Birey Topluma Feda Edilemez

e-Posta Yazdır PDF

Yaşantımız kimin yaşantısına benziyor. Dünya küçüldü. Artık hiçbir medeniyet kendi kültürü ile var olamıyor. Her medeniyetin kendi düşüncesi ve o düşüncenin yetiştirdiği değerleri varken şimdi öyle değil. Şekil olarak kültürel farklılıklar var gibi görünse de içerik olarak birbirine çok benzeyen düşünce sistemleri oluşturmuştur. Yeni oluşan düşünce sistemlerinde artık insan ve insanlık öldü. Dünya artık sonuca ulaşmak için her yolun mubah olduğu, değerlerin tükendiği bir dünyayı yaşıyor. Tüketim toplumu her şeyi tükettiği gibi değerleri de tüketiyor. Hadi bütün dünya değerleri tüketti diyelim bize yani Müslüman medeniyetine ne oluyor?


Bizim onlardan bir farkımız olmalı ama maalesef farklı değiliz.  Dinin özü bozuldu. Şekilcilik özün önüne geçti. Slogan dindarıyız. Müslüman yalan söylemez; ama biz söylüyoruz. Müslüman başkasının hakkını yemez; ama biz yiyoruz. Müslüman emek hırsızı değildir; ama biz başkalarının alın terini çalıyoruz. Müslüman israf etmez; ama biz gırtlağımıza kadar israfın içine battık. İşler artık ehillerin değil, güç sahiplerinin yakınlarına verilir hale geldi. Doğru söyleyenlerin mahalle baskısına maruz kaldığı, dışlandığı, itibarsızlaştığı bir dönemi yaşıyoruz. Üstelik yaptıklarımızın hata olduğunu çoğu zaman biliyoruz; ama maalesef hep bir haklı gerekçemiz var.  Yaptıklarımızı kendi adımıza değil içinde bulunduğumuz cemaatin,  devletin, siyasi partinin, örgütün, adına ne derseniz deyin bir grubun adına yaptığımız için haklıyız. İşte bu koskoca bir yalan. Hiçbir birey toplum adına yok sayılamaz, sayılmamalı. Kolektivizm diye bir şey uydurdular. Toplum karşısında bireyi öldürdüler. Amaç bu sayede insanları kontrol edip yönetmek. Kimler dünyayı yönetmek istiyor. Sözüm ona kendilerini dünyanın efendisi olarak gören masonlar. 


Aşağıdaki metin 1904 Fransız Maşrık i Azam Bülteni Protokolu 15. Bültenden alınmıştır.  


“Biz masonluk faaliyetleriyle insanlara rehberlik eden tek milletiz. Bu çalışma ve faaliyetlerin gizlice nasıl idare edileceğini de bilen yegâne millet, yine biziz. Yahudilerin dışındaki milletler, masonluğa ait birçok şeyleri bilmezken, biz her çeşit faaliyetlerimizde nihai gayenin ne olduğunu biliyoruz. 


Hâlbuki Yahudilerden başkaları sadece halen lazım olan geçici menfaatleri düşünürler. Gururlarını okşayan şeylerle yetinirler. Taşıdıkları asıl fikirlerin kendi fikirleri olmadığını, onları bizim ilham ettiğimizi fark etmezler. Bunlar başarı heyecanına ve alkışlanmaya susamış insanlardır. Biz de onu bol bol dağıtır.  Cimrilik yapmayız. Onlara bu başarıya ulaşmaları için imkân tanırız ki, farkında olmadan kendi görüşleriymiş gibi fikirlerimizi benimsemeyen gösteriş budalası herkesi, hizmetimizde böylece kullanabilirim. 


Kolektivizm ilkesine bağlı sembolik fikirlerle insanların şahsiyetini yok etmek için onları oyuncak atları sırtında hayal âlemine doğru ilerlemeye terk ederiz. Onlar kolektivizmin ilkesi altında yaşama kuruntusunun her yaratığın başkalarından ayrı olduğu esasına dayanan temel şahsiyet kanununa zıt olduğuna bugüne kadar anlamadılar. Bundan sonra da anlamayacaklardır.”


Bir erdemmiş gibi gösterilen kolektivizm aslında bireye hiçbir kişisel hak tanımaz ve birey karşısında toplumsal bütünün önceliği vardır. Yani birey topluma feda edilebilir. Bunun adı kolektivizmdir. “Kolektivizm yüzyılımızın tanrısı.. Birleş, fikir birliği sağla. İtaat et. Hizmet et. Böl ve zaptet ama sonra birleştir ve yönet.”


Divan edebiyatında âşık sevgiliden ilgi bekler, ilgi göstermese de hakaret bekler. En kötüsü de hiçbir şey yapılmamasıdır. Çünkü sen o zaman yoksundur demektir. Adam yerine konmamaktan daha kötü ne olabilir insan için. İşte dünya da var olan şey de tam olarak bu. Dünyanın hemen hemen hiçbir yerinde bireyler tek başlarına adam yerlerine konmuyor. İnsan kişiliğine saldırıyorlar. Dünya şuanda bunun buhranını yaşıyor. 

