Bayramın Ruhu Kurtuluşumuzdur

e-Posta Yazdır PDF

“Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede

Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye`de

Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,

Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi

Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,

Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.

Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir,

Duyulan gökte kanat, yerde ayak sesleridir.

Bir geliş var!.. Ne mübârek, ne garîb âlem bu!..

Hava boydan boya binlerce hayâletle dolu...

Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;

O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.

Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık

Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık;

Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,

Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya.

Tanrının mâbedi her bir tarafından doluyor,

Bu saatlerde Süleymâniye târih oluyor.”

Süleymaniye’de Bayram Sabahı. Bir kısmını aldığımız bu şiir, Yahya Kemal’in bayram sabahını anlattığı çok güzel bir şiirdir. İstanbul’a âşık bir şairin bu şehrin en güzel eserinde, yani Süleymaniye Camisi’nde yaşadığı duyguları dile getirdiği müthiş eser. İki güzelliği bir arada bulunca coşmuş şair. Biri İstanbul, diğeri bayram. Bu şehir başka bir şehir. Başka bir havası, başka bir büyüsü var. Yahya Kemal’in dediği gibi: “Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.” İstanbul anlatılmaz, yaşanır. Hele bir de orda bayram sabahına uyanmak, bayramı yaşamak. İstanbul’da bayram sabahını yaşamak herkese nasip olmaz. Olanlarda inşallah kıymetini bilirler. Bilmek derken öyle kuru kuru olmaz. 

Etrafına bakarken her şeyi yeniden hissetmelisin. Tıpkı Yahya Kemal’in dediği gibi tarih olmalısın. Bugün insanlar akın akın camiye koşarken asırlar öncesiyle de bağlantı kurmalısın. Onların ruhlarını hissetmelisin. Hisset ki bağlarımız kopmasın. Bugün bizim eksikliğimiz değil midir? Geçmişimizle bağlarımızı koparmamız. Geçmişten aldığımız güzellikleri gelecek nesillere aktaramamamız.

Evet, İstanbul’da bayram sabahını yaşamak güzel ama işte herkese nasip olmuyor ne yaparsın. Olsun ne gam. İstanbul’da olmayabilir ama kendi şehrimizde de bayram sabahına ulaşmanın tadı bir başkadır. Çünkü herkesin şehri kendine güzel. Nerede olursa olsun bayramları bayram havasında yaşamalı, hissetmeli ve özellikle de çocuklarımıza yaşatmalıyız. 

Gözlerimizi yumalım ve bir an hayal edelim. Sabah erkenden kalkmışız, abdestimizi almışız, varsa oğlumuzu yanımıza alıp camiye gitmişiz. Başka zamanlarda bu kadar dolmayan camilerin kalabalığının tadını çıkarıyoruz. Etrafı seyrediyoruz, uzun zamandan beridir görmediğimiz dostları kalabalıkların içinde arıyoruz. Tanıdık bir yüz görünce gülümseyerek selam veriyoruz. Namazdan çıkınca eşle dostla ayaküstü sohbetler edip bayramlaşıyoruz. Fırından çıkmış sıcak ekmeği alıp eve dönmüşüz. Hanımın kızın seni kapıda karşılamış gülümseyerek. 

İçeri girmişsiniz kahvaltı hazır. Oturmuyorsun sofraya. Önce eşinle çocuklarınla bayramlaşıyorsun. O sofraya bayramın verdiği huzurla oturmuşsun. Gülerek, eğlenerek kahvaltı yapıyorsunuz. Şimdi bayramlaşmanın en güzel anına gidiyoruz. Anne ve babalarımızla bayramlaşmaya. İlk işimiz bu olmalı. Onların yumuşacık ellerinden öpüp yüzlerini güldürmek. Onların hayır dualarını almak. Bayram bu işte. Issız evleri, şen şakrak gülüşlülerle bayram yerine çevirmek. Çocuk sesleri ile evin içini doldurmak. Bugün gam yok, kasavet yok. Bugün dertleri unutma ve unutturma günü. 

Etrafımızda bu güzellikleri yaşayamayanlar varsa onlar unutulmamalı. Çocuğumuzu alıp onların yanına gitmeli bayramlaşılmalıdır. Bir insanı mutlu etmenin güzelliğini çocuklarımıza yaşatmalıyız. Onlar bunu görsünler ki bir insanı mutlu etmenin ne kadar kıymetli bir şey olduğunu anlasınlar. Böylece insan olmanın tadına varsınlar. Çocuklarımıza büyüdüklerinde nerde o eski bayramlar demenin hüznünü yaşatamazsak bunun sorumlusu bizleriz. 

Bugün öyle kişiler var ki onlar asla unutulmasın. Öksüzler yetimler hiç olmazsa bugün unutsunlar yetimliğini öksüzlüğünü. Herkes neşeyle bir yana bir bu yana koşarken bir yerlerde köşelere sinmiş yetimlerin açısını neşeye çeviremiyorsak bugün insanlığımızdan utanmalıyız.

İçinizden keşke, nerde o günler dediğinizi duyar gibiyim. Evet bugün bayramlar bayram gibi yaşanmıyor. Her şeylerimiz gibi bayramlarımız bile yozlaşmaya başladı. Bizi biz yapan kalelerimizi bir bir kaybediyoruz. Değerlerimizin özünü yitiriyor. Yapmacıklık ve şekilcilik özün yerini aldı. Gülüşlerimiz yapmacık, sarılmalarımız menfaat olmuş. Selam versek acaba ne isteyecek psikolojisindeyiz. 

Zihinler darmadağın, duygular darmadağın. Her şey dağınık. Bayram demek mutluluk demek, kardeşlik demek. Ne yazık kardeşler birbirini boğazlıyor. Olmasını düşünmek bile kötü, ama korkarım bayram günü bile namazda bir camide bombaların patlaması bile mümkün. Ne acı değil mi? Birbirimize sarılacağımız gün birbirimizin kanını istiyoruz. 

Diyeceksin biz Müslümanlara zulüm ediyorlar. Bizi kötü ve çirkin oyunlarla birbirimize düşürüyorlar. Doğrudur. Ama unutmayın bu ilk defa olmuyor. Dünya var olduğundan bu yana iyi ile kötü mücadele halindedir. Bizim çirkinlerden bir farkımız olmalıdır. Bize zulüm edenlere zulümle karşılık vermeyeceğiz. Onlar zulüm ettikçe bizler hak, adalet, sevgi diyeceğiz. Onları yenmenin yolu sevgidir. Bizler sevgiyi büyüteceğiz. Sevgi emek ister, özveri ister, sabır ister. Sabredeceğiz. Sakın mücadele etmeyeceğiz demiyorum. Elbette onlara meydanı boş bırakmayacağız. 

Bizim mücadelemiz bayramın ruhuna uygun olmalı. Kanın duracağı gün bayram ruhunu kavradığımız gündür. İslamiyet insana sevgiyi, saygıyı, merhameti, şefkati yani güzel olan şeyleri öğretir, yaşatır. Bayramlar bu duyguların zirve anıdır. Kötü ve çirkin olan her şeyin unutulduğu ve unutturulduğu güzel şeylerin hatırlanıldığı anlardır. Çirkin şeyleri unutalım ki mutlu olmasını bilelim. Müslüman huzurlu insandır. Tam anlamıyla yaşadığında akşam olup başını yastığa koyduğunda huzurlu uyuyabilen kişidir. Evet, her şeyi değiştiremeyebiliriz. Önemli olan bu yolda mücadele etmektir. Unutmayın ki hepimiz bir seferdeyiz. Kutlu bir seferde.