Erenler Bağına Girmek

e-Posta Yazdır PDF

Tasavvuf dönüşümün adıdır. Gerçek bir evliya ile tanışan kişilerin hayatları inanılmaz derece değişime uğrar. Onun sayesinde kendilerine çekin düzen verirler ve hayatın gerçek anlamını kavrarlar. Hayatı ve dünyayı yeniden yorumlarlar. Hayatı ve olayları daha derinlemesine analiz etme kabiliyeti kazanırlar. Hayatlarındaki bazı şeylerin önem sırası değişir. Mesela dünyevi isteklerin ne kadar boş olduğunun farkına varırlar. Dönüşüme uğrayan insanın insanlara
bakış açıları değişir. Onlara karşı daha anlayışlı ve hoşgörülü olurlar.
İnsan kendisinin farkına varır, nefsini
tanır. Mutluluk kendi nefsine hâkim
olmaktan geçer. Nefsine hâkim olamayanlar
doyumsuzdurlar ve her
şeyin kendilerinin olmasını isterler. Kazandıkça
daha çok kazanmak isterler.
Bir düşünsenize herkesin doyumsuz
olduğunu, daha çok kazanmak için birbirimizi
rakip olarak gördüğümüzü.
Bu dönüşümün gerçekleşmesi
birtakım kurallara bağlıdır. Bu kurumun
merkezinde bulunan veli uzun ve
meşakkatli bir yolculuktan sonra merkeze
gelir. Ve hayat artık onun etrafında
şekillenmeye başlar. Bu
anlamda düşünecek olursak evliyaların
bir takım özellikleri olması gerekir.
Çünkü hayatın merkezinde bulunan,
herkesin dikkatlerinin üzerinde olduğu
kişi herkes tarafından kabul görmek
zorundadır. Binlerce, milyonlarca insanın
kabulünü kazanmak elbette beraberinde bir takım vasıflara da sahip olmayı gerektirir.
Erenlerin beslendiği kaynak tasavvuftur.
Erenlerin o insan sevgisi, tevazusu ve kendilerini
adamışlığı, insanların kalplerini kazanmasını sağlamıştır.
İnsani ilişkilerde nefislerinin ve dünyanın
esiri olmayıp, ilişkiyi hoşgörü ve sevgi temeline
oturtmaları insanlar arasındaki buzların erimesine
vesile olmuştur. Erenlerin hayat felsefesi insan kazanma
üzerine kurulmuştur. Onlar insanlarla arasına
engellemeler koymadan ilişki kurmuşlardır. İnsanları hiçbir önkoşul koymadan seversen, onlara
karşı sınırsız bir hoşgörü beslersin.
Tarikatlar sivil toplum örgütleridir. Onlar sadece
mensup olduğu bireylerin değil, toplumlarında
dönüşümünü temsil etmektedir. İslamiyet’in gittiği
yerlerde kökleşip yayılmasında erenlerin fonksiyonu
unutulmamalıdır. İslamiyet yayıldığı yerlerde
kalıcı olmayı başarmış ve sağlam temeller atmışsa
bunda erenlerin çok önemli görevleri olmuştur. Evliyalar
sivil toplum örgütlerinin yaptıkları görevleri yapmışlardır. Onlar dünyadan el etek çekmişler,
halktan sıyrılıp Hakk’a yürümüş olsalar da hep aksiyon
adamı olmuşlardır. Yani onlar bazılarının söylediği
gibi insanları miskinliğe alıştırmamışlardır.
Bilakis yaptıklarını dünyalık için değil de Hakk için
yaptıklarından kişisel hiçbir menfaat beklememişlerdir.
Sadece dünyalık için çalışmayıp dünya hırsına
kapılmadıklarından daha alçak gönüllü ve
mütevazı olmuşlardır. Erenler İslami hayatı kendi
hayatlarında sergilediklerinden iyi bir model oluşturmuşlardır. Onlar aynı zamanda sorumluluk sahibi olma
cesareti gösteren kişilerdir. Yapacakları bir hata tılsımın
bozulması demektir. Onun içindir ki bütün hayatları
boyunca dikkatli olmak zorundadırlar.
Kendisinden vazgeçemeyen erenler bağına girmeye
cesaret edemez. Çünkü erenler bağına girmeyi
istemek dünyadan ve nefsinden vazgeçmeyi
gerektirir. Bu anlamda erenlik gönül işidir, erenlerin
etrafında gezenlerde, sohbetlerine katılanlarda gönüllülük
esaslarına göre orada bulunurlar.

