Müslüman Ülkeler Türkiye’yi Örnek Almalı

e-Posta Yazdır PDF

Müslümanların evlerine ateş düşmüş, her yerden dumanlar yükseliyor. Her yer yangın yeri. İnsanlar canlarının derdine düşmüşler. İnsanlar korkularından evlerinden barklarından kaçmış, çöllere düşmüş durumdalar. Komşumuzda ne yaşanıyor tam olarak bilmiyoruz, ama duyduklarımız, gördüklerimiz tüylerimizi diken diken etmeye yetiyor.  Sanki biraz da öyle olmasını istiyorlar gibi geliyor. İslam’ın imajını yerle bir etmek. Bir de bu durum Ortadoğu’yu istedikleri gibi tasarımlamak isteyen batılı devletlerin işine geliyor. Tıpkı El Kaide üzerinden yaptıkları gibi Ortadoğu’yu yeniden tasarımlamak istiyorlar.


IŞİD’ın İslamiyet anlayışı baştan sona sakatlıklarla dolu. Peygamber türbelerini yıkıyorlar mesela. Ellerinden gelse Kâbe’yi yıkacaklarını söylüyorlar. Allah’ın evini yıkmayı düşünmek. İnsanları zorla Müslüman etmeye çalışmak. Sen kimsin haddine mi düştü. Cenabı Allah isteseydi zaten herkesi Müslüman yapardı. Bizim bir görevimiz varsa o da tebliğ, gerisi Allah’ın işi. Bunu ortalama bir Müslüman bile bilir. Hele İslamiyet’i kabul etmeyenlerin öldürülmesine ne demeli. Esirlerin kafasını kesmek. Bütün bunları İslamiyet adına yaptığını söylemek kocaman bir yalan. Bu yapılanların İslamiyet’le yakından uzaktan alakası yok. Tam tersine İslamiyet’i karalamak için bilinçli yapılıyor. IŞİD’in bu haliyle kimlere hizmet ettiği belli. 


IŞİD gibi terör örgütlerinin açtığı yangın başka yangınlara benzemez. Dışardan gelen saldırılara karşı tek vücut olup saldırıları savabiliriz. Ama içerden gelen ve bizdenmiş gibi gözükenlerin saldırıları kardeşi kardeşe kırdırır ki işte o zaman yarayı sarmak daha zordur.   Ama her şeye rağmen bu yangının söndürülmesi lazım. İşimiz zor ama imkânsız değil. Yeniden büyük medeniyeti kurma hedefindeysek yapılması gereken şey önce Müslüman dünyasında barış ortamını sağlamaktır. Barışın sağlanması lazım. Barışı sağlamak şart. Bugünkü şartlarda barışı sağlamak kolay mı? Değil. Çünkü bizi bize bırakmıyorlar. Sürekli nifak tohumları atıyorlar. Yoksa biz Müslümanlar birbirimizi öldürmekten zevk almıyoruz.  Bu yangın söndükten sonra evvel Allah gelecek çok daha güzel olacak. Bunu nerden mi biliyorum? Geçmişten. Dönüp bakın bir mazinize ne göreceksiniz?   İslam medeniyeti esenliğin, mutluluğun, huzurun kaynağı olmuştur hep. Bizler bir hayalin, bir ütopyanın peşinde koşmuyoruz. Bizler hayalperest değiliz. Bizler yeni bir şeylerde söylemiyoruz.  Daha önce başarıya ulaşmış muhteşem bir İslam medeniyetinin üzerinde oturuyoruz.


Bugün bizim medeniyetimiz yangın yerine dönmüşse bu yangının temel sebebi yöneticilerdir. İslam devletlerine bir bakın devlet hep halkıyla mücadele halinde. Devlet başkanları baskı ve zulümle iktidarlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Biz Müslümanlardan da bu baskılara boyun eğmemiz isteniyor. İtiraz ettiğimiz de ise isyankâr, savaşçı ve barbar gösteriliyoruz. Bu kısır döngü yüzyıllardır devam ediyor. Devlet halkına zulüm eden bir yapıdan sıyrılıp halkına hizmet eden bir yapıya bürünmelidir. Bu da yöneticilerin zihniyet değiştirmesi ile mümkündür.  Yani yöneticilerin kukla yöneticiler olmaması gerekir. Gerçek halkın iktidara gelmesi lazım. Gelirse ne olur, ne değişir? Ne mi değişir? Alın size en güzel örnek Türkiye. Devleti halkın içinden çıkmış halkın duygu ve düşüncelerini paylaşan insanlar yönetince kavga ve dövüşler bir nihayet buldu. Bakın ülkemize çok şükür kavga yok. Diğer ülkelerdeki kargaşadan eser yok. Üstelik bu ülke çaresizlere umut kapısı da oldu. Artık ezen değil, ezilenlerin gür sesi oldu. 


Dediğim gibi bütün mesele halkın iktidara gelmesidir. Peki, bu nasıl olacak?  Kolay mı? Değil. Bunun kolay olmadığını maalesef çok acı tecrübelerle öğrendik. Yıllarca zorla ve baskıyla dış destekli olarak iktidarlarını sürdüren yerleşik düzen elbette ki iktidarını kaybetmek istemeyecektir.  Bunun içinde her türlü vahşeti gözünü kırpmadan sergileyebilir. Acımasız olduklarından ve değer yargılarından yoksun olduklarından her türlü zulmü göze alabilirler. Nitekim de öyle olmuştur. İslam dünyasının içler açısı ortada. 


