İslâmofobi Gerçeği

e-Posta Yazdır PDF
İslamofobi, son zamanlarda hem Hıristiyan hem Müslüman dünyasının siyasetine ve düşünce hayatına yön vermeye başlamıştır.  İslamofobi genel anlamda İslamiyet’ten korkulması olarak karşımıza çıkmaktadır. Son zamanlarda İslam ve Müslümanlar terör, şiddet ve diğer olumsuzluklarla anılır hale gelmiştir. Artık Müslümanlara karşı bütün dünya ön yargılı hareket etmeye başlamıştır. Bütün bu durumlardan sonra kısaca İslam’dan, Müslümanlardan ve onlara dair olan şeylerden duyulan kaygı ya da korku diye tanımlayabiliriz islamofobiyi.  2001 Eylül’den sonra yani 11 Eylül saldırırsından sonra İslamiyet’e olan saldırı artmış ve daha sistemli bir hale gelmiştir. Yani 11 Eylül saldırısı islamofobinin miladı olarak kabul edilebilir. Avrupa için bu takvimin başlangıcı Londra’ya yapılan saldırılardır. Artık Müslümanlar için yeni bir hayat başlamıştır. Zaten zor olan yaşamlarına yeni bir dert daha eklenmiştir.    Londra’da Temmuz ayında yapılan saldırıların faturası Müslümanlara kesildikten sonra dönemin içişleri bakanı Charles Clarke konuyla ilgili olarak şöyle bir açıklama yapmıştır. “İngiltere İslam’a karşı en önde mücadele etmektedir. Dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanlara tolerans gösterilmemelidir.”

Danimarkalı milletvekili ve Kopenhag belediye eski başkanı Louise Frevert Müslümanları Danimarka toplumundaki kanserli tümöre benzetmişti. Ayı şekilde Almanya’da Müslümanlara karşı hoşgörüsüzlük artmıştır. Allensbach Enstitüsü’nün yaptığı bir araştırmaya göre Almaların % 56 si ülkede camilerin kapatılmasını savunuyor. %62si Müslüman ve Hıristiyan medeniyetleri arasında büyük bir savaş yaşandığına inanmaktadır.

“Her ne kadar her Müslüman terörist değilse de her terörist Müslüman’dır.” Danimarka’daki ders kitabından alınan bu ifade, yeni yetişen nesillere İslam düşmanlığı aşılandığının en önemli örneğidir.  Bu örnek durumun ne kadar vahim olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Mehmet Zeki AYDIN ve Müşerref YARDIM’ın birlikte hazırladıkları “ Belçika’da İslamofobi” adlı makalede Müslümanların maruz kaldığı etnik ayrımcılığı şu şekilde sıralamışlardır.  Konut kiralarken ve satın alırken maruz kalınan ayrımcılık, çalışma şartlarında ayrımcı uygulamalar, eğitimde yabancı asıllı öğrencilere kayıtlarda güçlük çıkarılması ve öğretmen-öğrenci ilişkilerinde görülen karşılıklı ayrımcı eylemler, komşuluk ilişkilerinde ırkçı ve yabancı düşmanlığına dayalı sözlü taciz, güvenlik güçlerinin Müslümanlara uyguladığı ayrımcılık, medyada terörle kurulan ilişki ve islamofobik deyimler ile kin, nefret uyandıran konuşma ve yazılarda yapılan ayrımcılık vs.

Hollanda da bulunan Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders ve İşçi Partisi’nin Arap asıllı politikacısı Ehsan Jami, “Nazi faşizmi ne ise, bugünkü İslamiyet’te odur.” dediler. Üstelik Hz. Muhammet’e(sav) de Hitler benzetmesi yaptılar. “Geçtiğimiz yüzyılda dünya Nazilerden ne çektiyse şimdi de İslamiyet’ten aynı şeyi çekiyor.” dediler.

2000–2001 yılları arasında gerçekleşen parlamento tartışmalarında İslamı şiddet ve terör ile birlikte ele alan tehlike vurgulu ifadeler bu tarihte % 9,4lük paya sahipken 2003–2004 yıllarında bu oran %24 de yükselmiştir.  Medyada ise durum daha vahim, konu ile ilgili olarak tartışma yaklaşık 2,5 kat daha artmış durumdadır. İslam tartışmalarında hoşgörü oranı %45lerden  %30lara düşmüştür.  Bütün bu sonuçlar gösteriyor ki dünyada İslam düşmanlığı artmaktadır ve kontrol altına alınmazsa ürkütücü boyutlara ulaşacaktır.

