Doğu Türkistan'ın Sessiz Çığlığı

Yazdır

“Güzel Türkistan sana ne oldu?
Seher vaktinde güllerin soldu,
Çemenler solmuş kuşlar hem feryat
Hepsi mahzun, olmaz mı dil şad?
Bilmem niçin kuşlar uçmaz bahçelerinde”
( Abdülhamit Süleyman ÇOLPAN)
Çinlilerle Müslüman Uygur Türklerinin
mücadelesi asırlara dayanıyor.
Nüfus olarak Uygurlardan katbekat
üstün olan bu zalim Çin devletiyle yapılan
mücadelede ata yurdu kardeşlerimiz
çoğu zaman kendisini
ezdirmemiştir. Zaman zaman Çin hâkimiyetine
girse de varlıklarını devam
ettirmeyi başarmışlardır. Hatta bağımsızlığını
dahi kazanmıştır. Ta ki Rusya
işin içine girginciye kadar. Çin, Doğu
Türkistan’la yaptığı mücadeleyi kaybedince
Rusya’dan yardım istemiştir.
Hem Ruslarla hem de Çinlilerle mücadele
etmek zorunda kalan ata yurdu
Doğu Türkistan bu mücadeleyi kaybetmiş
ve 1949 yılında Çin hâkimiyeti
altına girmiştir. Yani ata yurdu kardeşlerimiz
60 yıldır zalim Çin devletinin
hâkimiyeti altında ölüm kalım mücadelesi
vermektedir.
Bu mesele Çin devletinin iç meselesi
diyecek kadar basit bir mesele
değildir. Çünkü Uygurlar, ne Çinlidir ne
de isteyerek Çin hâkimiyeti altında bulunmaktadır.
Dini, dili ve kültürü ile
apayrı bir millettir. Yani Müslüman
Türk milletidir. Bugün ki Türk dünyasının
ilk ana yurdudur. Ata yurdu Doğu
Türkistan, Türk tarihinde önemli yeri
bulunana Kağşarlı Mahmut, Yusuf Has
Hacip, Satık Buğra Han gibi şahsiyetleri
yetiştirmiştir. Türk milletinin İslamiyet’le
ilk şereflendiği topraktır Doğu
Türkistan. Gözden ırak olan gönülden
de ırak olur misali, Doğu Türkistan
coğrafi olarak bizden uzakta olunca
yaşadığı baskı ve zulümden de bihaberiz.
Çin gibi zalim bir milletle tek başına
mücadele etmek zorunda
kalmıştır. Bundan dolayı da zaman zaman Türk ve Müslüman dünyasına serzenişte de
bulunmuşlardır.
“Ben kaldım yavru balaban, kanat açamam,
Uçam diye davransam bir türlü uçamam,
Yön bulduran, yol gösteren can kalmadı;
Yavuz düşman koyar mı şimdi beni vurmadan?”
......
“Kardeşim! Sen o yanda, ben bu yanda,
Kaygıdan kan yutuyoruz vatanda.”
( Mağcan Cuma BAYULI)
Doğu Türkistan’da ki Müslüman Türk kardeşlerimizin
nasıl bir zulüm altında olduğunu anlamak için Çinlileri daha yakından tanımamız gerekiyor.
Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için mücadele
etmiş İsa Yusuf ALPTEKİN bakın Çinliler için ne
diyor; “ Çin milleti şövenist, fanatik, insafsız, haris,
hilekâr, mütekebbir, pervasız, zalim, gaddar, kelimenin
tam anlamıyla emperyalist bir millettir. Dini,
dili, âdeti, düşüncesi ve karakteri bakımından hiçbir
millete benzemez nevi şahsına münhasır bir
millettir. İşte dünya Türklüğünün ana yurdu olan
Doğu Türkistan böyle emperyalist bir milletin esareti
altındadır.
