Kömür Karası Duygular

e-Posta Yazdır PDF

Bu yazıyı kaleme aldığımda herkes gibi çok karmaşık duygular içindeydim. Hiç bu kadar karmaşık duyguları bir arada yaşamamıştım. Üzüntü, acı, keder, çaresizlik, dayanışma, kızgınlık, öfke gibi birbiri içine girmiş bir sürü duyguyu aynı anda yaşadık. Nedeni Soma’daki maden kazası. 301 tane Anadolu insanını Soma’da maden faciasında kaybettik. Ailelerine helal rızık götürmek için yerin yüzlerce metre altında çalışan Anadolu’nun güzel yüzlü insanlarıydı onlar.


Ve millet olarak derin bir kedere büründük.  Bu facia geride gözü yaşlı evlatlar, eşler, anneler, babalar, kardeşler bıraktı. Her ölüm arkasında büyük acılar bıraktı. Toplum olarak ekranda onları yani ölenleri ve yakınlarını gördükçe gözyaşı döktük.  Millet olarak yediden yetmişe herkes derin bir üzüntüye kapıldı. Günlerce bulunamayanlar için sağ salim çıkmaları için dualar ettik. Ölenler içinde yüce Allah rahmeti ile muamele etsin diye dualar ettik.


Bu facia bizlere insanların çaresizliğini gösterdi. İnsanların zor şartlar altında,  emeklerinin çok altında ücretlere çalıştırıldıklarını gösterdi. İnsanların emeklerinin ve çaresizliklerinin nasıl sömürüldüğüne şahit olduk. Aynı zamanda insan hayatının nasıl ucuz olduğunu öğrendik. Ama en önemlisi insanların acılarının nasıl suiistimal edilmek istendiğine şahit olduk. Acılar üzerinden siyasi çıkarlar peşinde koşan zavallıları gördük. Ölenler için iyi oldu, hak ettiler diyecek kadar zavallılaşan vicdan yoksunu insanları tanıdık. Dayanışmayı da gördük, ayrılığı da gördük. Vicdanı da gördük, vicdansızlığa da şahit olduk. 


Bazı zamanlar, bazı anlar vardır, yaşadığımız acılar, kederler bizi birbirimize bağlar. Böyle zamanlarda her zamankinden daha fazla yardımlaşmaya ve dayanışmaya ihtiyaç duyarız.  Bu zamanlarda kişisel hesaplar bir kenara bırakılır. Kavgalar, küslükler unutulur. Böyle durumlarda suçlu suçsuz ayrımı yapmayız. Biliriz ki bu zamanlar suçlu suçsuz ayrımı yapılacak zamanlar değildir.  Bu günleri ancak ve ancak dayanışma ile atlatabiliriz.  İşte millet olarak böyle bir dönemi 13 Mayıs’ta yaşadık. Peki, millet olarak nasıl bir sınav verdik?


Ben bu milleti seviyorum. Allah için seviyorum. Çünkü bizim milletin basireti sağlam ve hakikaten sabır ehli insanlar. Bütün kışkırtmalara, saldırılara rağmen vakarından taviz vermiyor. Son zamanlarda sistematik şekilde başlayan psikolojik baskı gezi olaylarında tavan yapmasına rağmen halkımız sabırla sükûnetini bozmamıştır. Şer güçleri her fırsatta kışkırtmaya kalkışsa da halkımız sükûnetle onlara cevabını vermiştir. Ve vermeye de devam etmektedir. İşte son olay Soma’da yaşanmıştır. Bu millet 301 evladını kaybederken şer güçleri yine boş durmamış, halkı kışkırtarak sokaklara dökmek istemiş, insanların acılarını kullanarak toplumsal kargaşa ve siyasi çıkar peşinde koşmuşlardır. Ama bu millet yine onlara gerekli cevabı vermiş, onlara uymayarak oyunu bozmuştur. Halkın büyük çoğunluğu böyle duyarlı iken her olumsuz olaydan sonra onları kışkırtmaya çalışanlar için ne demeli?


Bizim insanımız nasıl oldu da bu hale geldi? Biz böyle bir millet değildik.  Bizler bu kadar vicdansız değildik.  Bizler insanların açıları üzerinden çıkar sağlayacak kadar alçalmadık. Daha yerin altında çıkmayı bekleyenler varken, insanımız nasıl olurda yukarıda kirli oyunların peşinde koşar. İnsanlar cenazelerini beklerlerken bu vicdansızlığı nasıl yaparız? Mal bulmuş mağrip gibi nasıl saldırırız? Bu millet böyle değildi, ne ara böyle oldu?  İnsani yönlerimizi nasıl kaybederiz anlamıyorum. 