Evet, şu anda dünyada ilerleyen bir İslam korkusu var ve biz ne yaparsak bu korkuyu yenebiliriz. Bu işe başlarken ilk olarak Batı ülkelerindeki Müslüman düşünce kuruluşları ve sivil toplum örgütleri, Müslüman olmayan muadilleri ile yakın diyalog ve ilişki içine olmaları yönünde cesaretlendirilmelidir.(İslamofobi Gözlemevinin Raporu) Karşı tarafla diyaloga geçmenin öneminden bahsedilmektedir. Evet diyalog şart ve olması gereklidir. Fakat bu diyaloga geçtiğimizde karşılıklı olarak fikir alışverişinde bulunabilmemiz için karşı tarafında sizi dikkate değer bulması gerekir. Müslüman aleminin gösterdiği bu gayretin karşı taraftan da gelmesi gerekir. Diyaloga geçelim kendimizi daha iyi anlatalım doğrudur. Ama bu şartlar altında biz ne kadar gayret gösterirsek gösterelim karşıdan bu desteği göreceğimizi sanmıyorum. Bu korku ve endişeleri ortadan kaldırmak sanıldığı kadar kolay değildir. Uzun süre ister.

Aslında bu korku yeni meydana gelmedi. Eskiden beri Batı âleminde bu korku hâkimdi. Türkler İslamiyet’in zirvelerinde dolaşırken bile Avrupa “Anne! Türkler geliyor.” “Barbar Türkler.” yaftasını yine yapıştırmışlardır. Onların bizi, yani Müslümanları barbar ve gerici göstermeleri onların genlerinde vardır.

Müslümanları ve İslamiyet’i bu şekilde göstermelerinin temelinde yatan neden kendi dinlerine olan inançlarının az olmasıdır. Diğer dinler özelde Hıristiyanlık İslamiyet’le eşit şartlarda karşılaşamayacağını çok iyi bilmektedir. Bu etkileşimden büyük ihtimalle yenik düşeceklerdir. Bu saldırganlığın kökünde de bu gerçek yatmaktadır. Saldırganlığın altında aslında kendi dinlerini savunma içgüdüsü yatmaktadır. İslamiyet’i karalayarak kendi kamuoylarına Hıristiyanlığın üstünlüğünü kabul ettirmeye çalışmaktadırlar.

Bir Müslüman belki İslamiyet’i az yaşayabilir; ama Hıristiyanlığa kolay kolay geçmez. Tarihte bunun örneklerine çok az rastlamıştır. Ama bir Hıristiyan’ın Müslümanlığı tanıdıktan sonra bu dine geçmesi kuvvetli ihtimaldir. Bunu çok iyi bildikleri içinde karşılaşmamayı, karşılaşmanın kaçınılmaz olduğu durumlarda da kendi insanını ön yargılarla donatmayı savunma mekanizması olarak benimsemişlerdir.

Amerika merkezli kamuoyu araştırma şirketi Gallup 40 ülkede, 50 bin Müslüman katılımı ile dev bir anket yaptı. Gallup’un altı kıtada 50 bin Müslümanlarla, altı yıl boyunca yaptığı anket batının İslamiyet= şiddet anlayışını boşa çıkardı.

Sonuçlar, “Müslümanları Kim Temsil Ediyor” adlı kitapta toplanırken,  şu şekilde açıklanmıştır. Müslümanların ezici çoğunluğu ılımlı ve şiddete karşı. Radikaller daha eğitimli, daha zengin ve sanılanda demokrat. Müslümanların çoğunluğu Amerika’ya yönelik 11 Eylül saldırıları dâhil diğer tüm saldırırları kınıyor. Yani bu söz 11 Eylül saldırıları sonrası Amerikan başkanı George W.Bush’un: “Bizden nefret ediyorlar, demokrasiden nefret ediyorlar, özgürlükten nefret ediyorlar.” sözlerini de yalanlar niteliktedir.

Bu da gösteriyor ki medeniyetler çatışmasında ortamı geren batı dünyasının kendisidir. Yani batı dünyası yavuz hırsızı oynamaktadır. Müslümanları onların kutsal değerlerine saldırarak tahrik etmekte, ardından da haklı olarak tepki veren Müslümanları eleştirmektedir. Müslüman dünyası sağduyulu hareket ederek bu çatışmayı körüklememektedir. Yani Avrupa’nın yaptığını gibi onların yaptıklarına yaptıkları ile karşılık verecek olsalardı, dünya şuanda büyük bir kaosun içinde olurdu. Müslümanlar yine her zamanki vakarı ile bu oyunun bir parçası olmayıp kutsal değerlerine karşı yapılan saldırıya medeni tepkiler vermektedir. Peygamberimize, kitabımıza ve dinimize yapılan bunca saldırıya rağmen saldırıyı yapanlar hala hayattaysa bu Müslümanların ne kadar sağduyulu ve duyarlı olduklarını gösterir. Batı dünyası bu yarayı ne kadar kaşırsa kaşısın biz bu oyunlara gelmeyeceğiz.

Biz öncelikli olarak kendi içimize dönüp globalleşen dünya ile uyum sağlamaya çalışacağız. Çünkü İslam dünyası şuan gelişme yoksunluğu ve globalleşme ile uyumsuzluk yaşamaktadır. Ve maalesef üzülerek ifade etmeliyim ki içinde bulunduğuz durum Avrupalıların ekmeğine yağ sürmektedir. Bu geri kalmışlığımızın sebebi İslamiyet değil İslamiyet’i gerçek anlamda özümsemeyişimizdir. Bu anlamda bu çatışmada en önemli suç biz Müslümanlardadır.