Dostluğa Açılan Pencere

e-Posta Yazdır PDF

"Dost dost diye nicesine sarıldım/ Benim sadık yarim kara topraktır." diyen halk aşığımız Aşık Veysel’i bu kadar sitemkar eden nedir? Gerçekten dost dost diye sarıldıklarımızdan yediğimiz darbeler mi? Hani ne güzel söylenmiş türküde; 

“Çok yaralar gördüm çok parelendim
Eyvah dost yarası bitirdi beni
Çok sitemler gördüm çok karalandım

İlle dost yarası bitirdi beni
Eyvah dost yarası bitirdi beni” 

Hiç beklemediğimiz, ummadığımız, dost bildiğimiz insanların yaptıklarının acısı hiçbir şeye benzemiyor. Bir kor gibi oturuyor yüreklerimize. Ve arkamızda koskocaman bir hayal kırıklığı. İnsanlara ve insanlığa olan inancımıza bir darbe daha vurulur böylece. Sonuçta birbirine güvenmeyen, birbirine kuşkuyla bakan ve aralarında derin uçurumlar oluşmuş, ilişkilerin yapmacık olduğu bir zamanı yaşıyoruz. İnsan böyle bir dünyada kendini yapayalnız hissediyor ve hayat onun için çekilmez hale geliyor. Bu durumun suçlusu kim? Ve bundan sonra ne yapabiliriz? Birinci sorunun cevabı gayet basit sen, ben yani herkes. Her ne kadar bu durumlarda kendimizi suçlu görmesek te, hep başkalarını suçlasak ta. Hayır, suçlu biziz. 

İyi bir dost bulmak için önce nasıl iyi bir dost olabileceğimizi düşünmeliyiz. Hep iyi bir dost bulamadığımızdan dert yanarız. İnsanlara güvenilmeyeceğini artık güvenilir insanların kalmadığından dem vururuz. Unutmayalım ki etrafımızda ki herkes dert yanıyorsa bizimde bir sorunumuz var demektir. 

Çünkü biz iyi bir dost olsaydık bizim etrafımızdaki insanlar da dert yanmazlardı. Biz etrafımızdakilere iyi bir dost olamıyorsak başkalarından dostluk beklemek abes değil midir? Hiç başkaları ile ilgilendik mi? Başkalarının sıkıntısında yanında olduk mu? Bir mutluluğuna ortak olup paylaştık mı? Her gün gördüğümüz arkadaşlarımıza canı gönülden bir selam verip hatırlarını soruyor muyuz? Yoksa hep kendimizi mi düşünüyoruz. Ben dâhil etrafımızdakilerin konuşmalarını dikkatlice dinleyelim. Hayatın merkezine kendimizi oturtup kaç defa “ben” kelimesini kullanıyoruz. Çok basit bir mantık yürütelim. Biz başkaları ile ilgilenmezsek başkaları bizimle niye ilgilensin. Bir insanın bir insanla ilgilenmesi için en asgaride içinde insanlara karşı bir sevgi olmalıdır. İçinde insanlara karşı sevgi beslemesi gerekir. İslamiyet insanları sevmeyi hayatın merkezine oturtmuştur. Peygamberimiz gerçek manada imanı Müslümanların birbirini sevmesine ama gerçek manada sevmesine bağlamıştır. “Yaratılanı severiz yaratılandan ötürü” sözü de bu hakikati en asgaride buluşturmuştur. İnsanları isteyerek sevmesen dahi Allah için sev; ama ne olursa olsun sev. Peygamberimiz insanların değişimini zorla değil sevgiyle yapmıştır. Önce onların kalplerini kazanmış, insanların kendisine saygı duymasını sağlamıştır. Peygamberimizdeki insan sevgisi o kadar büyük ki kendisine karşı en acımasız davrananları dahi affetmiş, onlara merhametli davranmıştır. Hatta onlar için dua etme güzelliğinde bile bulunmuştur. 

Hayatta bir insanı mutlu etmekten daha güzel ne olabilir ki . Bizim sayemizde bir insan mutlu oluyorsa bizden daha mutlu kim olabilir ki bu dünyada. İnsanlar niye bu kadar çok çalışıyorlar, para kazanmaktan gaye ne? Tabiî ki mutlu olmak. Müslüman için en büyük saadet hem bu dünyada hem ebedi âlemde mutlu olmaktır. Oysa mutluluk öyle çok uzaklarda değildir. Bazen samimi bir dostla geçirilen hoşça bir vakittir, bazen bir yetimin başını okşayıp onu sevindirmektir. Dostlukta esas olan sevgidir. İnsan sevgisi. Karşılıksız ve umarsız sevgi. Mutlu insanlar kendisi ve etrafı ile barışık olan insanlardır. İnsanı ilişkileri üst düzeyde olanlardır. İnsanlar karşılıklı iletişim kurarak hayatlarını devam ettirirler. Başkaları ile kurulan bu iletişim düzgün ve etkili ise dostlukların temeli atılmaya başlar. Dostluk fedakârlık ister, özveri ister, emek ister. İnsanlara değer verip onlara saygı göstermek o insana yapabileceğimiz en büyük iyiliktir. Biz bizi seven, bize değer veren insanlarla olmaktan mutluluk duyarız. Bunun için her şeyi başkalarından beklemeyelim. İlk adımı biz atalım. Biz atmazsak şayet inanın bu ilk adım atılmayacak. Bu ilk adım ne olmalıdır? Bence bu ilk adım insanları tanımaktır. 

