Modern Haçlı Zihniyeti Sembollerimize Saldırıyor

e-Posta Yazdır PDF

Bu şiir Mehmet Akif Ersoy’un meşhur Bülbül şiirinden alınmış bir bölümdür. Hepimiz biliriz bu şiiri. Ben bu şiiri her okuyuşumda hüzünlenirim, üzülürüm. Çünkü bu şiir bana, aradan bunca yıl geçmesine rağmen hala İslam dünyası için hiçbir şeyin değişmediğini hatırlatıyor. Hala İslam diyarının baharı hazan ağlıyor. Mehmet Akif’e bu şiiri yazdıran elim şartlar hala devam ediyor. Bu şiir kurtuluş savaşı yıllarında Yunan kuvvetlerinin Bursa’ya girişi üzerine yazılmıştır. Bursa’ya giren Yunan ordusunda teğmen olan başvekilleri Venizelos’un oğlu Sofokles, doğruca Osmanlı devletinin kurucusu olan Osman Gazi’nin türbesine girmiştir. Sofokles, sandukaya hitaben şunları söylemiştir: “Kalk koca Türk! Senden ırkımın intikamını almaya geldim. Bak kurduğun devlet parça parça oldu. Bursa’yı eski sahibine iade ettik. Zelil neslin şimdi elimizde bir köle durumunda bulunuyor. Kalk! Seni bir kere daha öldüreyim de ırkımın intikamını alayım!” 


Sofokles, bununla yetinmemiş sandukaya ayağını dayayarak fotoğraf çektirmiş ve bu fotoğraf dünya basınında yayınlanmıştır. Bu fotoğrafı gören Akif,  bu hüzün dolu şiiri yazmıştır. Bu olayı niye anlattım? Neredeyse 100 yıl önce yaşanan bu olayların bir benzerleri hala günümüzde de aynen yaşanmaya devam ediyor. O gün Osman Gazi türbesine saldıranlar bugün de Mescidi Aksa’ya saldırıyorlar. İslam düşmanları pis postalları ile camiye girip kutsal kitabımız Kuranı Kerim’i yere atıyorlar.


Bugün itibarı ile Müslümanların bilmesi gereken temel hakikat şu: Müslümanlar Haçlı saldırıları ile karşı karşıya.  Haçlı zihniyeti hiç bitmedi ve bitmeyecek. Kaldığı yerden aynen devam ediyor. İçinde bulunduğumuz modern çağda bunu ilk ilan eden de İngiliz başbakanı Margaret Thatcher olmuştur. Margaret Thatcher, 1990 yılında, İskoçya’daki NATO toplantısında şunları söylemiştir; “Arkadaşlar biz NATO’yu Rusya’ya karşı kurmuştuk. Rusya çöktü, şimdi NATO’yu dağıtacak mıyız? Hayır, neden? Çünkü düşmanı olmayan ideoloji yaşamaz. Düşmanımız olmazsa biz de yaşayamayız. Dikkat ediyorsan bak, temele düşmanlığa koyuyor… Rusya gitti, İslâm var, yeni düşmanımız İslâm’dır.” 


Dikkat edilecek olursa NATO bu tarihten, yani 1990’dan itibaren Müslüman ülkeler dışında hiçbir yere askeri operasyon yapmamıştır.  Belirledikleri yeni düşmanla yani bizlerle, Müslümanlarla sistemli bir şekilde mücadele ediyorlar. Medeniyetimiz ile Batı medeniyeti arasında amansız bir savaş veriliyor. Bu savaş gizli kapaklı da değil üstelik. Avrupalılar Müslümanlarla yaptıkları savaşı gizleme gereği duymuyorlar. 2001 yılında ikiz kuleler vurulduğunda Amerikan başkanı Bush: “ Haçlı seferi başlamıştır.” demedi mi?  Fransa’nın Libya’ya yaptığı saldırı sonrası Rusya devlet başkanı Putin: “Bu bir haçlı seferidir.” demedi mi? Aynı itiraf Fransa İçişleri Bakanından da gelmiştir. İçişleri bakanı Claude Gueant: “Tanrıya şükür ki cumhurbaşkanımız haçlı seferinin önderliğini yapıyor.” demiştir. Her şey ne kadar açık değil mi? Ayan beyan ortada.


Gelelim bize. Batı topyekûn Müslümanlara savaş ilan etmişken bizler ne yapıyoruz. Üzüldüğüm taraf Müslümanlar birlik ve beraberlik şuurundan yoksunlar.  İşin kötü tarafı, Müslümanlar öyle bir manzara gösteriyorlar ki içler acısı. Bizlere karşı toplu savaş var ve bizler hala gaflet içindeyiz. Ya bu savaştan haberdar değiliz ya da umurumuzda değil. Farkında olsaydık ya da önemseseydik bugün bu hallerde olmazdık. Farkında olanların bazıları da çatışmadan ziyade medeniyetler arası ittifak kurmanın yollarını arıyorlar. Ama nafile bir çaba bu. Böyle bir ittifak için karşı tarafında iyi niyetli olması gerekir. Maalesef karşı tarafta böyle bir iyi niyet göremiyoruz. Hatta bırakın iyi niyeti ellerinden gelse hepimizi bir kaşık suda boğacaklar. Çünkü güçlü taraf onlar. Güçsüz olan biziz. Onların bu gücü kesinlikle birlikteliklerinden geliyor. Bizler ise çok dağınığız. Güçleriniz eşit değilse, eşit şartlarda masaya oturamazsınız. Karşı tarafa istediklerinizi kabul ettiremezsiniz.


