Aklına ve İradene Sahip Çık

e-Posta Yazdır PDF

İslamiyet, hayatın her alanını düzenleyen ve çözüm üreten bir din iken nasıl oluyor da bugünkü yaşadığımız İslamiyet, karı koca arasındaki sorunları dahi çözemiyor. O zaman yaşadığımız bu din gerçek İslamiyet değil. İçi boşaltılmış, özü alınmış, sadece şekile indirgenmiş bir dindir yaşadığımız. Ritüel anlamda var; ama öz itibarı ile yok. Yani fiziki anlamda yaşıyor; ama ruhen ölmüş.


Birileri bizim dinin sadece uhrevi kısmı ile ilgilenmemizi istiyorlar ki bugün için bunu başarmışa benziyorlar. Uhrevi derken ritüel yanını kastediyorum. Dini sadece namaz, oruç ve kurbanla sınırlı tutuyoruz. Dünyevi yönü ile yani dünyayı düzenleyen yönüyle pek ilgilenmiyoruz, o yönünü maalesef inanç sistemimizden çıkardık. İslamiyet’i tıpkı Hristiyanlığa döndürmeye çalışıyorlar. Hristiyanlıkta olduğu gibi Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrının hakkını Tanrıya ver anlayışı.  Bir düşünün Allah aşkına kaç kişi malının zekâtını veriyor.  Oysa zekât Kuranı Kerim’de namaz ayetleri ile birlikte anılan bir emir, ama uygulamıyoruz. Din faiz yemeyin diyor, namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz; ama gırtlağımıza kadar faize bulaştık. Dünya menfaatlerimiz için yemini su gibi içiyor, yalanı yüzümüz kızarmadan söylüyoruz. Devleti yönetmiyor, İslami usule göre ticaret yapmıyoruz. 


Yani demem o ki İslamiyet’i dünya hayatımızı tanzim eder olmaktan çıkardık.  Bizleri hep bu alanlardan uzak tuttular. Bu durum bizlerinde işine geldi. Mal ve servet kazanmak, nasıl kazandığımız önemli değil,  çoğumuzun hoşuna gitti. Biz Müslümanlar maalesef malla olan imtihanımızda sınıfta kaldık. Kapitalizm bütün dünyayı olduğu gibi biz Müslümanları da esir almıştır. Bu durum Müslüman dünyası için artık sürdürülebilir bir durum değildir. Bütün dünya için sürdürülebilir bir durum değil; ama İslam dünyası için hiç değil, çünkü bu çıkmazdan bizleri çıkaracak olan tek şey İslamiyet’in ta kendisidir. Oysa bugünkü İslam dünyasının görüntüsü değil dünyaya çare üretmeyi, kendisine bile faydası yok. İslamiyet kuşatma altında, esir alınmış durumda. 


Bugünkü din anlayışımızla bizler esaretten kurtulamayız. Esaretten diyorum çünkü özgür değiliz. Zihinlerimiz özgür değil, irademiz özgür değil. Bazıları dünya da kendilerine göre sınırlar çizmişler. Kırmızıçizgilerine dokunmadığın müddetçe kimseye karışmıyorlar. Ama sınırları zorlamaya başladığınızda her anlamda terbiye etme süreci başlıyor. Siyasi, ekonomik, sosyolojik ve ahlaki tehditlerle karşı karşıya kalıyorsunuz.

Peki, bunu nasıl yapıyorlar, yani dini kontrol etmeyi ve sosyal hayatın dışında tutmayı?  Düşünmeyen ve aklını kullanmayan bir nesil yetiştirdiğinizde o toplumu zaten esir almışsınız demektir. Bundan sonra çok bir şey yapmalarına gerek var mı?   Aklınızı ve iradenizi kaybetmişseniz her şeyinizi kaybetmişsiniz demektir. Ya Allah aşkına bu din bize aklımızı kullanmayı emretmiyor mu?  “Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.” (Enfal 22)


Okumayan, araştırmayan bir milletiz. Her şeyde olduğu gibi, öğrenmenin de kolayına kaçıyoruz. Okumak yerine bu dini başkalarından duyarak öğreniyoruz. Bu durumda doğru bilgi o kişinin insafına kalmıştır.  Bu durumdan çıkmanın tek yolu var aklımızı tekrar egemen hale getirmek ve İslamiyet’i temel kaynağından Kuranı Kerim’den ve hadislerden öğrenmektir. Zaten başka bir şeye de gerek yok. Peygamberimiz(sav)  ne buyuruyor veda hutbesinde: “Ey müminler! “Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler Allahın kitabı Kur an-ı Kerim ve Peygamberinin sünnetidir.”