Televizyonda o taşkınlık yapanları her gördüğümde çok kızıyor, bağırıyor, çağırıyor, öfkeleniyorum. Sonra sabır diyorum. Kendime dönüyorum. Senin bunda hiç mi sucun yok diyorum.  Sonuçta onlarda bizim evladımız ve onların bu hale nasıl geldiklerini sorgulamakta bizlere düşüyor. Evet, benim tek başıma bir suçum yok belki. Ama ben kendimi Müslüman kimliğimle genellersem yani beni, ben olarak değil, bir Müslüman olarak değerlendirirsem -bu durumda kastettiğim bütün Müslümanlar oluyor- o zaman bende sorumlu ve suçluyum. İnanın bağırmak, çağırmak, hakaret etmek, kızmak en kolay olanı. Zor olanı, insanı kazanmak, onlara doğruyu göstermektir. Kardeşler biz Müslümanlar zora talip olmadık mı?  

Üniversite de okurken bir tiyatroya gitmiştim. Şimdi oyunun adını hatırlamıyorum ama bir sahnesi var ki hiç aklımdan çıkmıyor. Oyun sağ sol ideolojinin çatışması üzerine kurulmuştu. Bir profesör kendi gibi düşünen öğrencilere propaganda yaparken şunu söylüyordu: “Karşıt görüşlü öğrenciler, sağlam bir kasa elmanın içindeki çürük elmadır. Eğer o çürük elmalar temizlenmezse bütün kasa çürür. Onun içindir ki o çürük elmalar temizlenmeli.” Temizlemekten kasıt öldürülmeleridir. Öğrencilerden bir tanesi hocasına itiraz etti ve şöyle dedi: “Hocam iyi de o elmalar niçin ve nasıl çürüdüler?” İşte bu soru, o gündür bugündür aklımdan çıkmıyor. Bizim için her bir elma çok kıymetli. Çürütülüp atılacak bir tek elmamız yok. 


İnsanın canı, emeği bu kadar ucuz olmamalı. İnsanların çaresizliğini sömürmemeliyiz. Peygamberimiz ne diyor: “İşçinin emeğinin karşılığını teri kurumadan vermelisin.”  Gariban Anadolu insanı çoluna çocuğuna üç kuruş ekmek parası götürmek için canını dişine takıp çalışırken, onların sırtından milyonlar kazananlar acaba onlar için ne düşünüyordur.  Merak ediyorum, onları insan olarak görüyorlar mı acaba? Yoksa kendileri için çalışan birer köle mi? 


İnsan, diğer insanlar hakkında tasarrufta bulunma hakkını kendinde nasıl görür. Başkalarının hayatına müdahale etme hakkına sahip olma hakkını kendinde görmek. Kendini onun üstünde görüp, onun hakkında karar vermek, hükümde bulunmak. Allah muhafaza insan böyle düşünmeye başlarsa vahşi bir yaratık haline dönüşür. Artık insan insanın kurdudur.  


İnsan zenginleştikçe ve güçlendikçe kendisinde psikolojik bir takım değişiklikler meydana gelirmiş. İlk önce cinsel dürtüleri gelişiyormuş. En son Allah muhafaza, haşa, kendilerini yarı ilah olarak görmeye başlıyormuş. Artık kendisi dışındaki insanlar değersiz ve onların hayatına istedikleri gibi müdahale etme hakkına sahip olduklarını düşünüyorlarmış.  Onun içindir ki insanlar milyonlarca insanın ölümüne bir anda karar verebiliyorlar. Merak ediyorum son dönemin zalimi Esad, yüzbinlerce insanın ölmesine ve milyonlarca insanın hayatının zehir olmasına karar verirken kendini ne olarak görüyor ve ne hissediyor? Bu duygu kırıntısı kaç kişi de var? Beni korkutan ve ürküten şey de bu. Bugün yaşadığımız facianın temelinde de yatan bu duygudur. Bu duygu sadece Soma’da ki maden ocağı sahibi için geçerli değil. İnanın bunlara benzeyen bir sürü insan dolaşıyor aramızda. İşte bize, yani Müslümanlara düşen de bu duygu ve düşüncelerle mücadele etmektir. 


Bu duygu ve düşüncelerle mücadele etmenin yolu, insan sevgisi ya da cezadır. Eğer insanda, insan sevgisi varsa bir şey demeye gerek yok, o zaten insanlık için elinden gelen her şeyi yapar. Ya yoksa! İşte o zaman ceza devreye girecek ve hak ettikleri şekilde cezalandırılacaklardır. Yaptıklarının hesabını versin, cezasını çeksin ki bir daha böyle büyük açılar yaşanmasın. Elbette her şey takdiri ilahidir. Ama bizler beşeri aklımızla bütün tedbirleri alacağız. Takdir Cenap-ı Allah’ındır. Her şey takdir i ilahidir demek insanları sorumluluktan kurtarmaz. Sorumlular bulunmalı ve gerekli cezaları almalılar. Hak edenler hak ettikleri cezaları alsınlar ki mağdurların ve toplumun vicdanı rahatlasın. Yapanların yaptıkları yanlarına kar kaldığı müddetçe böyle facialar yaşanmaya devam eder.