Modern çağdaki haçlı saldırıları sadece askeri alanda değil,  sosyal ve psikolojik alanda da tüm şiddeti ile devam ediyor. Sosyolojik ve psikolojik Haçlı saldırıları nasıl yürütülüyor? Sosyolojik ve psikolojik haçlı saldırıları semboller üzerinden yürütülüyor. Sembollerimize saldırıyorlar. İki cihan güneşi Peygamberimize(sav) hakaret ediyorlar, kutsal kitabımız Kuranı Kerim’i ayaklar altına alıyorlar, Mescidi Aksa’ya saldırıyorlar, taşeron örgütlerle (İŞİD) peygamber türbelerini bombalıyorlar. Yine taşeron terör örgütleri (İŞİD) ağzı ile Kâbe’yi yıkacaklarını söylüyorlar. 

Batının saldırdığı sembollerimiz neler ve saldırmalarındaki amaçları ne? Kur’an, Kâbe, Peygamber, namaz, cami, minare, başörtüsü, kurban, hac vb. birer İslamiyet’in sembolüdür. Kâbe olmazsa, cami olmazsa, Arafat olmazsa, Hira Mağarası olmazsa, Mescidi Aksa olmazsa, Peygamberimizin türbesi olmazsa geriye neyimiz kalır. İslamiyet’in maddi unsurlarını hayatımızdan çıkarın ortada İslamiyet diye bir şey kalmaz. Bütün bunlar Müslümanların ortak mirasıdır. Müslümanların birliğinin ve beraberliğinin sembolüdür. Onlar bizim maddi değerlerimizdir. Dışa dönük yanımızdır. Ayakta kalmamız ve varlığımızın devamı için gerekli olan vücut gibi düşünmeliyiz. Bu dünyada ruhun yaşaması için nasıl bedene ihtiyacı varsa maddi değerlerimizde olmalı ki din ayakta kalabilsin.  


Bütün bunları söylerken sakın ha bunlara kutsiyet atfettiğim düşünülmesin. Bizler haşa, onları ilahlaştırmıyoruz. Evet, asıl olan özdür. İlah olarak sadece Allah’ı bilmektir. Allah’ın emir ve yasaklarını hayatımıza uygulamaktır. Biz mekânlardan medet beklemiyoruz. Bazılarının söylediği gibi oraları putlaştırmıyoruz. Sevdiğimiz bir insandan aldığımız bir hediye bile bizim için bir değer ifade ederken cenabı Allah(cc) ve onun habibim dediği peygamberimizin(sav) aziz hatırasına hiç mi saygı duymayacağız. Duyacağız elbette. 


Sembollerimize karşı son zamanlarda artan saldırılar tesadüf mü? Kesinlikle hayır. Peki, niye bunu yapıyorlar? Amaç birliğimizi ve beraberliğimizi bozmaktır. Bizleri küçük düşürmek, psikolojik olarak ezmek istiyorlar. Buralara yapılan saldırı birliğimize ve beraberliğimize yapılıyor demektir. İsrail’in Mescidi Aksa’ya yapacağı saldırı bütün İslam dünyasını karşısına alması demektir. Bunu çok iyi biliyor,  ama yine de yapıyor. Amaç, bizleri test etmek. Bu saldırılarla tepkimizin ne olacağını görmek istiyorlar. Bizler gerekli tepkiyi gösterirsek bir daha böyle çirkin saldırılara kalkışmayacaklardır. Gerekli tepkiyi gösterirsek derken aklıma Filistinli kardeşlerimiz geldi. Onları kutluyorum.  Allah onlardan razı olsun. Allah onların gücünü, kuvvetini, şevkini artırsın. Çünkü onlar, Mescidi Aksa’nın gönüllü bekçileridir. İsrail’in vahşetine fiziki anlamda göğüs geren yalnız insanlardır onlar. Bütün Müslümanların emanetine sahip çıkmaya çalışan onurlu insanlardır onlar. İsrail elinden gelse ilk fırsatta Mescidi Aksa’yı yıkacak. İşte onlara bu fırsatı canları pahasına da olsa vermeyen cesur insanlardır onlar. Bir bakıma onlar bütün Müslümanların onuruna sahip çıkıyorlar.


İnsaflı olalım, onları yalnız bırakmayalım. Çünkü bu dava sadece onların değil bütün bir İslam âleminin davasıdır. Şimdi bütün mesele İslam âlemi olarak topyekûn bu davaya sahip çıkacak mıyız, yoksa çıkmayacak mıyız? Ortak bir şuur oluşturacak mıyız, yoksa oluşturmayacak mıyız? Bilinç dediğimiz şey böyle zor zamanlarda ortaya çıkar. Zor zamanlarımızda kenetlenirsek, değerlerimize saldırdıklarında ortak tepki ortaya koyabilirsek bir daha böyle çirkinliklere başvurmazlar.