Öfke Ve Acizlik

e-Posta Yazdır PDF
İsrail’in Filistin’e yaptığı saldırı insanının
kanını donduran görüntülere
sahne oluyor. Yüzlerce, binlerce trajediler
yaşanıyor. Hangi birilerini sayalım
ki, hepside birbirinden dehşet
görüntüler. En çokta o masum çocukların
görüntüleri yok mu? Evladı olanların
ve içinde az biraz insanlık
kalmışların yüreği parçalanır. Bu dünyada
insanın yaşayabileceği en büyük
acıdır evlat acısı. Ve bunun en dehşetlisi
yaşanıyor Gazze’de. Babaların
gözleri önünde evlatları ölüyor. Ve o
son bakışlar yok mu evlada, son sarılış,
koklayış ve evladın alnına düşen o
son buse. Koklamaya kıyamadığı evladını
kanlar içinde görmek bir baba
için zulümdür.
Ama maalesef bütün bu zulmü,
trajediyi meydana getirenin kendiside
insan. Ama sadece görüntü olarak.
Yoksa insan demeye bin şahit lazım.
Yahudileri insanlıktan çıkaran ve onları
acımasız hale getiren zihni alt yapı
incelendiğinde yaşanan bu vahşetin
nedenini daha iyi kavrayabiliriz. Hahamların
kendilerine göre değiştirdikleri
Tevrat, insanlığa karşı kin ve nefret
tohumları ekmektedir.
“ Şimdi git… Onların her şeylerini
tamamen yok et ve onları esirgeme,
erkeklerden kadına,
çocuktan emzikte olana kadar hepsini
öldür.” (Tevrat, I. Samuel Bölüm 15/3)
Bütün bunlar yaşanırken hepimizin
içi kin ve öfke ile dolmaktadır. Ama
aynı zamanda başka bir duygu da
kaplamaktadır içimizi; Acizlik. Bütün dünya bu olup bitenlere seyirci kalıyor. Bazıları kasıtlı
olarak bir şey yapmazken, bizler acizlikten bir
şeyler yapamıyoruz. Sanıyorum birazda öfkemiz
kendi acizliğimizden kaynaklanıyor. Olup bitenlere
seyirci kalmak, hiçbir şey yapamamak kanımıza
dokunuyor. Gazze’de Müslüman kardeşimize atılan
her bomba bizim acizciliğimize atılıyor demektir.
Öfkeliyiz, öfkemiz acizliğimizden kaynaklanıyor.
Öfkemiz Yahudilere olduğu kadar kendimize.
Burada en büyük sorun sanırım dünyanın bu
vahşete seyirci kalışıdır. Dünya nasıl olurda bu
vahşet karşısında bu kadar acizlik gösterebilir? Bu
soruya verilecek cevap siyonizmle mücadelenin de
başlangıcını da oluşturur.
Bu zulümde Batı ve Müslüman dünyasının
sessizliğinin sebeplerini ayrı ayrı değerlendirmek
gerekir. Gary ALLEN, Gizli Dünya Devleti (GDD)
adlı kitabında Batı dünyasının nasıl siyonizmin kıskacında
olduğunu, Yahudilerin dünyayı nasıl yönettiklerini
ayrıntısı ile açıklamaktadır. Batı
dünyasının siyasi karar mekanizmaları tamamıyla
Yahudi lobilerinin kontrolü altındadır. Bir de bunun
yanına para ve medya kontrolü de eklenince Batı
dünyası tamamıyla Yahudilerin kıskacı altında demektir.
Mason localarına bağlı ROTARY, LİONS,
DINER, PROPELLER, YMCA gibi teşkilatları siyonizmin
dünya hâkimiyeti için çalışmaktadır. GDD
dünya hâkimiyetini sağlamak, kontrol etmek ve
dünya olaylarına yön vermek için birçok kuruluşları
kontrolleri altında tutmaktadır. Bu kuruluşların neler
olduğunu öğrendiğimizde Hıristiyan dünyasının
niye sessiz kaldığını daha iyi anlarız. İşte siyonizmin
emrindeki kuruluşlardan bazıları: BM= BİRLEŞMİŞ
MİLLETLER, DÜNYA BANKASI VE IMF,
NATO, CIA, AB= AVRUPA BİRLİĞİ, CFR= AMERİKAN
DIŞ İLİŞKİLER KONSEYİ
“Siyonizm en büyük amacı olan Yahudi
egemenliğinde birleşmiş bir dünyanın ilk basamağı
Ortak Pazarı ortaya çıkaran Roma Antlaşması
da Bilderberg toplantılarında
kararlaştırıldı.” (Peeople’s Almanac, S. 81)
İslam dünyasının acizliğine gelince. İşte
durum bura da daha vahim. İslam dünyası olarak
İsrail’in zulmüne karşı savaşımızı maalesef kaybettik.
İslam dünyası olarak ilmin, bilimin gerisinde
olduğumuzu biliyordum ama bu kadar duyarsız olduğumuzu
inanın bilmiyordum. Bizler nasıl oldu da
bu kadar duyarsız hale geldik. Bu miskinliğimiz ve
vurdumduymazlığımızda Yahudilerin ne kadar etkisi
var. Bu her şeyi kabullenişimiz, birilerinden medet umma, her şeyi başkalarından bekleme,
korkaklığımız, umursamazlığımız daha sayamayacağım
nice olumsuzluklarımız olduğu müddetçe
bizler iflah olmayız. İslam dünyasını yakından tanıyan
Mehmet Akif Ersoy bu gerçeği bir asır önce
keşfetmiş ve o zamandan bizleri uyarmıştır.
