Sonsuzluğun Sahibine Ulaşmak İsteyen Yiğido

e-Posta Yazdır PDF

Aramızdan bir Anadolu yiğidosu
daha geçti, Türk siyasetine ve düşün
hayatına derin etkiler bırakarak. Belki
bir yerlerde makam ve mevki sahibi olmamıştır;
ama halkın gönlüne taht kurmayı
başarmıştır. Muhsin Beyin bu
kadar sevilmesi niye? Cenazesine bu
kadar insanın katılmasındaki hikmet
nedir? Kendisine siyasi arenada gösterilmeyen
ilginin öldükten sonra gösterilmesinde
yatan hikmet ne?
Muhsin Başkanı bu kadar bizden
yapan sözü ile özünün aynı olmasıdır.
Çoğu siyasetçimiz lafa gelince mangalda
köz bırakmazlar ama iş icraata
gelince- ufacık bir menfaate aldanıp
ya da tehdide boyun eğip- verdikleri
sözleri unuturken, Muhsin Başkan milletine
verdiği sözü hep tutmuştur. İşte
Muhsin Başkan bütün bu yalanlar dünyasında
dik durmayı başarabildiği için
sevgi ve saygıya mazhar olmuştur.
Ona gösterilen ilgi ve alakadan da anlaşılıyor
ki Allah’(cc)ında sevgisine
mazhar olmuştur. Çünkü böyle bir cenaze
herkese nasip olmaz.
O bizden biriydi ve bizim parçamızdı.
O ölünce hep bir yanımız eksik
kaldı. İçinden çıktığı kültüre, Anadolu
insanına ve memleketine âşık bir Anadolu
yiğidosuydu. Onda karşılıksız ve
umarsız bir memleket özlemi ve hasreti
vardı. O kendisini davasına ve ülkesine
adamıştır. Hayatı boyunca bu
kaygıyla yaşayan insanlara nasip olan
bir yaşantı yaşadı. Ve kendisine yaraşır
bir şekilde milyonların gözyaşları
arasında ayrıldı aramızdan. O Azrail’e
gülümseyerek bir hayat yaşadı. Azrail’e
gülümseyebilenler ancak Allah’tan
korkan ve Allah’ı sevenlerdir. Birde
buna peygambere layık olabilme hasreti
de eklenince ölüm insana şeb-i
aruz gelir.

O ölmeden önceki son röportajında Kutlu
Doğum Haftası münasebetiyle Anadolu Gençlik
Dergisinden kendisine sorulan: Peygamber Efendimiz’
in (s.a.v) ismini duyduğunuzda hissettikleriniz
nelerdir? soruya şöyle cevap vermiştir:
“Hüzünleniyorum… Görevini yerine getiremeyen
bir kölenin hicabı. Onun arkasında bıraktığı
mirasa, onun istediği gibi sahip çıkamadık. Onu anlatamadık,
çünkü onu anlayamadık. Onun adını
duyduğumda bu nedenlerle hüzünleniyorum. Tüm
peygamberlerin şahitlik yapacağı yargı gününde
O’nun ümmetinden olma şerefini ve liyakatini inşallah
taşırım. Allah onun şefaatinden bizleri mahrum
etmesin.”
O Anadolu’nun bağrından çıkmış ama bazıları gibi
birilerinin kuklası olmamıştır. Anadolu kalmayı başarmıştır.
Siyasi hırsa kapılıp kendi değerlerine sırt
çevirmemiştir. Türk siyasetinin kırılma noktasında
tarafını milletten yana kullanmış ve içinden çıktığı
topluma ihanet etmemiştir. 28 Şubat için “ Halkıma
yönelen namluya selam durmam.” diyecek kadar
millet iradesine saygılı bir bilgindir. Kendisine
Refah-Yol hükümetine destek vermemesi ve bunun
için meclise girmemesi için tehdit edenlerin yakasına
yapışıp: “Benim adım Muhsin ben Allah’tan
başkasından emir almam ve Allah’tan başka kimseden korkmam.” diyecek kadar da yürekli bir insandı.
O dünyanın geçici makam ve mevkilerine itibar
etmemiştir. Kendisini bakanlık teklif ederek
ikna etmek isteyen güçlere : “ Ben satılık
adam değilim.” diyecek kadarda onurlu bir insandı.
Şu dünyada kaç kişi makamın, paranın pulun cazibesine
kapılmaz. Bu soruya verilecek cevabı sanırım
hepimiz biliyoruz. İşte buna tamah etmeyen
ender kişilerden birisiydi, Muhsin Başkan.
Kavganın en şiddetlisini yaşamıştır. Kavganın,
ayrılığın memleketimizde açtığı derin yaraların
ıstırabını yaşayan birisi olarak olsa gerek hep birleştirici
olmaya çalışmıştır. Her ne olursa olsun
birlik ve beraberliğimizi kaybetmemiz gerektiğini
savunmuştur. “Sel gider kumu kalır, bu seçimler
biter ve yine bizler aynı yerde kimimiz arkadaş, kimimiz
komşu olarak yaşamak zorundayız. Gençlerin
nasıl kullanıldığını görmüş ve bunu derinden
yaşamıştır. Masum, saf Anadolu yiğitleri kurnazların,
şer odaklarının elinde oyuncak olmuş. Bir paçavra
gibi kullanılıp atılmıştır. Bunu bildiği içinde bu
oyunun bozulması için mücadele etmiştir. Ülkenin
üzerine oynanan oyunların parçası olmamıştır. Bilakis
karşı gelmeye çalışmıştır. Okyanus derinliğine
sahip ruhu, ufak rüzgârlarla dalgalanmaz, sakindir.
Ama memleketi üzerine oynanan oyunlara karşı da
okyanus dalgası gibi kabarır ruhu.

