Ya Devlet Başa, Ya Kuzgun Leşe

e-Posta Yazdır PDF

İslam dünyası zor günler geçiriyor. Her yer Kerbala olmuş. Oluk oluk Müslüman kanı akıyor. Allah u Ekber nidaları ile Müslüman Müslümanı boğazlıyor. Mehmet Akif’in sarsılmaz dediği cephe darmadağın. Nasıl oldu da bu hale geldik? Biz neden birbirimize düştük? Bu zor günlerden kurtulmak için umut ışığı var mı, yoksa durum daha da kötüye mi gidiyor?


Şuan da İslam dünyası için iki büyük tehlike ile karşı karşıyayız. Mezhep savaşları yani Şia Sünni çatışması ve ırkçılık. Bu o kadar tehlikeli bir şey ki durdurulmazsa onlarca, belki de yüzlerce yıl bu coğrafyayı kasıp kavuracak. Batı dünyası bu iki bela ile yüzlerce yıl uğraştı. Yüzyıl savaşları, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları hep bu beladan kaynaklandı. Çok acılar çektiler. Oturdular, birlikte bu iki problemi aştıktan sonra Avrupa Birliği altında siyasi bir birliktelik sağladılar. Onlar şimdide bu pis belayı bizim başımıza sarıp bizleri birbirine kırdırmak istiyorlar. 

Kardeşliğimizin ve beraberliğimizin önündeki en büyük engelden ilki ırkçılıktır. Irkçılık şeytan işidir. İlk ırkçı şeytan değil midir? Beni ateşten onu topraktan yarattın diyerek Allah(cc)’a karşı gelmiştir. İblis, “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın” dedi. (SÂD-76) İblis böylece birliğe, düzene, vahdete başkaldırmış isyan etmiştir. İnsan içindeki üstünlük kibrini yenecek. Kimse kendini itikadın dışında üstün görmeyecek. İtikatta insana, insanlar arasında üstünlük sağlamaz. Allah(cc) katında bir ayrıcalıktır itikat. Allah(cc)’ta sevdiği kulunun itibarını artırır. Takva dışında üstünlük referansı arayan hüsrandadır. Ebedi olanı isteyen fani şeylere takılıp kalmaz. Hele dünyaya geldiğimizde elimizde olmayan şeylerden dolayı övünmek ya da başkasınI küçümsemek cahilliğin zirvesidir. Milliyetini, cinsiyetini, rengini, şeklini, anneni ya da babanı seçme şansın yokken bundan dolayı övünmek ya da başkasını küçük görmek bir topluma nifak tohumu saçmak, birliği bozmak için yetmez mi? Hele bir de bunlardan dolayı insanların birbirlerini öldürmeleri şeytana hizmet etmekten başka nedir? Oysa Cenabı Allah(cc) ne buyuruyor: “Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki Allah(cc)’ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takva sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah(cc), en iyi bilen ve haberdar olandır.” (Hucurat 13) Farklılıklarımız birbirimize karşı övünç kaynağı değil, birer kaynaşma vesilesidir.  Hepimiz her anlamda farklıyız ama bir ortak noktamız var o da eşrefi mahlûk olmamız. 


Kardeşliğimizin ve beraberliğimizin önündeki en büyük engelden ikincisi mezhepçiliktir. Sünni Şia çatışması. Deaş diye bir örgüt ortaya çıkmış daha doğrusu ortaya çıkarılmış yani bir projenin ürünü olan örgüt şuanda bu ayrılığı körüklüyor. Kendini İslam olarak niteleyen; ama aslında İslamiyet’in özüyle yakından uzaktan ilgisi olmayan bu örgüt birliğimizi ve beraberliğimizi bozmaktadır. Zihinleri bulandırmakta İslamiyet’e karşı derin bir nefret duygusu uyandırmayı hedeflemektedir. İslam düşmanlarına İslamiyet’i kötü göstermek isteyenlerin tabiri caizse ekmeklerine yağ sürmektedir. En önemlisi de şuandaki, mezhep savaşlarını körüklemektedir. 


İslam düşmanları hiç kendilerini sıkıntıya sokmadan amaçlarına ulaşıyorlar. Onlar sadece nefreti körüklüyorlar. Bizler birbirimizin boğazına sarılıyoruz. Tek kurşun sıkmadan bizleri öldürüyorlar. Müslümanların kendi aralarındaki savaşta dikkat edilirse hiç kimse diğerine üstünlük sağlamıyor. Niye? Sağlattırılmıyor da ondan. Bir taraf bir tarafı yener se bu savaş biter. Siyasi birliktelik sağlanır. Batı dünyası bu duruma müsaade eder mi? Asla. Batı dünyası, bir kesim diğerine üstünlük sağlamaya başladığında süslü gerekçelerle ama aslında art niyetle sahne alır güçlü olana vurur, zayıf olana destek verir. Bu kısır döngü bu şekilde devam ederek gider. Ta ki ne zamana kadar? Artık her iki tarafın, her iki taraftan kasıt Müslümanlar, gücü bitinceye, zihnen ve bedenen bitap düşünceye kadar. O zamana kadar bekleyecek miyiz? Yoksa bu oyuna bir dur mu diyeceğiz? Bizlerin bu kargaşa ortamından çıkması için ne yapması gerekiyor? 