Bireyi öldürdük, örseledik. Artık hiç kimse kendini özgür hissetmiyor.  Karakter ve mizaç önemli değil. Duyular ve hisler hele hiç önemli değil. Ne düşündüğün ne hissettiğin önemli değil. Daha doğrusu sen önemli değilsin, sen kimsin, sen koskoca bir hiçsin.  Farklılıklara tahammülümüz kalmadı. Artık insanlar insan olarak değil de güdülecek bir sürü gibi algılanıyor. İnsanların nasıl giyineceği, ne yiyeceği, ne düşüneceği, nasıl davranacağı artık başkaları tarafından belirleniyor. 


Şimdi şöyle bir düşünün? Bir parti üyesisiniz. Bir cemaate mensupsunuz, sözüm ona ilerici bir derneğin üyesisiniz ya da bir terör örgütünün elemanısınız, içinde bulunduğunuz yapının benimsediği düşüncenin dışında bir fikir beyan etmeye cesaret edebilir misiniz? Edemezsiniz. Çünkü içinde bulunduğunuz yapının devam etmesi adına yapılacak baskılardan korkarsınız. İstemediğiniz şeyleri söylemek ve yapmak zorunda kalırsınız. Sonuç korkak ve sünepe dediğimiz iğreti bir insan tipine dönüşürüz. 


Kolektivizmde koşulsuz itaat edilmesi gerektiği de büyük bir erdem gibi gösterilir. Uymayanların vay haline. Artık içindeki grubun yapısına göre, irticacı, gerici, terörist, ajan, entel, vatan haini, yalaka gibi yaftalarla hemen yola getirilirsiniz. 


Peki, bunu niye yapıyorlar? Gücü elde etmek için. Kendini küçük gören, umutları elinden alınmış mutsuz bireyleri, kendisine saygısı olmayan zavallı insanları istediğin gibi kullanabilirsin. Büyük ve mutlu insanlar yönetilemezler. Onun için insanların elinden mutluluklarını almalısın.


“İnsanın ruhunu boşalttın mı yerini sen doldurabilirsin. Bütün sistemler kişisel zevki feda etmeyi öğretiyor. Sürekli ve sistematik beyin yıkama ile “Vazgeç” ve “razı ol” kavramlarını yerleştir. “Fedakarlık” kavramını yücelt. Hangi ahlak sistemi fedakârlığı öğütlüyorsa sonunda bir süper güç haline gelmiştir.  Nirvana, Irksal üstünlük, proletarya diktatörlüğü hep fedakârlığı, benliği silmeyi öğretir. Ortada fedakarlık oldu mu parsayı birileri toplayacaktır. Hizmet varsa bir hizmet edilen de vardır. Sana hizmetten söz eden adam mutlaka köleler ve efendilerden de söz ediyor demektir.”


Bizi bu açmazdan kurtaracak şey imanımızdır. İslamiyet’tir. Ama din adına,  İslam adına onların yaptıklarını yapmadan bireyi özgürleştirerek, herkese hak ettiği gerçek değeri vererek yapmalıyız. Bu da biraz bireylerin elinde olan bir şey.  Aklederek ve düşünerek. Akıl eder ve düşünürsek başkalarının bizi kullanmasına asla müsaade etmeyiz. 


İnsanın kendini hiç yerine koyması büyüklenmemesi, kibirlenmemesi anlamında düşünürsek bir erdemken başkasının sizi hiç yerine koyması bir zulümdür. Çünkü sen başkasını hiç yerine koyarken kendini yüceltiyorsun demektir. O da insanı firavunlaştırır.  Onun içindir ki biz aklımızı ve mantığımızı kullanacağız, ne kendimiz firavunlaşacağız ne de başkalarının başımıza firavun kesilmesine sebep olacağız. 


Sonuç olarak insanların bir toplum içinde birlikte hareket etmesi sosyolojik bir kanundur. Bireyler hayatlarını toplumsal bir çevrede devam ettirmek zorundadır. Ama bu zorunluluk bireyi yok etmemeli, herkesi olduğu gibi kabul etmelidir.  Bireyi silip şahsiyetini elinden alarak yapmamalı. Herkes tek başına bu toplumun şerefi bir üyesi olma onurunu yaşamalıdır.  Toplum bireyi hiç yerine koymamalıdır. Toplum adına olduğunu söyleyen hiçbir gerekçe bireyden, bireyin şeref ve haysiyetinden daha önemli değildir. Birey toplum adına feda edilemez. Unutmayalım ki Allah(cc)  mahşerde her bireyi tek başına muhatap alacak ve tek tek sorguya çekecektir.