Kadın Merhamet Pınarıdır

e-Posta Yazdır PDF

Geçtiğimiz günlerde Türkiye büyük bir travma yaşadı. Gençliğinin baharında bir genç kızımız vahşice katledildi. Özgecan kızımız hunharca öldürüldü. Bu vahşet karşısında herkes yüksek perdeden tepkilerini gösterdi ki haksızda sayılmazlardı. Herkes bir anda o kızın yerine kendi kızlarını koydular. Aynı vahşice ölüm benim kızımın başına gelseydi ne yapardım diye düşündüler. Düşüncesi bile insanı sarsmaya yetiyor.  Ya o kızımızın o vahşice ölüm esnasında yaşadıkları duyguları. Allah kimsenin başına öyle bir bela vermesin. 


Ya bu işi yapan kişinin ruh hali. Allah’ım bir insan nasıl olurda bu kadar vahşileşir. Nasıl bir ruh halidir bu? Hepimiz bu olayların bir daha yaşanmaması için dualar ediyoruz. Bitsin artık bu vahşet diyoruz. Ama bitmiyor. Biz buna benzer bir vahşeti daha önce de yaşamıştık. Kobani gösterileri sırasında Yasin kardeşimiz de aynı vahşice duyguların kurbanı olmadı mı? Oldu. Demek ki bu işler bitsin, son olsun demekle son olmuyor. Bitmiyor. Demek ki bizler bir şeyleri yanlış yapıyoruz. 

Her gün televizyonlarda kadına yapılan şiddeti göstererek güya önleyebileceklerini sanıyorlar. Ama yanılıyorlar. Bu yayınlar, yapılan yanlışı daha da körüklüyor. Tam tersine adeta teşvik ediyor. Çünkü bir karşılığı yok. Cezası yok. Cezası olmayınca da caydırıcılığı olmuyor. Yapanın yanına kar kalıyor. Bu durumda olan da zavallı acizlere oluyor, zayıflara oluyor. 


Olaylar olduktan sonra çıkıyor süslü sözlerle tepkimizi ortaya koyuyoruz. Koyalım. Koyalım da sadece tepki koymak yetmiyor. Nasıl oldu da bu toplum nasıl bu hale geldi onu anlamaya çalışalım. Biz ki karıncayı bile incitmeyen, zavallıya, düşküne, âcize yardım etmeyi kendisine düstur edinmiş bir milletken vahşice insan öldüren bir topluma dönüştük. Milletimizin psikolojisi bozuk. Psikopat bir topluma dönüştük. Sürekli gergin haldeyiz. Sinir ve asabiyet yüklüyüz. Hiçbir şeye tahammülümüz kalmadı. İncir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerden dolayı insan öldürebiliyoruz. Allah aşkına kartopu oynarken cam kırıldı diye insan öldürülür mü? 


Hep sonuçlar üzerinde duruyoruz. Sebepler anlaşılmadan yapılan sorunların üstesinden gelemeyiz. Önce bu toplum, bu insanlarımız nasıl bu hale geldiler, onu anlamaya çalışalım. Anladıktan sonra işimiz daha kolay. Doğru çözüm önerileri getirebiliriz. Nasıl bu hale geldiğimizin birçok nedeni var ve birkaç tanesini şöyle sıralayabiliriz. Bakın televizyon dizilerine topluma şiddet ve gerilim yüklüyor. Ana haber bültenleri başından sonuna iç karartıcı haberlerle dolu. Gazetelerin üçüncü sayfa haberleri cinayet sahneleriyle dolu. İletişim çağındayız, bilgiye çok çabuk ulaşıyoruz. İyi bir şeymiş gibi görünüyor ama aslında öyle değil. Bu tam bir medeniyet krizidir. Bu iletişim sayesine dünyadaki her şeyden haberdar oluyoruz. Dikkat edin haberdar olduğumuz şeylerin de büyük çoğunluğu kötü şeyler. İnsanın psikolojisini alt üst etmeye yeter.  


Bizim tekrar normale dönmemiz gerekiyor. Bunun için de şefkate ve merhamete ihtiyacımız var. Sevgiye, saygıya ihtiyacımız var. Hoşgörüye ihtiyacımız var. Bütün bunların kaynağı da İslam ahlakı ile ahlaklanmaktan geçer. Çünkü İslamiyet insana sevgiyi ve merhameti emreder. Şefkat ve merhamette kadın önemli bir yere sahiptir. Cenabı Allah erkeğe merhameti kadın vasıtasıyla vermiştir. “O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Kendilerine ısınmanız için, size içinizden eşler yaratması, birbirinize karşı sevgi ve şefkat var etmesidir. Elbette bunda, düşünen kimseler için ibretler vardır.”[2] Rum,21.


