Şeref, Onurlu Bir Payedir

e-Posta Yazdır PDF

İzzet, şeref insan için hayatın en önemli mevhumudur. Şerefsiz, onursuz bir hayat düşünemiyorum. Bu uğurda insanlar kavga etmişler, can almışlar, can vermişler ve dahi hayatlarını kaybetmişlerdir. İtibar için, şeref için servetler harcamışlar. Öyle değil midir ki şerefsiz, onursuz bir hayat düşünülebilir mi? Kesinlikle hayır. Çünkü eşrefi mahluktur insanoğlu. Kul olan insan, insan olmakla şereflendirilmiştir. Şerefini kaybetmek demek,  insan olma onurunu da kaybetmek demektir. 


Şeyh Edebali şu Üç kişiye acı der: 

• Cahiller arasında âlime.

• Zenginken fakir düşene.

• Hayırlı iken itibarını kaybedene.

Öyle değil mi ki izzetini, şerefini kaybeden insan acınacak bir zavallıdır. Onun içindir ki mahkemelerde dahi yemin edilirken “namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum’’ diye söylenir. 


Hayatın gayesi şeref midir, yoksa şeref bir paye midir? Şerefi hayatın gayesi haline getirirsen “ne şerefli, ne onurlu, ne cesur insanmış” desinler diye her şeyi hatta ölümü bile  göze alır cenge girersin. Ne şerefli, ne cesur insan desinler diye cenge giden, bu uğurda ölen insanları düşünürüm.  O insanlara acıyalım mı yoksa takdir mi edelim? Karar veremiyorum. Bir yönüyle takdir ediyorum, cesaretlerinden dolayı, insan onurunu koruduğu için. Ama acıyorum, Allah için değil, nefsi için olunca. İki tane insan seni takdir etse ne olur, etmese ne olur, yüce Allah takdir etmedikten sonra. Oysa yüce Allah seni takdir edince işte o zaman ölümün bir anlamı olur, bir değer kazanır. Emin ol izzetin ve şerefin kat be kat artar. Ahretini de kazanmış olursun. Ne güzel demişler değil mi bu dünyaya fazla itibar etme nasıl olsa sağ kurtulan yok. 


Makam, mevki, mal, mülk hepsi yalan. Yunus’un dediği gibi: “Var birazda sen oyalan.” Aha geldik gidiyoruz. İmtihan dünyası. Dünyaya geldik bir defa, gidiyoruz sonsuzluğa, ölümsüzlüğe. Ölüm nedir ki? Hakikatler dünyası. Ah zavallı ben, bizler. Ne bu gaflet. Kendimizi çok önemli sanıyoruz. Evet önemliyiz. Ama aslında birer zavallıyız. Farkında değiliz. Zaten farkında olsaydık, eşrefi mahlûk olurduk. Etrafımızda zavallı olduklarının farkında olmayan milyonlarca insan var. Kendini önemseyen bu zavallılar bende dâhil olmak üzere bu dünyaya, insanlara kendini kanıtlamaya çalışıyoruz. İnanının bunu herkes yapıyor. Ateisti, putperesti, Hıristiyan’ı, Müslüman’ı hatta dindar olduklarını söyleyenler bile yapıyor bunu. Bir sohbetinde Şems Mevlana’ya şöyle der:

- Gittiğim yerlerde hep hâşâ allah’lık dâvâsında olanlara rastladım. Hiç “kul” olana rastlamadım, ilk defa kul’a rastlıyorum, o da sensin, demiş.


Bu dünya öyle acımasız bir dünya ki, dünyalık için kendini satan ne kişilere şahit oldu. Makam, mevki, mal, mülk için kişiliğinden, şahsiyetinden taviz veren ne zavallılar gördü. Ama gerçek Müslüman öyle mi. Bu saydıklarımızın hiçbirisi onun gözünde bir değer ifade etmez. Değer vermediği içinde kişiliğinden, onurundan asla taviz vermez.


İnsan hakikaten eşrefi mahlûktur. Ama aynı zamanda esfele safilin. Kendinden ve dünyadan vazgeçer, yani kul olursa eşrefi mahlûk olur. Yok, kendine ve dünyaya saplanır kalırsa işte o zaman esfele safilin olur. Her şey yapar. İnsanlığa yani kulluğa sığmayan her türlü aşağılık işleri yapar. Temeli Allah rızası olmayan rezillikleri yapmaktan asla çekinmezler. İşte o zaman da ortada ne insanlık kalır, ne şeref kalır, ne şan kalır. Bir kula teslimiyet yakışır rabbine karşı. Gayrisi bir hiçtir. Hiç olan şeyler için aşağılık şeyler yapmaz.


Aslında herkes kendi nefsine çalışıyor. Biz nefsimiz için çalıştıkça batıyoruz, farkında değiliz. Âşıklar ne güzel demiş: “gönül kaçanı kovalar” Biz öyle bir yaratıcıya kul olmalıyız ki malı, mülkü makamı elimizin tersiyle itmeliyiz ki izzet, şeref bizim olsun. Sen istemezsen de izzet ve şeref önüne serilir. Ama kıstas açık, sen bunların hiçbirini istemeyeceksin amacınız şeref ve izzet kazanmak olmayacak. Senin tek isteğin olacak samimi bir kul olmak. Kul olmak şereflerin, izzetlerin en büyüğü, baki olana kul olmak ne büyük saadet. Hülasa rabbimiz ne buyuruyor: “Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamıyla Allah’ındır...” (Fatır, 35/10)