Edeb Ya Hu!

e-Posta Yazdır PDF

Dünya bilimde altın çağını yaşarken insanlıkta yerlerde sürünüyor.  Hayâ kalmamış, saygı kalmamış, sevgi kalmamış,  büyüğe hürmet kalmamış. Hayatımızda ne eksik biliyor musunuz?  Edeb. Edebe hiç önem vermiyoruz. Bakın edebe önem vermeyince ne oluyor?  Sehl Tüsteri’i asırlar öncesinden bunun cevabını vermiştir. “Edebi küçümsemek, haramı küçümsemeye götürür. Haramı küçümsemek saygıyı terke götürür. Saygıyı terk etmek ise şükrü terk etmek demektir. Şükrü terk etmenin de imandan ayrılmaya sebep olacağından korkulur. Kulun imanı yalnız edeple doğru olur. Edepsizlik ise ilahi bilginin azlığından ileri gelir.”


Ne demek edeb? Edeb kelime anlamı olarak, “ahlâk, terbiye ve nezâket kuralları anlamına gelir. Birini ziyafete davet etme manasını ifade eden edep, İslâm’ın güzel saydığı söz ve davranışlardır. Bu itibarla edep, insanların kendisine davet olunan bilumum hayır, zarafet, usluluk ve güzel ahlâk demektir. Seyyid Şerîf, (et-Tarifât) adlı eserinde edebi, “bütün hata türlerinden kendisiyle korunulan şeyi bilmekten ibarettir.” diye tarif etmektedir. Edeb, insanı ayıplanma ve kötülenme sebeplerinden koruyan nefsin köklü bir kuvvetidir. “ Fıkıh ıstılahına göre ise edeb, “Hz. Peygamber (s.a.v)’in sünnetine uygun olarak yapılan hareketlerdir.” Daha geniş ifadesiyle Allah’ın ve Peygamber’in emir ve yasaklarına uygun biçimde hareket etmektir.”


Edeb’in çoğulu âdâb’tır. En güzel ve hiçbir zaman eskimeyecek olan edeb ve ahlâk, Kur’an’da öğretilen ve Hz. Peygamber’(s.a.v)in sünneti ile tatbik edilip yaşanan âdâbtır. Peygamberimiz güzel ahlâkı tarif ederken şöyle buyurmuştur: “İyilik güzel ahlâktır; fenalık da, kalbin yatışmadığı ve halkın duymasını hoş görmediğin şeydir.” buyurmuştur.


Edeb ya hu!  Bu yazı eskiden ilim irfan meclislerinde evlerin kapılarında, duvarlarında asılırdı. İlim irfan meclislerinde eskiden edep üzerine eğitim verilirdi. Eski devirlerde dergâha ilim öğrenmek için gelenlere önce edep öğretilirdi.  Zaten amaçta o değil midir? Edebli insan yetiştirmek. 


“Edeb; ehl-i ilimden hâli olmaz.

 Edebsiz ilim okuyan, âlim olmaz.”

(La edrî)


Amaç kemale ermektir, olgunlaşmaktır, üstün ahlak sahibi olmaktır. Ahlakın zirvesi ise Kuran ahlakıdır. Onunda ete kemiğe bürünmüş hali Peygamberimiz(sav)’in ahlakıdır. Hazret-i Aişe Validemize (r.a);  Bir adam: “Ey müminlerin annesi! Bize Allah’ın Resulünün ahlakından bahseder misin?” dedi. O da: “Sen hiç Kur’an okumuyor musun?” diye sordu. Adam: “Tabi ki okuyorum.” diye cevap verince Aişe de: “Onun ahlakı, Kur’an (ahlakı) idi.” dedi. (Müslim)


Peygamber Efendimiz (s.a.v); “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” buyurmuştur. Maksat, gaye o güzel ahlaktır. Kendisinden: “Ya Rasulullah din nedir?” diye sorulduğu zaman, ilginçtir; “Güzel ahlaktır.” buyuruyor. Bir daha soruluyor. Cevap yine “Güzel ahlaktır” oluyor. Edebin zirvesi peygamberimizin ahlakıdır. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v)’i bizzat Cenabı Allah (c.c) terbiye etmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Beni Rabbim terbiye etti. En güzel terbiye ile terbiye etti” buyuruyor. Kuranı Kerim’de yüce Allah Peygamberimiz (s.a.v)’i: “Ve muhakkak ki sen, mutlaka çok büyük bir ahlâk üzeresin.” (Kalem-4) diyerek tarif etmiştir.