Havva annemizin yani kadının yaratılışı ile ilgili çeşitli rivayetler vardır. Onlardan bir tanesi şöyledir.  İblis’in Allah’a isyan edip, cennetten çıkarılışından sonra, Âdem (a.s) cennete yerleştirilir. Kendisi ile teselli olacağı bir eşi olmaksızın yalnız başına bir süre dolaşır. Bir ara uykuya dalıp uyanınca başucunda, kendi türünden bir canlı görür. “Sen kimsin?” diye sorar ve “Bir kadın” cevabını alır. Daha sonra, kadına yaratılış nedenini sorar. Kadın; “Benimle teselli bulman için yaratıldım” der. Bu arada, yanlarına gelen melekler, kadının kim olduğunu sorarlar. Hz. Âdem, onun “Havva” olduğunu ve canlı bir şeyden yaratıldığı için, kadına bu adı verdiğini söyler. (İbn Kesir, Muhtasar Tefsîr, İhtisar ve Tahk. M. Alî es-Sâbûnî, 7. baskı, Beyrut 1402/1981, I, 112vd.)


Kadının yaratılma hikmeti her ikisinin yani hem erkeğin hem de kadının birbirlerini muhabbetle, sevgiyle teselli etmesi, sukuta erdirmeleridir. Hayatı daha güzel ve anlamlı yaşamaları içindir. İnsani ilişkilerin sevgi ve merhamet temeline oturtmaları içindir. Bu anlamda kadın Allah’ın hikmeti olarak merhametin kaynağı olarak yaratılmıştır. İşte bugün yaşadığımız sorunların üstesinden gelmemiz de kadınlarımızla tekrar merhamet noktasında buluşmamıza bağlıdır. Burada en önemli görev biz erkeklere düşüyor. Allah’ın bir hikmeti olarak merhamet pınarı olarak yaratılan kadınlarımıza iyi davranalım. Onların kıymetini bilelim. Bakın bizler onlarsız bir canavara dönüşüyoruz. Peygamberimizin söylediği gibi: “Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür. [İ.Asakir]


Allah’ın erkeklere bir emaneti olan kadınlara nasıl böyle davranıyoruz?  İnsan emanetine ihanet eder mi? Oysa mensubu olduğumuz din ve bu dinin etrafında teşekkül eden medeniyetimiz kadını evimizin başköşesinde duran bir kristal çiçek gibi görür. Nasıl kristalin kırılmaması için özen gösterirsek, tıpkı kadını da kırmamak için öyle titiz davranırdık. Ama şimdi öyle mi? Alıyoruz elimize büyük bir hınçla yere çalıp tuzla buz ediyoruz. Ve bundan da büyük bir zevk alıyoruz. Oysa mensubu olduğumuz din ve onun eşsiz peygamberi iki cihan güneşi peygamberimiz Hz. Muhammet(sav) bu konuda ne buyurmuştur: 


Ebû Hüreyre (r.a.),  iki cihan güneşi Hz. Peygamber (SAV) den şöyle bir hadis nakletmiştir: “Kadınlara iyi davranın, çünkü kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri kısmı üst tarafıdır. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın, kendi haline bırakırsan sürekli olarak eğri kalır. O halde kadınlara karşı iyi davranın.” (Buhârî, Enbiyâ, 1, Nikâh, 80; Müslim, Radâ, 60; İbn Mâce, Tahâre, 77; Dârîmî, Nikâh, 35; Ahmed b. Hanbel. V, 8.)


Kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmış olması sözde modernist kadın hakları savunucularını rahatsız ediyor. Böyle söylemekle güya kadını küçük düşürüyormuşuz. Hayır, tam tersine kadını yüceltiyoruz. Burada kadının fıtratına vurgu yapılıyor. Nasıl kaburga kemiği çok hassassa kadında öyle hassastır. Onlar nazik ve zarif ruhlu insanlardır. Erkekle birbirini tamamlayan elmanın iki yarısıdır. Oysa sizler ne yapıyorsunuz? Kadını erkekleştiriyorsunuz. Kadını erkekleştirmek, erkek gibi düşünmek kadına yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Onların omuzlarına kaldıramayacakları yükü yüklemektir. Bugün yaşadığımız temel sıkıntının sebebi kadını erkekleştirmektir. Kadın özgür değil. Ne zaman ki özgür kalır, asli fıtratına döner, işte o zaman bu millet huzura erer.