Oryantalizm

e-Posta Yazdır PDF

Tarih devletlerin mücadelesi sonucu oluşmuştur. Bu mücadelede daha çok menfaatler ön plandadır. Bunun yanında bir de medeniyetler arası çatışma vardır ki burada sadece menfaatler değil aynı zamanda ideolojiler ve dinler de çatışırlar. Asırlara dayanan Doğu (İslamiyet) ile Batı (Hıristiyan) dünyası arasındaki çatışma dünya tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Gerçi burada tam anlamıyla da bir çatışmadan bahis edilemez. Çünkü İslamiyet ilkeleri icabı daha yapıcı ve olgun olduğundan kendisine yapılan saldırılara pek kulak asmamıştır. Doğu başkalarının ne yaptığı ile değil daha çok kendisiyle ilgilenmiştir. Kendisini hiçbir zaman başkalarında üstün görmemiştir. İnsana insan olduğu için saygı duymuştur. Oysa batıda durum böyle değildir. Onlar için insanlık kendileri ve diğerleri olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Kendileri dışındakileri küçümsemişlerdir.

 

Oysa küçümsedikleri Doğu kültürü kendi kültürleri ortada yokken vardı ve bütün Avrupa tarihinden daha eskidir. Batıda küstahlık ve kendini beğenmişlik duygusu o kadar güçlüdür ki kendilerini âdete bütün insanların üzerinde görmektedir. Avrupa’nın kafasında yatan beyaz adamın üstünlüğüdür. Avrupalıların kendilerini üstün görme fikri eski Yunan kültüründen günümüz Avrupa’sına miras kalmıştır.

 

Aslında buradaki sorun ırki olmasıdır. Avrupalı kendisini üstün bir ırk olarak görmektedir. Doğulu ise üstün ırk değildir. Batılı için beyaz yani kendisi ve beyaz dışındaki insanlar vardır. Onlara göre Batılılar ve Doğulular vardır. Batılılar hüküm eder, Doğular ise yönetilirdi. Batılılar güçlüdür, Doğulular güçsüzdür. Batılılar bu dünyanın öznesi iken, diğer insanlar nesnedir. Yani birisi dünyayı değiştirme gücünü kendinde görürken diğerleri sadece kaderini bekleyen objedir. Bu fikrin doğal bir neticesi olarak hiçbir Doğulu özgür olup kendi kendisini yönetmesine izin verilmemelidir.

 

Avrupa’nın kafasındaki Doğu muhayyeldir. Gerçeklere dayanmamaktadır. Kendi kafalarında çizdikleri Doğuya inanmış ve inandırmışlardır. Olayları, kişileri, durumları hep kendi bakış açısına göre yorumlamışlardır. Oryantalizmde Doğunun değerlendirilmesi Doğulu gözüyle yapılmaz. Değerlendirmeler Batılılar tarafından yapılır. Batılıda Doğuyu değerlendirirken olduğu gibi değil, görmek istediği görür. Onu anlamaya ve olduğu gibi kabul etmek yerine değiştirmeye çalışır. Doğu üzerine yapılan bütün araştırmaların amacı tahakküm üzerine kurulmuştur.

 

Bu açıdan bakılınca Doğu ile ilgili yorumlar, yalan, yanlış ve tahrik üzerine kurulmuştur. Batılıya göre Doğulu mantıksızdır, azgındır, dinsizdir, çocuk ruhludur, sapkındır. Böylece Batılı makuldür, fazıldır, olgun ve normaldir. Onların gözünde Doğulu pasiftir, ağzı var; dili yoktur. Doğulu tembeldir, ne vatan, ne tarih bilinci vardır. Doğulunun olduğu bir yerde mutlaka cinsellikten bahsedilir. Böylece Doğulu şehvet düşkünü birisi olarak gösterilir. Bu ve buna benzer kötü ve aşağılık tanımlamalarla çizilen Doğulu portresi bütün Batının zihnine kazınmıştır. Aynı çirkin oyun hala devam ediyor. Gözlerinizi bir an kapatıp Batılıların filmlerinde izlediğiniz Doğulu tiplerin özelliklerini gözlerinizin önüne getirin ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

 

Oryantalizmin oluşmasının temelinde İslamiyet vardır. İslamiyet Hıristiyanlığın sınırlarını her anlamda zorlamaya başlayınca Batılılar endişeye ve korkuya kapıldılar. Avrupalıların gözünde şark sadece coğrafi bir terim değil, İslamiyet’in ta kendisidir. Avrupalılar İslamiyet’in hızla yayılması karşısında korkuya kapıldılar. İslamiyet’in kendi sınırlarına kadar dayanması, bu korkuyu bir kat daha artırmıştır. Çünkü karşılarında hızla yayılan bir din ve bu dinin etrafında oluşan bir medeniyet var ve kendileri bu medeniyet karşısında acizler. Bu dönemde Doğu üzerine yapılan bütün yorumlar korku psikolojisine dayanır.

 

Onlar da İslamiyet’le kendilerine göre mücadele etmenin yöntemi olarak İslamiyet’i inkâr ve ona inanan Doğuluları vahşi yaratıklar olarak göstermekte buldular. Onlara göre İslam “şiddet, yıkım, bela ve nefret verici barbar sürüleri”dir. Avrupalılar İslamiyet’in ilmi ve kültürel yönüyle pek ilgilenmediler, çünkü onlarda bu kabiliyet bulunmuyordu. Ortaçağın skolâstik düşüncesi gözlerini kör etmiştir. Şunu ifade edebilirim ki Batının kafasındaki Doğu imajı oryantalistler tarafından oluşturulan Doğudur. Ve bu durum günümüzde de hala devam etmektedir. Günümüz Avrupa’sının kafasındaki Doğu imajı yılların birikiminin ürünüdür. Yani oryantalizm nesilden nesile aktarılan bilgiler birikimidir. Danimarka’da yaşanan karikatür krizi aynı zihniyetin halen günümüzde de devam ettiğinin en basit örneğidir. 