Evliyalar nefislerini zelil edip aziz olmuşlardır.
Nefislerinin kölesi değil, nefislerini köle ederek enaniyetlerini,
yani benliklerini silmişlerdir. Onlar “Malın
sahibini bilirler, mülke kıymet vermezler.” Evliya ve
erenler kendilerinden vazgeçtiler ve Hakk’a teslim
oldular. Davranışlarında ve isteklerinde kendi şahısları
için yapmadılar. Kendilerini Allah’a adadılar
ve Allah’ta(cc) onları yüceltti.
Bu dönüşüm tövbe ile başlar. Nefis mücadelesi
de tövbe ile başlar. İşte evliyalar, erenler, veliler
yükselmeye buradan başlamışlardır. Tövbe edip
nefislerini yenmekle. İnsanın en büyük rakibi kendisidir.
Kendinden vazgeçen, kendisini Allah’a(cc)
adayan erenler, başkalarının gözünde büyürler.
Onlar artık birer şahsiyet değildir. Onlar artık birer
semboldür. Tarihe mal olmuş binlerce evliyanın ne
resmini biliriz, ne cismini, çoğunun mezarlarının yerini
dahi bilmeyiz. Bir Yunus, bir Mevlana, bir Pir
Sultan Abdal, bir şeyh Edebali, bir Ak Şemsettin
daha aklımıza gelmeyen nice erenler, mübarek
Allah(cc) dostu insanlar, bayrak olmuş dalgalanıyor
İslamiyet’in üzerinde. Onlar ki kendilerinden,
dünyadan geçerek, kendi nefisleri üzerine basarak
erenler bağına girmeyi başardılar. Erenler nefislerini
yenmeyi başaran insanlardır ki dünyada çok az
insana nasip olmuştur. Biz sıradan insanlar bütün
bir ömrümüzü nefisle mücadele etmekle geçiririz.
Bu mücadelenin üzerine çıkmayı başaramayız. Bu
mücadeleden çoğu zaman nefis galip gelir. Biz kazandığımız
birkaç küçük galibiyetten mutlu olmaya
çalışırız. Bizim küçük dünyamız için büyük bir olaydır
bu galibiyetler. Zaten çıkmayı başarsaydık erenlere
karışmak için önümüzde bir engel kalmazdı.
Ama bu engel öyle büyük bir engel ki geçen sayısı
çok azdır.
Günümüzde erenler bağına girenlerin sayısı
çok az. Bunun en önemli nedeni devamlılığı
sağlayan kurumların yıpratılmış olmasıdır. Bu kurumlar
ki insanların bireysel ve toplumsal hayatlarını
sürekli kontrol altında tutmuşlardır. Bu kurumlar
sayesinde insanlar keyfilikten kurtulmuştur. Osmanlı
devletinde padişahların ve devlet adamlarının
yanında onları uyaran ve yanlışlar yapmasını
minimuma indiren evliyaların varlığı bunu gayet
güzel açıklamaktadır. Osmanlının kuruluşunda
Şeyh Edebali’nin fikir dünyasının yadsınamaz bir
etkisi bulunmaktadır. Fatihi, Fatih yapan Ak Şemsettin
değil midir? Bu ve buna benzer örnekleri çoğaltmamız
mümkündür.
Erenler sadece bireylerin değil, toplumların
fikir ve düşünce hayatlarında da çok önemli etkileri
olmuştur. Evliya, eren, veli dediğimiz Allah (c.c)
dostları içinde bulundukları topluma enerji verip
toplumun devamlılığını sağlamışlardır. Türkler arasında
ve Anadolu da İslamiyet’in yayılmasında
Hoca Ahmet Yesevi ve öğrencilerinin fikir ve düşünce
dünyalarının önemli görevleri olmuştur.
Erenler İslamiyet’e yeni bir soluk ve yeni bir
anlayış katmışlardır. Erenler ve evliyalar sayesinde
İslamiyet daha geniş bir derinlik kazanmıştır. Onlar
insanlığın manevi yönüne hitap ederek insanlığa
olgunluk kazandırmışlardır. Amaç insanlığa manevi
olgunluk kazandırmaktır. Ve bunu yüzyıllar boyunca
da başarıyla uygulamıştır. Örneğin Osmanlı
insanında manevi olgunluk olmasaydı yapacağı
zulümlerin dünyada eşi ve benzeri olmazdı herhalde.
Ama çok şükür dünyanın hiçbir yerinde Osmanlı
ile ilgili olarak en ufak bir olumsuz imaj
bulunmamaktadır. Erenler fikirleri ile İslam kültürüne
bir derinlik kazandırmışlardır. Gelmiş geçmiş
bütün erenler aynı tema üzerinde birleşmişlerdir.
Hepside birbirlerinin fikir ve düşüncelerini desteklemişlerdir.
Kaynak aynı olunca farklı bir şeylerin
olabileceğini düşünemeyiz bile. Buradaki ufak tefek
farklar uygulamada kendini göstermektedir.
Bugün bu velilerin kıymetini daha iyi anlıyoruz.
Yıllar o insanlardan hiçbir şey eksiltmedi. Bilakis
her geçen yıl daha da kıymetleri arttı. Toplumun
içinde bulunduğu durum velilere ne kadar ihtiyaç
duyduğumuzu göstermektedir. İnsanlar düşünce
ve duygu dünyasında derinliğe sahip değiller. Kendilerini
günlük hayatın hengâmesine bırakmışlar.
İnsanlar küçük hesaplar peşinde, dünya hayatının
rüzgârına kendilerini kaptırmışlar. Küçük şeylerle
mutlu olmasını bilmiyoruz. Aç gözlü birer canavara
dönüştük. Hep bana hep bana demeye başladık.
Yani hepimiz nefsimizin kölesi olduk, daha doğrusu
oyuncağı olduk. Nefis hepimizi tabiri caizse parmağına
takmış oynatıyor. Nefis demek dünya
demek, nefsinden vazgeçen dünyadan vazgeçer.
Oysa dünya hepimizin gözünü kör etmiş. Görür
gözlerimiz görmez olmuş.