Hira Mağarasından İnmek

e-Posta Yazdır PDF

Hira Mağarasından İnmek



Ben bu milleti çok seviyorum. Allah için seviyorum. Çünkü o kadar derin bir hoşgörüsü var ki anlatamam. Sağduyusunu hiçbir zaman bozmuyor. Kötü olaylara ve kışkırtmalara rağmen sabır ve sükûnetini bozmuyor.  Fitnecilerin, fitnesinin başarılı olmasına müsaade etmiyor. Fitneciler boş durmuyor ama evvel Allah çabaları boşa gidiyor. Çünkü millet olaylara peygamberi öğütle yaklaşıyor.  Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyuruyor:


“Yakında büyük fitneler olacak, o fitnelerde (yerinde) oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan, daha hayırlı olacaklar. Kim o fitne içinde bulunmuş olursa, ondan uzak dursun. O zaman bir iltica yeri, sığınacak mekân bulursa ona sığınsın.”


Birileri bu milletin sinir uçlarıyla oynarken, bu millet yay gibi sağlam sinirleri sayesinde dimdik ayakta. Fitneciler boş durmuyor. Son fitne Kobani gösterilerinde yaşandı. Onlarca insanımız öldürüldü. Hele öldürülenlerin içinde bazıları var ki yürekler acısı. Kurban eti dağıtan 16 yaşındaki Yasin’in nasıl öldürüldüğünü duyduğunuzda insan olanların kanı donar.  Yasin önce silahla vuruluyor, sonra vurulduğu evin 3. katından aşağıya atılıyor. Kafası üzerine düşen çocuğu 25 yerinden bıçaklıyorlar, yetmiyor boğazını kesmeye kalkışıyorlar. Bu da yetmiyor arabayla üzerinden geçiyorlar, daha sonra taşla kafasını eziyorlar, kafatası ayrılıyor, bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de ateşe veriyorlar. Zavallı Yasin’in cesedi o hale gelmiş ki ailesi onu ancak ayağındaki benden tanıyabilmiş.  Tıpkı Enes Bin Nadr gibi. 


Uhud Savaşında Peygamberimizin (sav)  şehit olduğu dedikoduları yayıldığında,


“Resulullah’ın öldüğü yerde biz yaşamamalıyız.” diyerek düşman saflarına dalan ENES BİN NADR, öyle ki savaş sonrası aziz şehit, yediği kılıç darbeleriyle tanınmaz hale gelmişti.  Kız kardeşi onu ancak parmağından tanıyabilmişti.


Bu millet yüzyıllardır kendi insanından hakaret görüyor, aşağılanıyor, hor görülüyor. Son olarak birileri daha çıktı. Allah rızası için, inançları gereği kurban kesen Müslümanları, IŞID terör örgütü ile aynı kefeye koydu. Müslümanlara hakaret ediyor. Bunu nerde yapıyor? Müslüman bir ülkede yani Türkiye’de yapıyor. Bu zavallının ismini vermeyeceğim,  kim olduğunu zaten herkes çok iyi biliyor. Kendisine sanatçı diyen bir zavallı. Peki, bu çirkin saldırı karşısında benim milletim ne yaptı? Tabi ki kendisine yakışanı ve olması gereken şeyi: Gülüp, geçti. 


Halk gülüp geçiyor, olgunluk gösteriyor ama aynı hassasiyeti de başkalarından bekliyor. Bunun için herkes ağzından çıkana dikkat etmeli, sözlerinin nereye varacağını iyi hesaplamalıdır. Başkalarını hor görmeyi, aşağılamayı ve de en önemlisi kendisini üstün görmeyi bırakmalıdır. Hiç kimse kendisinde, başkalarının hayatlarına müdahale etme hakkını görmemelidir. Bugün yaşadığımız temel sorun, herkesin kendisini beğenmesi, dolaysıyla da başkalarının hayatına müdahale etme hakkına sahip olduklarını düşünmeleridir.