 

Mesela d’Herbelati Peygamberimiz(s.a.v) için şunları söyleme cüretinde bulunmuştur: Hâşâ “Muhammed, meşhur düzenbaz, din adını da alan bizim Muhammedilik dediğimiz bir bid’atın düşünürü ve kurucusu.”

 

Napolyon Mısır’ı işgal etmeden önce Mısır ve Doğu üzerine teferruatlı bir araştırma yaptırmıştır. Bu araştırma oryantalizmin seyrini değiştirmiştir. O oryantalist bilgiyi kendi emrine almıştır. O işgali kolaylaştırmanın ve işgal ettiği yerlerde kalıcı olmanın hesabı içine girmiştir. Mısır’ı işgal ettiğinde yanında bir oryantalist âlimler zümresi bulunmaktaydı. Artık oryantalizm dönüşümün, başkalaştırmanın adı olmuştur. Bu dönüşüm Doğunun Batıya dönüştürülmesi olayıdır. Tabiri caizse Batı korkularından sıyrılmış bir halde Doğuya doğru her anlamda taarruza geçmiştir. Büyük bir heyecanla ve arzuyla Doğuyu kendilerine uydurmaya çalışmaya başlamışlardır.

 

İşte bildiğimiz anlamda tehlikeli olan oryantalizm bu zamanda ortaya çıkmıştır. Ortaçağ Avrupa’sında Doğu korku duyulan bir yer iken daha sonraki yıllarda bu korku azalmış ve yerini tahakküm etme fikri almıştır. Doğu üzerine yapılan inceleme ve araştırmalar artmış ama bu araştırmalar Doğuyu anlamak için değildir.

 

Oryantalizmin kendisi politik güçlerin ve faaliyetlerin sonucu oluşmuştur. Oryantalizm: “Doğu Batıdan daha zayıf olduğu için Doğuya tahakkümü öngören Doğunun farkını onun zayıflığından ibaret bulan siyasi bir doktrindir.” (Edward Saıd).

 

Oryantalizm ile emperyalizm adeta anlamdaş idiler. Batılılar Doğuluları yönetecekler yani sömürecekler, yerli halk buna karşı koymaya başladığında, direnç gösterdiğinde kendilerini yönetmeyi Batılılar kadar bilmedikleri söylenecektir. Oryantalizmin en baştaki amacı sömürgeciliktir. Oryantalizmi de asıl kullanmalarının amacı bunu nasıl olurda daha kolay yapabiliriz olmuştur. Hüküm etmek için ne gerekiyorsa yapılır. İşgal ise işgal, ülkelerin içişlerine karışmak ise karışmak, kültürel ve sosyal yozlaşmayı sağlamak bu ve buna benzer aklınıza daha ne kadar müdahale geliyorsa uygulanabilir.

 

Bunu başarabilmek için sömürücüye yani Batılıya sürekli güçlü olduğu fikri empoze edilmiş, sömürülenlere yani Doğululara da zayıf oldukları vurgusu yapılmıştır. Üstelik acı olan bu durumu Doğuluya yani bizlere de kabul ettirmişlerdir. İlerlemenin, kalkınmanın sağlanabilmesi Batılı gibi olunmasından geçmektedir fikri bizlerin bilinçaltına yerleştirilmiştir. Böyle düşünmeye başlayınca da Batılıların her türlü müdahalesine açık oluyoruz ve onların daha rahat hareket etmesine yardımcı oluyoruz. Ne acıdır değil mi bizlere yardım için gelenler arkalarında milyonlarca ölü, harap olmuş şehirler, parçalanmış topraklar ve birbirine düşürülmüş, aralarına nifak tohumu atılmış milletler bırakıp gidiyorlar. İşte en son örnek Irak. Amerika niye geldi Irak’a. Demokrasi ve insan hakları getirecek. Sonuç ortada.

 

İslam dünyasının içinde bulunduğu durum biraz akıl ve insaf sahibi kimseler tarafından değerlendirildiğinde hoş olmadığımız görülecektir. Bir Müslüman olarak bu durumu kabullenemiyorum. Böyle yüksek bir medeniyetin evlatları Batılıların oyuncağı olmamalı. Vicdan sahibi herkes bu duruma dur demelidir. Bu durumdan çıkış yolu bulabilmemiz için başlangıcına dönmeliyiz. Avcılığın tarihini insanlar yazdığı müddetçe aslanlar kaybetmeye mahkûmdur. Galiba kendi medeniyetimizi kendimiz yazmadığımız müddetçe kaybetmeye mahkûmuz. Kendimizi Batının gözüyle sorgulamaktan kurtulamadığımız müddetçe aşağılık kompleksinden de kurtulamayız.

 

Avrupalı kendini beğenmiş, ukala edası ile Doğuyu değiştirmek, dönüştürmek için Doğuya yöneldiğinde bizde çözülmelerin başladığı bir dönemdir. Bununda en önemli sebeplerinden bir tanesi de Sabatey Sevi ve onun arkasından gelen Sabateyistlerindir. Bizde çöküşün başlangıcı ve İslami anlayışımızdaki gericiliğin başlangıcı Sabatey evi devriyle başlaması tesadüf değildir sanırım. Bu başlı başına araştırılması gereken bir konudur.