Çin devleti amacına ulaşmak için bireylere ve
topluma işkence uygulayarak korku imparatorluğa yaratmaktadır. Bireylere uygulanan işkencelerden
bazıları şunlardır:
— Şal Usulü İşkence: Tahtalardan bir dikdörtgen
yapılır. Dikdörtgenin ortasında boğazı sıkacak şekilde
bir delik vardır. İşte bu alete şal denir. Bu şal
suçlunun boğazına geçirilir. Mahkeme sonunda şal
giydirilen mahkûm cezaevine gönderilir. Gündüzleri
de boynunda şal olduğu halde sokaklarda teşhir
edilir. Yemek verilmez, dilencilik yapmak
suretiyle geçinmesi söylenir. Gece ise cezaevine
alınır. Fakat yatacağı zaman başını yere koyma imkânı
yoktur. Eğer mahkûm dışarıdan para temin edebilirse cezaevi müdürüne rüşvet vermek suretiyle
sarkık başının altını doldurabilecek tarzda bir
yastık temin edebilirdi. Aksi halde mahkûm sabaha
kadar acılar içinde kıvranır, birkaç gün sonra da dayanamayıp
ölürdü.
— Kütük Usulü İşkence: Mahkûmun bir ayağı taşıması
imkânsız derecede ağır kütüklere geçirilir.
Kütük önce iki eşit parçaya bölünür. Her ayrılan
parçanın ortası iki taraftan bacağı sıkacak şekilde
oyulur. Daha sonra bu parçalar bacağı içine alarak
iki taraftan vida ile sıkıştırılırdı. Bacağın diz ve
topuk arası kütüğün içinde kaldığından hareket
etmek imkânsızdır. Bu halin sonu ya kötürüm kalmak
ya da ölümdür.

— Çıkrık Usulü İşkence: Bu işkencede mahkûmun
en çok elleri ezaya maruz kalırdı. Mahkûm hareket
etmesin diye önce sıkıca bağlanırdı. Daha
sonra elleri çıkrığın deliğine sokularak çıkrığın kolu
çevrilmeye başlanır. Kol çevrildikçe eller sıkışır. Bir
taraftan da iğne batırılarak kan akıtılır. Çoğu zaman
parmaklar ve bilek kemikleri kırıldığından insanlar
sakat kalırlardı.
Bu saydıklarımız şahıslara uygulanan binlerce
işkenceden sadece birkaçıdır. Oysa bundan
daha tehlikeli olanı ise bir milleti yok etmeye yönelik
sistemli işkencelerdir. Çin’in en büyük amacı
Uygur Türklerini asimile etmektir. Yani dünya yeni
bir Endülüs vahşeti yaşamaya doğru gidiyor. Çin’in
Uygurları asimile etmek için kullandığı yöntemlerden
bazıları şunlardır:
İkiden fazla çocuk yapılması yasak. Bu kurala
uymayan kadınların çocukları anne karnındayken
öldürülüyor. Ve kadınlar akıl almaz
işkencelere maruz kalıyorlar. Dini ve milli bayramların
kutlanılması yasak. Uygurca konuşulması
yasak. Ağır vergiler uygulayarak ekonomik bakımdan
kalkınmalarını engellemek. Milli ve manevi yerlerin
yıkılması. Genç kızlar ailelerinden zorla alınıp
zor şartlarda ve uygunsuz yerlerde ahlaklarını
bozma amaçlı çalıştırılması. Genç erkekler potansiyel
bir suçlu gibi görünmekte ve çok sıkı takiplere
tabi tutulmaktadır. Lise çağına gelmiş gençler ailelerinden
zorla alınıyor ve Çin okullarında eğitime
tabi tutuluyorlar. Doğu Türkistan’a dışarıdan Çinliler
getirilerek Doğu Türkistan’daki nüfus yoğunluğunu
Çinlilerin lehine döndürülmesi
amaçlanmaktadır. Bu ve buna benzer daha nice
yöntemler uygulamaktadır.