Peygamberimiz yanına üçüncü bir şeyi koymamıştır. Bunların dışındaki her şey ama her şey Kuran ve sünneti ölçü almıyorsa adı ne olursa olsun şeytanın oyuncağı olmaya mahkûmdur. İslamiyet bir şeyi özellikle yasaklamıştır. Ruhban sınıfı yoktur. Ama maalesef bugün için adı ruhban olmasa da öz itibari ile ruhbanlık İslamiyet’in içine son yüzyıllarda sokulmaya başlanmıştır.  Maalesef İslami cemaatler dediğimiz bazı gruplarda bu durum yaşanmaktadır. Bazı cemaatler hoca dedikleri kişilere insanüstü vasıflar yüklemektedirler. Cemaat mensupları bir araya geldiklerinde ya da herhangi bir sohbet ortamında başlıyorlar. “Hocam şöyle dedi, Hocam böyle dedi” demeye. Bende diyorum ki önce Kuran ne diyor, sünnet ne diyor, bunları ölçü alarak sen ne düşünüyorsun.  Allah sana akıl vermedi mi? Git önce Kuran’a bak, sünnete bak, doğrusunu öğren, sonra da hocanın ne dediğine bak. Kuran ve sünnete uyuyor mu, uymuyor mu? Uyuyorsa saygı duy, hürmet göster. Ama kayıtsız ve şartsız iradeni teslim etme. 


Artık sorulması gereken soru bence şu? Hepimiz biliyoruz ki İslamiyet akıl ve mantık dini ama nasıl oluyor da bu gün aklımızı kullanamaz hale geldik? Bunun birçok yolu var ama birisi de var ki söyleyeceğim şey bazılarının canını acıtacak ama olsun benim tek gayem Allah rızası için İslam dünyasının içinde bulunduğu bu iç açıcı olmayan durumdan çıkış yolları aramak.  Maalesef İslam dünyasında insanlar Cemaatler kanalıyla kontrol altında tutuluyor. Bunu söylerken şunu da belirtmeliyim ki cemaatçiliğe karşı değilim; ama bugünkü cemaat yapılanmasının da çok ciddi bir reforma ihtiyacı var. Cemaatler bugünkü halleriyle İslamiyet’e hizmet etmekten ziyade ayak bağı oluşturuyor.  Bunu bütün cemaatler için söyleyemeyiz ama ekseriyeti böyledir. İnsanların iradelerini ve aklını kontrol ediyor. Oysa Cenabı Allah irade ve akıl kullanmada insana özgürlük tanımıştır.  Bunu bazıları bilerek yaparken bazıları da farkında olmadan yapıyor. Çünkü bugünkü cemaat yapılanması ve öğreti sistemi bu durumu doğuruyor. 


Bugünkü İslami anlayış ve metodoloji maalesef buna müsait. Sorgulamayan ve aklını kullanmayan Müslümanlar yetiştiriyoruz. Hangi cemaat ya da yapının içinde olursa olsun maalesef bu böyle. Çünkü insanları kontrol etmek herkesin hoşuna gidiyor. İnsanlar kendi iradeleri ile karar veremez hale geldiler. İçinde bulunduğu cemaatte ters giden bir şeyler görenler buna itiraz ettiklerinde, karşılarında derin bir dirençle karşılıyorlar. Bu itiraz sürecinin sonunda insanlar,  inanmasa da onlar gibi davranmak zorunda kalıyorlar, bu da mutsuz insan demektir, ya da hakikaten onların söylediklerini aynen kabul edip yanlış şeylere inanmaya başlıyor ya da itirazında ısrarcı olursa aforoz ediliyor. Aforoz edilmeye kimse cesaret edemediğinden itaatkâr oluyor ve maalesef belli bir süre sonra cemaatin öğretisini din olarak kabul etmeye başlıyorlar. Bunu söyleyenleri de farkında olmadan ilahlar edinmeye başlıyorlar. O zamanda bu inandığımız din İslamiyet değil, bağlı oldukları hocalarının dini oluyor.  “(Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (Hristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır.” (Tevbe 31)


Onun içindir ki, İslami öğreti ve nesil yetiştirme sistemi sadece şahısların ve cemaatlerin uhdesine bırakılmamalıdır. Keyfilikten çıkartılıp daha bilimsel bir hale dönüştürülmelidir.  Bunu da yapacak olan devlettir. Bu sözüm yanlış anlaşılmasın bazılarının düşündüğü gibi dini kontrol etmek anlamında söylemiyorum bunu. Dini gerçek anlamda ve doğrusunu öğretmekten bahsediyorum. Bu işi yani din öğretimini sadece şahıslara ve cemaatlere devrederseniz dini istismar edilir hale getirirsiniz. 


15 Temmuz darbe girişiminde bu tehlikeyi bütün çıplaklığı ile yaşadık. Dini istismar etmenin geldiği en trajik durumdu yaşadığımız bu vahşet.  Eylemsel anlamda olduğu gibi düşünsel anlamda da büyük bir vahşet yaşanıyor. 15 Temmuz darbe girişimine katılan bir subayın ifadesinde, düşünsel anlamda yaşadığımız vahşet somut bir şekilde kendisini gösterdi. İfade aynen şu: “Hocamız Kuranı Kerim’in eksiklerini tamamlamak için gönderildi.” 


 Bunu söyleyen hakikaten buna inanarak söylüyorsa ey Müslümanlar, hakkı ve hakikati bilenler, kafanızı kuma gömmeyin. Görün artık, kral çıplak. Sesiniz gür çıksın. Din adına yapılan yanlışlara dur deyin. Kınamacıların kınamasından korkmayın. Hakikati söylemeyen dilsiz şeytandır.  Âlimin vasfı vardır. Âlim zulüm karşısında tavır almasına bilen kişidir. Eğer birileri, dini kendi dünyevi çıkarları için kullanıyorsa âlime düşen Allah için bu zorbalığa dur demektir.