Önce samimi bir Müslüman olacağız. Birbirini boğazlayan Müslümanlar da samimi olduklarına inanıyorlar. Demek ki samimi olmak yetmez. Bu dini öğreneceğiz, hem de kaynağından öğreneceğiz. Allah(cc)’ın ipine sımsıkı sarılacağız. Kendine ben Müslümanım diyen herkes kanmayacağız. Basiret sahibi olacağız. Müslüman iyi niyetli olur ama saf olmaz. Haktan hakikatten vazgeçmeyeceğiz. Oyuna gelmeyeceğiz. Şunu da asla aklımızdan çıkarmayacağız. Müslümanın Müslümandan başka dostu yoktur. Cenabı Allah(cc) ayeti kerimde ne buyuruyor: “Ve sen onların dinine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne Yahudiler ve ne de Hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah(cc)’a ulaşmak (Allah(cc)’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”. Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah(cc)’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.” (Bakara 120)


Birlik inancı etrafında birleşmeliyiz. Birliğimizi güçlendirmenin gayreti içerisinde olmalıyız. Birlik olmazsak birbirimize düşer, parçalanırız. Bizleri yok etmek isteyenlerin yaptıkları ilk şey birlikteliğimize saldırmak olmuştur. Her şey zihinlerde başlar ve zihinlerde biter. Bizleri zihnen bölmek, parçalamak ve ardından fiziki olarak bölmek. Klasik tabiri ile “böl ve parçala” yöntemi. Yöntem hep aynı yöntem. Son 200 yıllık tarihimiz ve İslam tarihi iyi analiz edildiğinde bu oyun açıkça görülecektir. Ama inanın gücüme giden de tam olarak bu. Her şey bu kadar açıkken hala bu oyunun parçası olanlarımız var. Ama çok şükür büyük çoğunluğumuz devlet kültürü olmanın verdiği birikimle bu oyuna gelmiyor. 


Bir millet düşünün bu kadar oyuna, nifaka rağmen hala kardeş kalmayı başarıyor. Bizi birbirimize düşürmek için her yolu deniyor, her türlü yöntemi kullanıyorlar. İnsanlarımızı çeşitli adlar altında gruplara ayırıyor. Sonra da bu grupların zaaflarından faydalanıp ayrılıkları kaşıyor. Birbirlerine düşman iyice düşman etmek içinde cinayetler işleniyor, bombalar havada uçuyor.  Amaç belli bir süre sonra artık birbirimize tahammül edemez hale getirmek. 


Batı uşağı medya ve kalemşorları kin kusuyor, nifak saçıyor ama çok şükür bu millet yine de basiretini kaybetmiyor. Allah(cc)’ın izniyle de kaybetmeyecek. Bu millet gücünü asırlardan ve en önemlisi de imanından alıyor. Bu iman bizde olduğu müddetçe bizi yıkamazlar. Yıkamayacaklar, bizler imanımızdan vazgeçmeyeceğiz. Allah(cc) inancı bizi birbirimize bağlıyor. Allah(cc) inancı olmasaydı bu kadar pis saldırılara göğüs geremezdik. 


İmanımızdan gelen çok şükür çok sağlam bir karakterimiz ve zihni alt yapımız var ki bozamıyorlar. Bizler bu birliktelik için asırlarımızı verdik. Kimimiz evlatlarından, anasından, babasından, malından vazgeçtiler. Bu birikimleri kolay kazanmadık onun içinde kolay teslim olmayacağız.


Bölmenin ilk koşulu ayrılıkları ön plana çıkarmak ve ardından bu ayrılıkları kaşımaktır. Biz Müslümanlar saf olmayacağız. Uyanık olacağız. Bizleri birbirimize düşürmek isteyenlerin oyununa gelmeyeceğiz. Onun için bizim ne yapmamız gerekiyor. Kardeş olmalıyız, birbirimizi sevmeliyiz. İnsanlar sevdiklerinin kusurlarını görmezler, ya da görseler bile hoş görü ile karşılayabilirler. Müslümanlar kardeşlik hukuku ile birbirine bağlanmalıdır. Rengi, statüsü, makamı, milleti ne olursa fark etmez, hepimiz kardeşiz. 


Siyasi birliğimizi mutlaka sağlamalıyız. Siyasi birliktelik için de Müslüman her devlet kendi içinde siyasi birlikteliğini sağlamalıdır. Toplumların devamlılığı içinde siyasi birlikteliğin mutlaka sağlanması gerekiyor. Bugün siyasi birlikteliğini sağlayamayan Irak, Suriye gibi devletlerin ne hale geldiklerini üzülerek müşahede ediyoruz. Devlet olmalı devlet yaşamalı ki devamlılığımız olsun. Müslümanların rehberi Peygamber Efendimiz(sav) devlet başkanı sıfatı ile bu siyasi birlikteliğin önemini biz Müslümanlara göstermiştir. Devletin niteliği ve yapısı siyaset biliminin konusudur ve uzun bir tartışmayı da bünyesinde barındırır. Devletin niteliği ve yapısı ayrı bir tartışma konusudur ama varlığı asla tartışma konusu değildir. Ama devleti kutsamakta yanlıştır. Devlet birlikteliği sağlamanın aracıdır. Belli bir kişi ya da zümrenin çıkarlarına hizmet eden bir mekanizma olmaktan uzak tutulmalıdır. Bütün bir milletin mutluluğuna vesile olmalıdır. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”