Aslında dünyanın her yerinde insanlar ortalama bir özellik gösterirler. Rengi, dili, cinsi ne olursa olsun bütün insanlar aynıdır. İnsanlarla iletişim kurarken, insanların insani özelliklerini göz önünde bulundurursak işimiz çok kolaydır. Dostlukların temeli atılırken dikkat edilecek birkaç hususu şöyle sıralayabiliriz. 

Gülümseme. Güler bir yüzle insanlara yaklaşma, hal hatır sorma İnsanların bizlere güven duymasına ve kendisine daha yakın hissettirmesine sebep olacaktır. Bütün insanlar kıymetli ve ehemmiyetli olmak ister. Onun için insanlara değer verelim. Onlara değerli olduklarını hissettirelim. İnsanlara samimi bir dille iltifat edelim. Onları abartıya kaçmadan övelim. İçimizden gelen güzellikleri söylemekten ve yapmaktan çekinmeyelim. İnsanlara isimleri ile hitap edelim, onları dikkatli bir şekilde dinleyelim, insanlara asla kaba davranmayalım. Güler yüzlü ve nazik olalım. Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır atasözü ne güzel açıklamış bu durumu. Unutmayalım ki Bir fincan kahvenin de kırk yıl hatırı vardır. İnsanlar ne kadar çok yanlış yaparlarsa yapsınlar kendilerinin eleştirilmesine dayanamazlar. Eleştiri insanları savunma durumuna geçirir. Gururu incittiği içinde zararlıdır. Eleştiri insanlara tercih şansı bırakmaz. İnsan bu durumda ister istemez istemediği şeyleri yapmak zorunda kalacaktır. Bizler istemediğimiz bir şeyi yapmak zorunda kaldığımızda kendimizi iyi hissetmeyiz. 

İnsanlara kendilerini ifade etme fırsatları tanıyalım. Bencillik kötüdür; ama insanların kendilerini mutlu edecek kadar da övünmeye layık olduğunu unutmayalım. İnsanlara önemli insanlar olduklarını hatırlatalım. Bencillik sadece kendini düşünmektir. Oysa bizden başkalarının istek ve arzularını da dikkate almak, önemsemek gerekir. Olayları sadece bizim bakış acımıza göre değerlendirmemeliyiz. Başkalarının bakış açılarını da dikkate almalıyız. 

Başkalarını eleştirmeyi bırakmalıyız. İnsanların kusurlarını, ayıplarını velhasıl açığa çıkmasından hoşlanmadığı davranışlarını ortaya çıkarmamalıyız. Hadiste "Her kim bir Müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah’u Teala da kıyamet gününde onun ayıplarını örter. Her kim Müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği bir şeyi ortaya çıkarır ve dile verirse, Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evinin içinde de olsa onu rezil eder. Müslüman kardeşinin ayıplarını örten ölüyü diriltmiş gibidir." (Müslim,) buyrulmuştur. 

Allah’ın emirleri, iki cihan güneşi Peygamberimizin hadisleri beşeri münasebetlerimizde sevgi ortamının oluşmasını sağlamak içindir. Onun için başkalarının ayıbını yüzlerine vurmamalıyız, ortaya sermemeliyiz. 

İnsanların yanlışlarını, hatalarını yüzlerine vurmamalıyız. Çünkü bu durumda insan yanlış yaptığını bile bile kendisini savunmaya geçecektir. Böyle bir ortamda dostlukların temeli atılmaz. İnsanlarla tartışmaktan kaçınmalıyız. Çünkü tartışarak insanların fikirlerini değiştirmemiz mümkün değildir. Oysa yapılması gereken herkesin fikirlerine saygı duymaktır. Yanlış yaptığını bilsek dahi kendisinin anlamasını beklemek en doğru davranış olacaktır. 

Uğrunda ölünecek dost arıyorsak, uğrunda ölünecek dostlar olmalıyız. Bizler iyi bir dost olursak inanın dost bulmakta sıkıntı çekmeyiz.