Edep yoksa hayvandan ne farkımız var. Mevlana’nın buyurduğu gibi: “İnsanla hayvan arasındaki fark edeptir.”  Edep yoksa öğrendiğimiz bilgi de boştur. ‘Hz. Ömer (ra) buyurduğu gibi “Edep ilimden önce gelir.” Ne güzel demiş Yunus Emre:


‘’İlim meclislerinde aradım, kıldım talep.

 İlim geride kaldı ille edep ille edep.’ 

Edep sevgidir, şefkattir, hürmettir, tevazudur. Edep sevgiden beslenir, şefkatten beslenir. Edep gönül almaktır, kalp kazanmaktır. İnsanları incitmemektir. Sevmeyenin edebi olmaz. Siz hiç sevdiğinize karşı edepsizlik yapar mısınız? Sevdiğinizi üzecek, kıracak davranışlarda bulunur musunuz? 


Edep, insanın her şeye şefkat ve merhamet gözüyle nazar etmesidir. Hoş görmektir. Kendini kibirlikten beri etmektir. Kibirle edep aynı kalpte bulunmaz. Hani derler ya şeytan Rabbine edepsizlik ettiği için huzurdan kovulmuştur. Onun için diyoruz ki edeb haddini bilmektir.  Kul haddini bilecek. Edebin en yücesi kulun Rabbine olan edebidir. Kul Rabbine karşı edepli olmalıdır. Rabbine karşı edepli olmak, Rabbine şirk koşmamak, Rabbinden hakkıyla korkmak, Rabbinin emir ve yasaklarını yerine getirmektir. Bizler biliyoruz ki biz rabbimizi görmesek de Rabbimiz bizleri görüyor. Kul bu bilinçli yaşarsa edepte zirve noktasına ulaşmış olur. Her an Rabbinin gözetimine olduğunu bilen kul yanlışlar yapmaktan kaçınır. O böylece arifler arasına girmiş olur.


Edep susmaktır. İnsan bazen susar,  susması gerekir. Bazen binlerce kelimenin anlatamayacağı şeyi susarak anlatabiliriz. Edepten nasibi olanlar için susmak ona verilecek en güzel cevaptır. Ama edepten nasibi olmayanlar için yapılacak bir şey yok. Ne söylersen söyle bir şey ifade etmez. Nefesini boşa harcama, kendini boş yere heba etme. Ne güzel demiş Yunus Emre:


Edebim el vermez 

Edepsizlik edene...

Susmak en güzel cevap, 

Edebi elden gidene.


Edeb, eline, diline, beline sahip olmak demektir. Bu anlamda edebin E’si eli, D’si dili, B’si beli temsil eder. Peygamberimiz (s.a.v)’in buyurduğu gibi: “Hayâ, iffet, dile hâkimiyet ve akıl, imandandır. Böyle kimselerin ahiret arzusu çoğalır, dünya hırsı azalır. Cimrilik, müstehcenlik, çirkin sözlülük, hayasızlıktan, nifaktan ileri gelir. Böylelerinde dünya hırsı çoğalır, ahiret arzusu azalır.” [Beyheki]


“Edeptir kişinin daim libası

 Edepsiz kişi üryana benzer.”


Sözlerimi iki cihan güneşi Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in duaları ile bitirmek istiyorum. “Allah’ım! Yaratılışımı güzel yaptığın gibi ahlakı mı da güzel yap.” (Ahmed, I, 403. VI, 68, 155), “Allah’ım! Beni amellerin en iyisine ve ahlakın en iyisine ilet. Amel ve ahlakın en iyisine ancak sen hidayet edebilirsin. Amellerin kötüsünden ve ahlakın kötüsünden beni koru. Amel ve ahlakın kötüsünden ancak sen koruyabilirsin.” (Nesaî, İftitah, 16, II, 129), “Allah’ım! Ayrılıktan, ikiyüzlülükten ve ahlakın kötüsünden sana sığınırım” (Ebu Davûd, Salât, 367; bk. Nesaî, İstiâze, 21)