Doğu Türkistan’ın işi çok zor ve geleceği tehlike
altındadır. Doğu Türkistan’ın varlığını devam
ettirmesi dış güçlerin desteğine bağlıdır. Bütün yüzyıllar
boyunca Çin’le mücadele etmek zorunda
kalan Uygur Müslüman Türkleri bu zamana kadar
bu mücadeleyi başarıyla sürdürmüştür. Ama artık
bu direnç kırılmaya başlanmıştır.
Çünkü mücadele ettiği devlet hem nüfusça
çok üstün hem de zalimlikte sınır tanımayan bir millettir.
Hiçbir insani ölçüsü yoktur. Ve üstelik bu zalim
millet dışarıdan yapılacak baskılara da pek kulak
asacak değildir. Hoş dünyada da pek tepki verecek
gibi gözükmüyor. Amerika menfaatinden başka bir
şey düşünmez, Avrupa kendi sırca köşkünde dış
dünyayla pek ilgilenmez, onların insanlık anlayışı
kendi insanı ile sınırlıdır. Müslüman dünyasına gelince
durum içler acısı, kendisine bile faydası yok.
Hal böyle olunca bütün Müslüman coğrafyası perişan
bir haldedir. Bizim gibi duyarlı olan milletler vicdanımızı
biraz rahatlatmak için çıkarız sokaklara
biraz slogan atarız. Kendin çal kendin oyna hesabı.
Yaptıklarımızı küçümsemiyorum, hiçbir şey yapmamaktan
iyidir elbet. Ama önemli olan neticeye
gitmektir, bir şeyleri değiştirmektir. Bakıyoruz değişen
bir şey olmuyor. Niye? Kusura bakmayalım
ama Müslüman dünyasını kimse dikkate almıyor.
Uluslar arası arenada geçerli olan kural güçtür.
Güçlüysen istediğin her şeyi yapma hakkına sahipsin.
Gücün varsa dikkate alınırsın. Güçlü bir
devlette de olması gereken unsurlar da şunlardır:
- Güçlü bir ekonomi. Onun için peygamberimiz(
sav) “Veren el alan elden üstündür.” demiştir.
Güçlü bir ordu. Yine peygamberimiz(sav)
“Düşmanın silahı ile silahlanın” demiştir.
Bir de nüfusun fazla olması. Yine peygamberimiz(
sav) “Ben ümmetimin çokluğu ile övünürüm.”
demiştir.
Bugün bizler Çin’e savaş açamayacağımıza
göre, oraya gidip savaşamayacağımıza göre ne
yapabiliriz? Bizim yapabileceğimiz hem yurt içinde,
hem de yurt dışında kamuoyu oluşturarak mümkün
olduğu kadar insanlığın dikkatini Doğu Türkistan’daki
vahşete çekmeye çalışmaktır. Bütün dünyaya
bu Müslüman Türk kardeşlerimizin haklı
mücadelesini gösterebiliriz. En azından onlara
moral olup cesaretlendirebiliriz. Yalnız olmadıklarını
hissettirebiliriz. Ata yurdu Doğu Türkistan’daki
kardeşlerimizin 150 yıllık sessiz çığlığını artık bütün
dünyaya duyurmalıyız. Uğradıkları zulme bile gözyaşı
dökme fırsatı tanınmayan bu ata yurdu kardeşlerimizin
sesi olabiliriz. Modern dünyanın etkin
propaganda tekniklerini kullanabiliriz
Yukarıda belirttiğim gibi güçlü devlet olmanın
şartlarından biri de güçlü ekonomidir. Çin mallarını
alarak Çin’in daha da büyümesine sebep oluyoruz.
Çin büyüdükçe uyguladığı baskı ve zulümde artacaktır.
Bu durumda yapılması gereken Çin mallarını
almayarak ekonomik ambara uygulamaktır.