Müslümanların Vicdanlarına Sesleniyorum

e-Posta Yazdır PDF

Bu bayram eskisi gibi şen bayram olmadı. İslam âlemi huzur içinde bir bayram idrak edemedi. Ettim diyenlerin bile, yani ailemle birlikte, sevdiklerimizle beraber mutlu ve mesut bir bayrama girdim diyenlerin bile hep bir yanları buruk oldu. Çünkü şu anda olması gereken en kötü şey oluyor. Müslümanlar katlediliyor. Öldürenler değişse de ölenler değişmiyor. İşin ilginç yanı öldürenlere yenileri de eklendi: Müslümanlar.  Müslüman Müslümanı boğazlıyor. Mecazi anlamda söylemiyorum, gerçek anlamda boğazlıyorlar. Müslümanların ellerinde kardeşkanı var. Müslümanlar mezhepsel ayrılıklar yüzünden birbirlerini öldürüyorlar. Geldiğimiz nokta çok vahim, içler acısı değil.  Müslüman Müslümanın kardeşidir anlayışından sıyrıldık adeta, Müslüman Müslümanın celladıdır noktasına geldik. 


Şunu da kabul etmek lazım ki zor bir coğrafya da yaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz bu coğrafyanın kendine has bir ruhu var. Bu coğrafyanın ruhu çok farklı. Dostluğun ve düşmanlığın, iyiliğin ve kötülüğün iç içe geçtiği, ilişkilerin bıçak sırtında yürütülmek zorunda olduğu bir coğrafya burası. En ufak bir hatanın bedelinin en ağır olduğu bir coğrafya burası. Bu coğrafya kanlı bir coğrafya ve tarih boyunca da böyle olmuştur. Bu coğrafya kavgayı ve hoşgörüyü bir arada devam ettirmiştir. Severken tam sevmiş, düşman olduğunda ise acımasız hale gelebilmiştir. Her acımasızlık yeni bir acımasızlığı doğurmuş. Etki tepki hayata hâkim olmuştur. Hayat şartları insanları ister istemez acımasız hale getirmiştir. İşte yaşadığımız son olay. İsrail’in Müslümanlara yaptığı vahşet. İnsanın kanını donduruyor. Durumun korkunçluğunu anlatmak için söyleyecek bir kelime bile bulamıyorum.


Durum ne kadar vahim olursa olsun, içinde bulunduğumuz psikolojik durumu anlamıyorum, aklım almıyor. Müslümanım diyen bir insanın, bırakın Müslüman kardeşini, hiç kimseyi ensesinden yavaş yavaş keserek kafasını koparamaz. İnsanların kafası kesilerek, başlarının köy meydanlarında sergilenmesi, kafası koparılmış cesetlerin çarmıha gerilerek köy meydanlarında ibret olsun diye sergilenmesi. Bunu da din adına yaptığımızı savunuyoruz. Yok böyle bir Müslümanlık. Müslümanlık bu değil. Bunun adı vahşettir ve İslamiyet hiçbir şekilde vahşete müsaade etmez. Şiddet ve vahşet çıkış yolumuz olamaz. Müslüman yanlışa yanlışla cevap vermez. Her ne şartlar altında olursa olsun zulüm yapmaz. Bunu ben değil kâinatın yaratıcısı yüce Allah söylüyor: “Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah›a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah›a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Maide 8)


Bu vahşet sarmalı insanları acımasız yaparken aynı zamanda vurdumduymaz da yaptı. Her gün o kadar çok ölüyoruz ki bu sanki doğal bir şeymiş gibi algılamaya başladık. Ölen bir çocuğun görüntüsü dünya kupasındaki bir gol kadar bile dikkatimizi çekmiyor. Müslümanların kafasına bomba yağarken, çoluk çocuklar vahşice şehit edilirken bizim gözümüz Almanya’nın Brezilya’yı dünya kupasında nasıl bombaladığına daha çok dikkat kesiliyor. Müslüman vicdanlarımıza sesleniyorum. Bu kadar duyarsızlık ve vurdumduymazlık hiç mi vicdanlarımızı rahatsız etmiyor. O çocukların, bebeklerin kömür karasına dönmüş, kömürleşmiş bedenlerini gördüğünüzde kalbiniz hiç mi sızlamıyor.