Bu içler açısı durum meydana gelmeden iktidarların el değiştirmesi mümkün müydü?  Bilemiyorum, onu ancak Allah bilir. Geçmişte yapılanları bir kenara bırakıp bundan sonrasına bakmak lazım.  Bundan sonrası için Türkiye modeli Müslümanların önünde örnek olarak duruyor. Müslüman dünyasındaki yaşananların benzeri Türkiye’de de yaşandı. Halkına düşman ve ona tepeden bakan ceberut devlet anlayışı bizde de vardı. Devlet için halk iki yerde lazımdı. Savaşta asker, tarlada ırgat. Halk sınıf atlamaya kalkıştığında ise burnu sürtülmek suretiyle kontrol edilmeye çalışıldı. Askeri darbeler niye yapıldı. Dış destekli yöneticilerin bu ülkedeki görevleri halkı siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan geri bırakmaktı. Bunu da bu zamana kadar kısmen başarmışlardı. Ta ki bugüne kadar. Sistemin içine bir şekilde sızan Anadolu insanı artık devleti yönetmeye başlamıştır. Denge halk adına değişmeye başlamıştır. Artık devleti halkın içinden çıkmış Anadolu insanı yönetiyor. 


Anadolu insanı bunu nasıl başardı? Sabırla ve barışla. İşte burada halkın basireti devreye girdi. Devleti ile kavga etmekten kaçındı. Devlet kendisine zulüm etse de ona küsmedi. Yöneticilerin zulmüne karşı sabırla ve sükûnetle dayandılar ve en önemlisi asla pes etmediler.  Asla şiddete başvurmadılar.  Onlar biliyor ki zamanı gelmeden ağaçlar çiçek açmaz. Bir de anlamsız kavgaların içinde yer almadılar. Bizler biliyoruz ki kavga ile bir yerlere varamayız.


Bunun en güzel örneğini rahmetli Erbakan Hoca göstermiştir. 28 Şubat sürecinde gösterdiği basiret ile devlet millet arasındaki uçurumun iyice açılmasına engel olmuştur. Devletin bütün baskılarına rağmen o, soğukkanlı kalmayı başarmıştır.  Erbakan Hoca isteseydi o gün milyonları sokağa döker, belki de binlerce kişinin ölmesine sebep olabilirdi. Ama yapmadı. O Müslümanlara soğukkanlılığı tavsiye etti. Devletle inatlaşmaktan kaçındı.  Ve nihayet sonunda kazanan millet oldu. Başbakan oldu. O başbakan olmakla bizlere şunu gösterdi. “Sabır edin, eninde sonunda kazanan siz olacaksınız” dedi. Nitekim öyle de oldu.  Bugün devlet ile millet kaynaşmaya başlamışsa bu o günkü Erbakan Hoca’nın basireti ile olmuştur. Soğukkanlı olursak eninde sonunda kazanan bizler oluyoruz.


Son 200 yıldır yaşadıklarımıza bakın hep başka medeniyetlerle ya da birbirimizle savaşmakla geçti. Başka medeniyetlerle yapılan savaşlara bir şey demem ama birbirimizle yaptığımız savaşların sebeplerine bir bakın incir çekirdeğini doldurmayacak sebepler. Kürt- Türk, Alevi Sünni, Sağ- Sol. Hep kardeş kavgası. Başımızdaki kukla idareciler iktidarlarını kardeşi kardeşe kırdırarak devam ettirmişlerdir.   Bu kavgadan kurtulmanın tek yolu tekrar kardeş olmaktır.  Dediğim gibi sorun yöneticiler. Yöneticiler halkın içinden çıkan kişiler olduktan sonra gerisi kolaydır. Şimdi bizlere düşen bu barış ortamının kardeşlik hukukunun güçlenmesini daha sağlam ve kalıcı temeller üzerine oturmasını sağlamaktır. Hakikaten toplumsal barışı sağlamak zor ve emek ister, sabır ister.


Bu barış ortamının sağlanmasında hiç şüphesiz Recep Tayyip Erdoğan’ın çok büyük payı olmuştur. Hakkını teslim etmek lazım. Allah ondan razı olsun. O ilk adımı attı. Zaten zor olanda ilk adımı atmaktı. Evet, geçmişte çok büyük acılar yaşandı ama geride kaldı, kalmalı. Onları kaşımanın kimseye faydası yok. Hep birlikte unutmaya çalışalım. Evet, bizler bugünlerde bunun ilk adımını attık ve faydasını da gördük. Bu gün bu coğrafya da sakin kalmayı başaran tek ülke olmamızı neye borçluyuz. Elbette ki kardeşlik hukukuna. Bizler kardeşlik hukukunu tekrar hatırladık. Bir ve beraber olmamız gerektiğinin farkına vardık. Farklılıklara tahammül edip onları bir zenginlik olarak görebilmemize borçluyuz.  Tek tip toplum yoktur. Olamaz. Tek tip toplum oluşturmaya çalışmak kanlı bir maceraya atılmak demektir. Dünya bunu çok acı tecrübelerle öğrendi, terk etti ama biz hala diretiyoruz. Allah insanları kavim kavim yaratmışken bizler onları tek tipleştirmeye çalışıyoruz. Allah’ın kanuna karşı gelmiş oluyoruz. Oysa tek tipleştireceğimize Allah’ın dediği gibi birbirimizi tanımaya çalışsak hiçbir sorun yaşamayız.