O devletine âşık bir sevdalıdır. Kendisine yapılan
haksızlığa karşın affetmesini bilmiştir. Hapishane
yıllarında ağır işkenceler altında kaldığı
zamanlarda bile asla isyan etmemiştir. Sabır göstermiş
ve Hakk’a sığınmıştır. “İftira ve suçlamalara
karşı nasıl sabrettiğini şu cümlelerle anlatıyor: "Kalbimde
yanan ilahi aşk, her türlü isyankâr duyguları
frenliyor. Olanları sabır ve tevekkülle karşılamamı
sağlıyor.” Bütün olanlardan sonra bile kimseyi suçlamamış
ve bu yılları günahlarına kefaret olarak
görmüştür.
Mücadele ettiği alan siyaset arenasıdır. Her
şeyin mubah kabul edildiği bir alandır bu alan.
Herkesin, “siyaset bu, siyasette olur böyle şeyler.”
diyerek her şeyin mubah olduğunu düşündüğü bir
alan burası. Yani zemini kaypak ve yükselmek için
her türlü entrikanın, fırıldaklığın döndüğü siyaset
kulvarında yürüyen bir adamdı o. Ama o inadına
kıvırmadı. “Bir saniyesine bile hâkim olmadığımız
hayatta kıvırmaya ne gerek var.” diyecek kadarda
erdemli bir şahsiyetti. Aslında Muhsin Başkanı en
iyi yine kendisi açıklamıştır bu sözle. Bu sözler
Muhsin Başkanın özetidir.
Memleketine hizmet etmiş ve elinden geleni
de yapmıştır. Bir arkadaşı “Başkan çalışıyoruz, çabalıyoruz;
ama bir türlü ilerleyemiyoruz.” dediğinde
“ Biz bir seferdeyiz, hedefe ulaşırız ama ulaşamayız
onu Allah bilir. Ama öbür âlemde sorarlarsa biz
seferdeydik deriz.” demiş. İcraatlarıyla değil ama
düşünceleriyle, siyaset anlayışı ile çok şey öğretti
bu Anadolu gençliğine, Anadolu insanına.
Ne hikmetse soğuğun onun hayatında hep
özel bir yeri olmuştur.
Çeçenistan’da Cehar Dudayev’in çok yakınında
bulunan birisi Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili olarak
şunları söylemiştir:
-Muhsin Yazıcıoğlu, paraları olmadığı için kaloriferleri
yanmayan parti binasında palto ile oturuyordu.
Bana tam 80 bin dolar teslim etti.
Topladıkları bütün para bu kadardı. Parayı kendi
partililerinden toplamıştı. Tek dolarına bile dokunmadan
olduğu gibi Çeçenistan’a yolladı. Hem de
kendisi soğuktan donarken..!
Anadolu’nun bağrından çıkmış, ruhunu ilmek
ilmek İslamiyet’le bezemiş, entrikalar dünyasından
sonsuzluğun sahibine ulaşmak isteyen bilge kişi,
bize kazandırdıkların ve unuttuğumuz yönümüzü
hatırlattığın için sana ne kadar dua etsek azdır. Ey
sonsuzluğun sahibine kavuşmak isteyen bilge
yolcu, yolculuğun hayırlı olsun. İnşallah özlemini
çektiğin peygamberimizin şefaatine nail olursun.

 

Üşüyorum

Bir coşku var içimde bugün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi, süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum

Muhsin YAZICIOĞLU