Oysa Müslüman kardeşlerimizin tepesine inen her bombada bizimde yüreğimiz yanmalı, bizimde bir yerlerimiz kopmalı. Anneler şehit olan evlatlarını öpüp koklayıp defin için bekleyenlere istemeye istemeye verdiklerinde yaşadığı o inanılmaz acıyı, evlat acısını yüreğimizin en derinlerinde hissetmeliyiz. Çaresizce evinde ölümü bekleyen, evlatlarına acıyarak bakan anneleri, babaları düşünmeliyiz. Bugün gözlerde bizim gibi nefret yok. Acı ve korku daha baskın çünkü. Belki de o bomba biraz sonra evlerine düşecek ve sevenleri birbirinden ayıracak. Aman Allah’ım dayanılır mı bu acıya. Ama onlar dayanıyorlar. Çünkü çareleri yok. Umut bağladıkları Müslüman kardeşlerinden hayır yok. Onlar bugün yalnız, onlar bugün öksüz, onlar bugün çaresiz ve onlar bugün ölümü bekliyorlar. Be gafil gönül artık gafletten uyan. Ölen senin kardeşindir.  Ölen senin bir parçandır. İnandığın Allah için alınları secdeye giden insanlar onlar. Biz birbirimize sahip çıkmazsak bize sahip çıkacak yok. Peki, bizler ne yapıyoruz?  Bildiğimiz en iyi şeyi. Kızmak, öfkelenmek, küfretmek. Kızıyor ve küfrediyoruz. Bu da kendi vicdanlarımızı rahatlatmaktan başka bir işe yaramıyor. Onlara hiçbir faydası yok.

O şehit olanlar ya da evlatlarını kaybedenler o acıyı, sefaleti, korkuyu yaşayanlar belki bu dünyada değil ama huzur u mahşerde yakamıza yapışacaklar ve bizleri yüce Allah’a şikâyet edecekler. Allah’ım İşte bunlar var ya bunlar, bizler çaresizlik içinde ölümü beklerken, Yahudi bombaları altında can verirken, bunlar var ya bunlar hiçbir şey yapmadılar. O zaman ne cevap vereceğiz?  Nasıl onların yüzlerine bakacağız? Çünkü onların tepesine inen her bombada bizlerde suçluyuz. Bizlerin böyle suskunluğu, vurdumduymazlığı, İsrail’e cesaret veriyor.


Bizler şimdi öğrenilmiş çaresizliği yaşıyoruz. Ben şahsen kendimi öfkeli, kızgın ve aciz hissediyorum. Üzgünüm Müslüman kardeşlerim zulmün, açlığın, sefaletin altında eziliyorlar. Öfkeliyim, kızgınım elimden dua etmekten başka bir şey gelmiyor. Ama inanın yapılacak çok şey var. Bunun için önce Müslümanların vicdanlarını harekete geçirmeliyiz. Bu zulüm insanların vicdanlarını kanatmalı. Vicdanı kanayan insan daha fazla duyarsız kalamaz, çok şey değil ama elinden geleni yapar. Bu zulmün ve gözyaşının bitmesi için kardeş olduğumuzu hatırlayıp Müslümanlar olarak birlikte hareket etmemiz gerekmektedir.  Bu bir zorunluluktur. Cenap ı Allah biz kullarına emretmiştir:


“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” (Al-i İmran 105)


“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurat, 10)


“Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah›a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.” (Enam,159)


“Allah’a ve Resulüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korkuya kapılırsınız, gücünüz gider. Bir de sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal ,  46)


Müslümanların böyle dağınık halde bulunmasını kimse bana bir batı projesidir diye açıklamasın. Bu bahanenin arkasına sığınmasın. Kendi vicdanlarını rahatlamaya kalkışmasın. Batının parmağı yoktur demiyorum, var elbette. Onlar bizleri birbirimize düşürmek için akıl almaz ve vicdansızca yöntemlere başvurmuşlar ve başvurmaya da devam edeceklerdir. Onların fıtratlarında bu var. Ama bizler onların oyununa nasıl bu kadar çabuk geliyoruz. Nasıl oluyor da onların oyuncağı oluyoruz. İşte asıl sorgulanması gereken temel sorun bu. 


Dediğim gibi tek yol Müslüman birlikteliğinden geçiyor. Ama bu da öyle göründüğü gibi kolay, bugünden yarına birliktelik sağlanacak gibi gözükmüyor. Yapılması gereken çok şey var. İnşallah vicdan sahibi Müslümanlar bu konulara kafa yorup çözüm yolları üretirler de en azından çaresiz olmadığımızın farkına varırız. Umarım herkes elinden geldiğince bu birliktelik için bir şeyler yapar. Yoksa bu korkunç manzaralarla daha çok karşılaşırız.