Ben bu milleti hor görenlere sesleniyorum. Önce kendinize bir bakın Allah aşkına? Hor gördüğünüz bu milletten daha üstün kişiler değilsiniz. Hatta onları aşağıladığınız için, başkalarını aşağılamak insanlık dışı bir davranış olduğundan, onlardan daha aşağı seviyedesin bile denilebilir. Kim olursa olsun insanı küçük göremezsiniz. Dediğim gibi siz önce bu hastalıklı zihniyetinizle yüzleşin, yüzleşin ki gerçekleri göresiniz. O zaman göreceksin ki bu millet, sizlerden daha erdemlidir. Bu millet, hakaretlerinize rağmen sizin gibilere gülüp geçiyor. Sizin cahilliğinize verip hoş görüyor. Bizlere hakaret eden zavallı beyin, sen kinini kusarken bile bizler, sana gülüp geçiyoruz. Hatta senin gibilere Allah ıslah etsin diye dua bile ediyoruz. Bizler biliyoruz ki bu dünyada hiç kimse başkalarını ayıplayacak kadar masum değil. 

Bu halkı horlayanlar, ayıplayanlar ne olur bir aynaya bakın. Bakın ki orada ne göreceksiniz. Tabi ki ayıbınızı. Hz. İsa zamanında yaşanmış bir olay her şeyi ne güzel özetliyor. “Hz. İsa mabede girince, yazıcılar ve Ferisiler kendisine zina suçu işlemiş bir kadın getirdiler. Aralarında dediler: “Eğer onu kurtarırsa, bu Musa’nın kanununa aykırıdır ve böylece onu suçlarız; eğer mahkûm ederse, bu kendi akidesine aykırıdır, çünkü o merhameti tebliğ etmektedir.”  Bu şekilde İsa’ya varıp, dediler: “Muallim, bu kadını zina ederken bulduk. Musa, böylesinin recmedilmesini emretmişti; buna sen ne dersin?”


Bunun üzerine İsa eğilip, parmağıyla yerde bir ayna yaptı ve içinde herkes kendi kötülüklerini gördü. Cevap için sıkıştırırlarken, İsa doğrulup parmağıyla aynayı gösterdi ve dedi: “Aranızda günahsız olan ona ilk taşı atsın.” Ve yeniden eğilip, aynayı çizdi. Bunu gören insanlar, en yaşlısından başlayarak bir bir çıktılar, çünkü kirli işlerini görünce utanıyorlardı. 


İsa yeniden doğrulup, kadından başka kimseyi göremeyince dedi: “Kadın, seni ayıplayanlar nerede?” 

Sözüm bundan sonrası halkı aşağılayanlar için değil. Halktan yana olduğunu söyleyen bencileyin acizlere. Bizler başkalarına akıl vereceğimize önce kendimize bakacağız. Müslümanım diyenler, inandıkları dini yaşamıyorlar. Demokrat geçinenler, demokrasiyi savunanlar despotizm yapıyorlar, insan haklarını savunanlar en büyük zulümlere imza atıyorlar. Yani içimiz başka, dışımız başka. Miş miş’lik yapmayı bırakmalıyız. Etrafımız adil görünüşlü zalimlerle dolu. Hepimiz olduğumuzdan faklıyız. Her şeyimiz yapmacık ve sözde. İlişkilerimiz sıradan ve menfaate dayalı. Üç kuruşluk menfaat için yapmayacağımız şey yok. Hepimiz süslü laflar etmesini seviyoruz ama iş icraata geldiğinde bambaşka bir insan olup çıkıyoruz. Beni yoranda işte bu yapmacık davranışlar. Umut bağladığımız her ilişki hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor. Adam bir konuşmaya başlıyor, işte diyorsun aradığım adam bu. Ama yine hüsran, yine hayal kırıklığı.


