Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi ve Marifetname’si

e-Posta Yazdır PDF

İnsanların hayatında bazı yerler vardır ki onlar için hep önemlidir. Hayatlarında önemli izler taşırlar. İnsanları oraya bağlayan bazen bildiği bazen de bilmediği sebepler vardır. Benim için de Erzurum böyle bir yerdir. Bir düşünüyorum Osmaniye nere Erzurum nere.  Ömrü hayatımda hiç görmediğim o zamana kadar ki hayat akışımda öyle ya da böyle olmayan bir yeri hangi akıl ve mantıkla üniversiteyi okumak için seçmiştim. O gün için cevabını bilmiyordum. Ama bugün için biliyorum en azından bildiğimi düşünüyorum. 


Her şeyin bir vakti vardır. Vakti gelmeden ağaç çiçek açmaz, meyve vermez. Vaktin sahibi ise yüce Allah(cc)’tır. Neyin, ne zaman olacağını bilen yüce Allah(cc), vakti geldiğinde açmamız için bizleri oraya çağırdı. Çok şükür iyi ki üniversiteyi okumak için Erzurum’u seçmişim. Erzurum beni ben yapan şehir. En güzel sohbetleri sende ettik sıcacık odalarda, limon kokulu çayların buğusunda, memleket üzerine. Allah rızası için menfaatsiz ve karşılıksız dostluklar sende kuruldu. Sende atılan dostluklar hiç unutulmadı.  Onlar ki birer vesileydi benim için Hakk’a açılan gönül penceremde. Zavallı gönlüm, biçare gönlüm seninle açıldı nurlu yola. El aldım Allah dostlarından, diz çöktüm önlerinde edeple. Sen olmasaydın ben herhalde eksik kalırdım. Seni tanımasaydım, insanını tanımasaydım, başka başka şehirlerden gelip senin sıcacık kucağına sığınan güzel insanları tanımasaydım, bilmem ne yapardım? Nasıl bir insan olurdum? O buz tutan soğuk havalarda yapılan sımsıcak sohbetlerde ruhumu ilmek ilmek işleyen güzel insanlar sizlerden Allah razı olsun. 


Şehirlere manevi hava yükleyen Allah dostları vardır. En kutsal şehir Mekke’dir mesela. Çünkü orası peygamberler diyarı Allah’ın evi Kâbe’nin yurdudur. Medine iki cihan güneşine kol kanat germiş ve kıyamete kadar da koynunda saklayacak olan güzel şehir. Kudüs Peygamberimiz (sav)’in göğe yükseldiği mübarek şehir. Müslümanların ilk kıblesi Mescidi i Aksa’nın diyarı. Bu kutsal mekânların dışında daha nice nice güzel şehirler, beldeler vardır. Allah dostlarına ev sahipliği yapan güzel beldeler. Bir İstanbul mesela. Televizyonda her görüşümde iç çektiğim güzel şehir. Sende bağrında nice güzel insanları barındırıyorsun. Erzurum’u da özel yapan şey güzel insanlar diyarı olmasıdır.


Nene Hatunlar, Abdurrahman Gazi’lerdir. Abdurrahman Gazi ki bir rivayete göre savaşta kopan kendi kafasını eline alıp Palandöken dağına tırmanırken efradındakilerin görmesi üzerine olduğu yere yığılıp kalmıştır. Bir rivayete göre de Peygamber Efendimiz(sav)’in sancaktarıdır O. Yine Erzurum ile özdeşlemiş bir âlim var ki Mevlana Konya için neyse Erzurum içinde o öyledir. Bu mübarek insan “Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler” mısralarının sahibi Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi’dir. O adeta Erzurum ile özdeşleşmiştir. 


“Erzurumlu İbrahim Hakkı 18 Mayıs 1703 tarihinde Hasankale’de dünyaya gelmiştir. Babası Derviş Osman Efendi, annesi Şerife Hanife Hanım’dır. Kendisi bu doğum tarihini şöyle ifade etmektedir:


Hicretin tarihi bin yüz on beş oldu ol bahar;

Kal’ayı Ahsan ‘da İbrahim Hakkı doğdu zar.


Babası Tillo’ya (Aydınlar) gidip orada Şeyh Aziz’e bağlanmıştır. Dokuz yaşındayken İbrahim Hakkı da babasının yanına, Tillo’ya gitmiş, ancak 1720’de babasının ölümü ile Erzurum’a, amcasının yanına dönmüştür. Orada tahsiline devam ettikten sonra, İbrahim Hakkı, 1728’de tekrar Şeyh’in yanına gelmiş ve Şeyhi İsmail Fakirullah ölene kadar da orada kalmıştır.


Erzurumlu İbrahim Hakkı yaklaşık 33 yaşındayken, Firdevs hanımla evlenmiştir ve 1738’de Hacca gitmiştir. 1747’de İstanbul’a giden İbrahim Hakkı orada, Sultan I. Mahmut’un (1730- i745) Saray Kütüphanesinde çalışmıştır. Daha sonra onun müderrislik yapması uygun görülüp’, Erzurum’da Abdurrahman Gazi Zaviyedarlığı verilmiştir. 1755’de İbrahim Hakkı ikinci kez İstanbul’a gitmiştir ve 1757’de Hasankale’ye dönmüştür.


