki onların suçlarına ortak olacak kadar.

            “Allah elçilerinden sonra en büyük insan/ bir orman gibi büyür içimde sevmek
            İçimde insan bir mahşer gibi kabarırken/ ey her suça ortak çıkan kalbim.”

            Erdem Beyazıt kutuplara bölünen dünyada, karamsarlığın eğemem olduğu ortamlarda gençlere sahip çıkarak onlara sevgi ve umut vererek büyük bir medeniyetin torunları olduklarını hatırlattı. O ve onun gibiler sayesindedir ki bu ülke kendi köklerinden kopmamıştır. O bir ülkü adamıdır. Şiirleriyle, fikirleriyle insanımızın sesi olmuştur. O yalanın demir kapısını aralamaya çalışmıştır. İnsanımızın özelliklede gençlerin aldatılmasına gönlü razı olmadı. Büyük üstat kırmadan, dökmeden ama çekinmeden, korkmadan keskin bir dille gerçekleri haykırdı. Gençlerin ideolojilerin dişleri arasında yok olmasına engel olmaya çalıştı.

            Erdem Beyazıt’ın gençlere; “Gel dışarıda gürültü var. Silah sesleri var.  Molotof kokteylleri patlıyor,  pencereden dışarıya bak. Kıyamet kopuyor dışarıda, görüyorsun sen. Elindeki fidanı, gönlündeki fidanı ekmeye devam et. Dışarıda kıyamete aldırma.” diyerek tavsiyede bulunuyordu. Ve aynı gençliğe;

            “Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü
            Çatlayarak yalanın çelik kabuğunu
            Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu.” diyerek bir de sorumluluk yüklemektedir.

            Bir zamanlar içeri alıp nasihat ettiğin gençler, sevgi tohumlarını ekmeye devam edeceğiz. Anadolu’ya sahip çıkıyoruz. Anadolu bizim kökümüz, biz kökümüzü inkâr edenler değiliz. Bu topraklar da sevgi yeşerecek, ümit yeşerecek. Analarımızın yürekleri kaynayacak; ama korkudan değil. Çocuklar soğan, ekmek değil, en güzel yemekleri yiyecek. En güzel elbiseleri giyecek. Onlar sizlerin bizlere emaneti bizde bu emanetinize en güzel şekilde sahip çıkacağız. Sen ve senin gibiler bizlere köklerimizi unutturmadınız. Bizlerde bizden sonrakilere köklerini unutturmayacağız. Bilhassa sahip oldukları değerlere daha fazla sarınılması gerektiğini ısrarla savunucağız.