Ben bazen fildişi kuleme çekilmek istiyorum. İnsanlarda uzaklaşmak, kendi dünyama kapanmak istiyorum. Çünkü yaşadıklarım, gördüklerim yani insanları yakından tanıdıkça bu duyguya daha çok kapılıyorum. İnsanları küçümsemek anlamında değil ama bazen onlarla olmak beni yoruyor. Bazen o kadar çok basit ve anlamsız şeyler yapıyorlar ki benim burada ne işim var dediğim çok oluyor. İki Cihan Güneşi Peygamber Efendimiz ’de(sav) peygamberlik gelmeden önce insanların arasından uzaklaşır, sık sık Hira Mağarası’nda inzivaya çekilirdi. Yani kendi fildişi kulesine. Ta ki Allah(cc) tarafından tebliğ için görevlendirilinceye kadar. Yani orada ömrünün sonuna kadar kalmadı. Âlemlerin Rabb’i Efendimize (sav)  bir sorumluluk yükledi. İnip Allah’ın dinini yaymak. İnsanlığı içinde bulunduğu bataklıktan kurtarmak. İnsanoğlu fildişi kulesine çekilmeli ama orada sonsuza kadar kalmamalı. Allah için inmeli. 


Bütün mesele oradan inmeye karar vermek. Çünkü oradan inmeye karar vermek demek beraberinde bir sürü olumsuzluklara da göğüs germek demektir. Bir şeyleri değiştirmeye kalkıştığınızda başımıza çok şeyler gelecektir. Önce enayi, aptal diyecekler, şevkimizi kırmaya çalışacaklar, itibarsızlaştıracaklar. Bizler mücadeleye devam ettiğimizde saldırı daha da sertleşecektir. Çünkü insanlar alışkınlıklarını değiştirmekten, konumlarını kaybetmekten hoşlanmazlar. İnsanlar öyle istiyorlar diye bizler bir şeyler yapmayacak mıyız? Yapacağız elbette. Ama bazılarının yaptığı gibi onları hor görerek, aşağılayarak değil, onlara saygı ve sevgiyle yaklaşarak yapacağız.


Bunun için daima halkın önünde olmalıyız. Sıradan insanlar bizleri yutmamalı. Yani sıradanlaşmamalıyız. Bunu söylerken de sakın ola kendimizi üstün görmeliyiz demiyorum. Kendimizi diğer insanlardan üstün görmeye başlarsak, insanlar üzerinde tasarruf etme hakkına sahip olduğumuzu düşünürüz. O zamanda halkı zorla dönüştürmeye çalışırız. O hale geliriz ki inanmadığımız ve yapmadığımız şeyleri akıl diye başkalarına vermeye başlarız.  O zaman da eleştirdiğimiz, sözde insanlardan farkımız kalmaz. Bizlere düşen yaşamak, bizler inandığımız şeyleri yaşarsak zaten bir farkındalık ortaya koymuş oluruz. Eğer peygamberimiz İslamiyet’i gerçek anlamda yaşamasaydı inandırıcılığı olur muydu?  O yaşantısıyla bütün insanlığa en büyük örnek kişidir.


Bizler hayatın hep olumsuz yönlerini görüyoruz. Hep bir karamsarlık ve bedbinlik içendeyiz. İyiye, doğruya doğru atılan her adımı eleştiriyor ve mutlaka mazeretler üretiyoruz. Bir şeyler üretenleri de alaşağı ediyor, hemen itibarsızlaştırmaya çalışıyoruz. Bütün insanları ortalama insan olmaya zorluyoruz. Durumu idare eden, günü kurtarmaya çalışan sıradan insanlar yapmaya çalışılıyoruz. Oysa mensubu olduğumuz din ne diyor. Günü gününe denk olan zarardadır. Bizim bugün sıradan insan olmaya hakkımız yok. Bütün insanlık bizden yardım bekliyor. Bizim bugün yorulmaya, bıkmaya, kızmaya hakkımız ve zamanımız yok. Bizim bu millete minnet borcumuz var. Her türlü olumsuzluğa, hayal kırıklığına rağmen durmayacağız, çalışacağız hem de çok çalışacağız. Birileri bizleri umutsuzluğa itmeye kalkışsa da bu yoldan dönmeyeceğiz.