İbrahim Hakkı orada meşhur ansiklopedik eseri Maarifetname’yi kaleme almıştır. Orada Abdurrahman Dede Tekkesi Zaviyedarlığına getirilen âlimimiz, 1763’de tekrar Tillo’ya dönmüş; orada eski hocası İsmail Fakirullah’ın torunu Fatma Azize ile evlenmiştir. İbrahim Hakkı 1798’de hastalanarak vefat etti.”


İbrahim Hakkı’nın en önemli eseri Marifatname’dir. Bu eser Müslümanların mutlaka okumaları geren baş eserdir.  Eser; astronomi, matematik, biyoloji, tıp, jeoloji, coğrafya gibi müspet ilimlere değinirken; felsefe, metafizik, ahlak, tasavvuf, psikoloji, sosyoloji ilimlerini sistematik bir biçimde ele alır. Eserin yazılmasının esas amacı; evrenin, eşyanın ve olayların gerçek yönünü kavratmak buradan yola çıkarak Allah’ı tanıtmaktır. Akla ve ruha hitap eden eser bugün dahi geçerliliğini devam ettiren pratik bilgileri ve nasihatleri kendisinde barındırmaktadır.


İbrahim Hakkı Efendi, bu eserinde ana babanın çocuklarına karşı davranışları, çocukların ana ve babalarına karşı davranışları, erkeğin karısına karşı davranışı, kadının erkeğine karşı davranışı, akrabanın akrabaya karşı davranışı, komşuluğa ait, arkadaş seçimine ait, halk ile düşüp kalkmağa dair, cahillerle düşüp kalkmağa dair,  âlimlerin halk ile ilişkilerine dair, kulun Mevla’sı ile huzuruna ve dostluğuna ait kurallar gibi günlük hayatta kullanabileceğimiz pratik bilgiler sunmaktadır.


Hele cinsellikle ilgili tespitlerine ve nasihatlerine gelince her Müslümanın mutlaka okuması gerekmektedir. Edep dairesi içerisinde, kelimeler özenle seçilerek çok güzel bilgiler sunmaktadır. Tamamını burada sıralayamayız ama birkaç tanesini şöyle sıralayabiliriz;


Cima esnasında öpüşme ve konuşma olmayacak. Çünkü bunlar, çocuğun sağır ve dilsiz olmasına sebep olabilir. 


Erkeğin suyu indikten sonra kadınınki de ininceye kadar karnı üzerinde durmak lazımdır ki kadın ikinci cimaya kadar tıkanıp tembel kalmasın. Yani erkek cimada horoz gibi davranmasın, birleşme bir anlık olmasın ve erkek kendisi kadar eşinin de cimadan lezzet duymasını sağlayacak şekilde hareket etsin. 


Öğleden sonra yapılan çocuk şaşı gözlü olur 

Yeni ayın ilk günü cima yapılırsa çocuk güzel olur. 

Öğleden evvel cima yapılırsa çocuk hâkim ve kerim olur. 


Pazartesi gecesi cima yapılırsa çocuk Kur’an hafızı olur.


İbrahim Hakkı Efendi’nin insanların fiziki özelliklerinden yola çıkarak yaptığı karakter tahlilleri de dikkate değerdir. Yine birkaçını şöyle sıralayalım.


Boyu uzun olan saf akıllı olur.

Başı büyük olanın aklı çok olur.

Kulağı büyük ve enli olan cahil ve tembel olur.

Gözleri gök olan zekidir. Ela gözlü ise edepli olur.

Gülüşü çok olan kişiden hayâ beklenemez.


İbrahim Hakkı’yı tam olarak tanımak istiyorsak en önemli eseri Maraifaname’yi mutlaka okumalıyız. O ve onun gibi İslam âlimlerini okumalı ve gelecek nesillere tanıtmalıyız ki geleceğe güvenle yürüyebilelim. Bugün bu güzel ülkemiz etrafındaki ülkeler yangın yerine dönmüşken barış içindeyse, zavallıların sığınağı, mazlumların dayanağı ise, içten ve dıştan gelen nifak tohumlarına rağmen kardeşliğine helal getirmemişse hiç şüphesiz bunda arkamızda kale gibi duran İbrahim Hakkı gibi Allah dostlarının etkisi çok büyüktür. Onların nasihatleri asırların derinliklerinden gelip kulaklarımızda çınlamaktadır. Allah onlardan razı olsun. Tarihten aldığımız ilhamla geleceğe emin adım atıyorsak Allah’ın ipine sımsıkı sarıldığımız içindir. Onları tanıdıkça bizler bu ipe daha sıkı tutunuyoruz. Her ne kadar birileri bu bağı koparmaya çabalasa da bizler Allah’ın izniyle bırakmayacağız. 


İngiliz Lortlar Kamarası’nda 93 harbi yıllarında dönemin sömürge bakanı Gladstone tarafından elinde Kur’an’ı Kerim’i havaya kaldırıp “Kuran’ı onlardan almadıkça gerçek galip geldik sayılmayız” diyerek bağırmıştır ki bu adama göre Türkler, “insanlığın dev bir insanlık dışı örneği”dir. “Türk hükümeti” olarak adlandırdığı Osmanlı hükümeti için ise “hiçbir hükümetin işlemediği kadar günah işlemiş, hiçbir hükümet onun kadar günahkârlığa saplanmamış, hiçbiri onun kadar değişime kapalı olmamıştır” diyecek kadar da Müslümanlara olan kin ve nefretini de kusmuştur. Onlar eskiden neyse bugünde aynılar. Hiç değişmediler, inanın kesinlikle de değişmeyecekler. Taki, Allah muhafaza onların dinine girinceye kadar.