“Ey koca şark, ey ebedi meskenet!
Sen de kımıldanmaya bir niyet et.
Korkuyorum Garb’ın elinden yarın,
Kalmayacak çekmediğin mel’anet.”
Diyen Akif’in yaptığı uyarının üzerinden bir
asır geçmesine rağmen İslam âleminde değişen bir
şeyin olmadığını görmek üzücü. Aynı vahşetlerin
bir daha yaşanmaması için bir an önce bir şeyler
yapmaya başlanmalıdır.
Buda uzun soluklu bir mücadeleyi gerektirir.
Bu dünyanın etkin bir elemanı olmamız ancak imajımızı
düzeltmemize bağlıdır. Bu mevcut görüntümüzle
zaten etkin bir unsuru olamayacağımız belli.
Allah aşkına Müslümanlıkla yakından uzaktan alakası
olmayan yaftalar bizlerle birlikte anılıyor. Terörizmle
Müslümanlığın yan yana anılması kadar
acı bir şey olamaz. Mücadeleye buradan başlamak
gerekir. Bu imajı da yıkmak inanın göründüğü
kadar basit ve kolay değil.
Müslüman devletlerin devlet başkanları bu
vahşet karşısındaki tutumlarıyla itibarlarını iyice
kaybettiler. Hadi Müslüman dünyasının devlet başkanlarından
ses çıkmıyor diyelim. Allah aşkına halkına
ne oldu? Bakın Allah aşkına Müslüman
devletlerin halkının kaç tanesinden ses çıkıyor?
Bütün bu olaylara Müslüman dünyası olarak değil,
insan olarak bile sesimiz çıkmıyorsa bırakın Müslümanlığımızı
insanlığımızı bile sorgulamamız gerekir.
Çoğu Müslüman devletlerin halkında bu
duyarlılığı göremedik. Eee, be! Müslüman kardeşlerimiz
hangi safta olduğumuzu bile gösteremedik.
Sükût ikrardan gelir. Bu sessizliğimiz İsrail’e cesaret
veriyor. Ve Müslüman kardeşlerimize soykırım
yapıyor. Bu anlamda bu katliamda bizim de payımız
var mı diye düşünmeliyiz? Devlet başkanlarımızın
yaptığı yanlışlığa dur deme cesaretine bile
sahip değiliz. Bunu yapabilmemiz içinde her şeyden
önce büyük bir zihniyet değişimine ihtiyacımız
var.
Müslüman dünyası olarak bizim en büyük sorunumuz
sivil toplum örgütlenmesinden yoksun
oluşumuzdur. Sivil toplum örgütlerinin toplumun
duygu ve düşüncelerini dünya kamuoyuna göstermek
gibi önemli bir işlevi vardır. Sivil toplum örgütleri
sayesinde toplum organize olmaktadır. Sivil
toplum örgütleri sayesinde bireyler duygu ve düşüncelerini
dışa vurabilirler.
Yöneticileri tetikleyen, keyfilikten kurtaran bir
mekanizma olmalıdır ki yöneticiler kendilerine çeki
düzen versinler. Toplumu yönetenlerde bu sayede
kendilerine çeki-düzen verirler. Bu anlamda sivil
toplum örgütleri toplumu yönetenleri denetim altına
alırlar. Yöneticileri keyfilikten kurtaran bir mekanizma
olmalıdır ki kendilerine çeki düzen versinler.
Bu katliama siyasi ve sosyal en büyük tepki Türkiye’den
geldi. Bunda da sivil toplum örgütlerinin
önemli rolü olmuştur. Sağduyulu insanlar olarak
sivil toplum örgütleri kuralım ve üye olalım. Doğru
yerlerde, doğru şeyler yaparak haksızlıklılarla mücadele
edelim.
Müslüman dünyası olarak sorunlarımız var
ve birbirimize kuşku ile bakıyoruz. Gerçi buradaki
sorun halkların değil, devlet başkanlarının sorunu;
ama hangi gerekçe bu zulüm karşısında ölüm sessizliğine
bürünmemize sebep olabilir. Bu saldırılar
bir kez daha gösteriyor ki biz Müslüman dünyası
bizlere yapılan saldırılara dahi tepki vermeyecek
kadar aciziz. Bazı zamanlarda, bazı olaylar vardır
ki ne olursa olsun birleşmenin sağlanması gerekir.
En kısa zamanda Müslüman dünyası olarak birlikte
harekât etmemiz gerekmektedir. Bundan sonra bu
tür vahşetin bir daha yaşanmaması için bunu yapmamız
gerekiyor. Barışın sağlanması içinde güce
ihtiyaç var. Güç her zaman caydırıcı olmuştur.
Gerek insanlar, gerekse devletler güçlüler karşısında
hareket ederken iki kere düşünmek zorunda
kalırlar. Davranışlarını İsrail’in yaptığı gibi pervasızca
yapamazlar.
Dünya kamuoyunda siyasi anlamda dağınık
görünmemiz ciddi alınmamamıza sebep olmaktadır.
Allah aşkına biz Müslümanlar bir kez, bir araya
gelip ortak bir payda da birleşemeyecek miyiz?
Aynı olayın yüzde biri bir Avrupa devletinin başına
gelsin bakalım dünyada nasıl kıyametler koparıyorlar.
Birlik ve beraberlik caydırıcı bir unsurdur.
Müslüman dünyasından ortak bir sesin çıkması
dünya barışı için gereklidir.