Toplumsal Döngü ve Anne

e-Posta Yazdır PDF

Baba otoritenin sembolüdür ve bundan dolayı da babaya saygı duyulur. Çünkü otorite her zaman saygıyla karşılanmıştır. Oysa anne şefkattir, duygudur. Annelik bir limandır dar anlarımızda sığındığımız. Bir dermandır gönüllerimize, açılarımızda dert ortağımızdır. Ardımızdan en çok ağlayanımız. Annenin baba kadar otoritesi yoktur. Evladına hiçbir engellemeler koymadan yaklaşır. Annelik evrenseldir. Rengi, dili ne olursa olsun. Bütün insanlık, bütün çağlar boyunca aynı
olmuş, bundan sonrada aynı olacaktır. Annenin ve annelik makamının bizim gönlümüzde ve hayatımız da apayrı bir yeri vardır. Anne merhamet ve şefkat
duygularına ait ne varsa içinde barındırır. Ağıtlarımızda, türkülerimizde, atasözlerimizde bunu en güzel şekilde ifade ederiz. Hatta günlük hayatta duygularımızı ifade etmek için kullandığımız
deyimlerde dahi ana kelimesini
kullanırız. “Anası ağlamak; Büyük
zorluklarla karşılaşmak.” ,“Anasını ağlatmak;
Aşırı sıkıntıya sokmak.” , “Anasını
bellemek; Büyük kötülük yapmak.”
Annelik toplumsal görgü kurallarının
aktarıldığı en önemli kaynaktır.
İster kadın, ister erkek olsun bireylerin
toplumsal düzeni, gelenek ve görenekleri
öğrendikleri birinci el annedir.
Bu anlamda toplumun devamı için
anne önemli bir yere sahiptir. Bu anlamda
toplumun devamı için kadına
gerekli önem verilmelidir. Toplumsal
döngü mutlaka gerçekleştirmelidir.

Yoksa toplum ayakta duramaz. Döngünün aktarılması
kadar doğru şekilde aktarılması da önemlidir.
Döngünün oluşturulma süreci gençlerin gönlüne
bırakılmayacak kadar önemlidir. Bu iş elbette
gençlerin işidir ama tek karar verici gençler olmamalıdır.
Çünkü gençler yaşları gereği pek sağlıklı
karar veremezler. Duygusaldırlar ve pek gerçekleri
göremezler. Aileyi ayakta tutan sevgi ve saygının
yanında gerçeklerdir. Bireyler hayatın gerçekleri ile
karşılaştığında akıl ve sağduyudan yoksunsa o
zaman problem başlar. Günümüzde boşanmaların
artmasında bu durumun önemli bir etkisi vardır.
Bunun için anne ve baba inisiyatifi ele almalıdır.
Anne olarak seçilecek kadın iyice araştırılmalıdır.
Bu anlamda görücü usulü evlilik önemli bir işlev görebilir.
Görücü usulünde genel anlamda belirleyici
olan annedir. Anne, oğlu evlenme çağına geldiği
zaman araştırma yapmaya başlar. Çünkü anne
yeni kurulacak yuvaya uygun anne adayını kendi
kriterlerine göre seçer. Bunu yaparken akıl ve mantık
süzgecinden geçirdikten sonra karar verir.
Çünkü ortada bir döngü var ve bu döngünün bir
halkası olacak olan kadın, uzun ve titiz bir araştırkamadan
yüzünün akıyla çıkarsa yeni ve mutlu bir ailenin
temelini oluşturabilir.
Bu döngüyü doğru şekilde gerçekleştirmeyi
başaran Osmanlı İmparatorluğu 6 asrı aşkın bir
süre varlığını devam ettirmiştir. Bir döneme damgasını
vuran Osmanlı’nın yetiştirdiği kadın bu anlamda
görevini yerine getirmiştir. “Osmanlı kadını”
dediğimiz bu kadının tipik özelliklerine bir göz atalım.
Şefkat ve merhametin yanına otoriteyi oturtmuş
Osmanlı kadını, akıl ve sağduyu temsil
ederken duyguyu da içinde barındırır.Annelik sabır ister, özveri ister, emek ister bunu başarmakta sağlam
karakter ister. Bu anlamda Osmanlı kadını sabırlıdır,
özverilidir. Devletin ve milletin bekası için
her türlü fedakârlığa ve acıya katlanabilirler. Çanakkale’de
evladını kınalayıp vatana kurban olsun
diye gönderen anne ile Kurtuluş Savaşında top
mermisi ıslanmasın diye evladını feda eden Elif
Ananın fedakârlığı.
Bu fedakârlık devletin zirvesinde padişah
analarında da görülür. Osmanlıda anneler hep gizli
kahramanlardır. Padişah anaları yabancı kökenli
olmalarına rağmen aldıkları terbiye ile Osmanlı kadının tipinin özelliklerini yansıtırlar. Ta ki Hürrem
Sultan’a kadar. Saraydaki yozlaşma Hürrem Sultan’la
başlar. Hürrem Sultan’a kadar padişah anaları
saray içi entrika nedir bilmezken, Hürrem
Sultan’la birlikte entrikalar içinde etkin rol alamaya
başlarlar. Padişah anaları devletin ve milletin geleceğini
değil kendi evlatlarının geleceğini düşünmeye
başlayınca yani öncelik şahsa indirgenince
Osmanlıda tılsım bozulmuştur. Artık ağacın gövdesine
kurt girmiş ve kemirmeye başlamıştır. Osmanlı’da
duraklama döneminin Kanuni Sultan
Süleyman’ın ölümüyle başlaması tesadüf değildir
sanırım.
Günümüzde Osmanlı kadını dediğimiz kadınların
sayıları da bariz şekilde azalmıştır. Günümüzde
hala varlığını devam ettirenler ise
Anadolu’nun ücra köşelerinde kalmış batı ile temas
etmemiş kadınlarımızdır. Dünya yalana teslim
olmuş. Hak, adalet, özgürlük gibi kavramları savunanlar
eşi ve benzeri görülmeyen zalimlikleri sergilemektedirler.
Aynı yalan kadınlarımız içinde
tezgâhlanmıştır. Kadına hak, özgürlük yalanı adı
altında onu bir meta olarak gören zihniyetin art niyetini
hepimiz iyi bilmekteyiz. Batı ile temasa geçen
kadınımız vasfını kaybetmiştir. Cemil Meriç’in söylediği
gibi batı ile temas eden kendi kültürüne düşman
kesilmektedir.
Her kadın potansiyel bir anne adayıdır. Annelik
duygusunun yüceliği kadının şahsiyeti ile
doğru orantılıdır. Onun içindir ki küçüklüğünden itibaren
kızlarımız ona göre hazırlanmalıdır. Bunu da
yapacak kişi hiç şüphesiz annedir. İyi bir anne, iyi
bir annenin elinden çıkar. Bir zamanlar çocuk olan
anne, annesinden aldığı anne eğitimi ile annelik
yapacak olan kadın. Erkekler hayatın karmaşası ile
mücadele ederken kadına da çok önemli bir görev
yüklemiştir. Nesillerimizin devam etmesini sağlayacak
olan çocuklarımızı eğitme görevi. Yuvanın
derleyip toparlayıcısı annedir. İyi anne yuva içerisinde
denge unsurudur. Aile içi iletişimde annenin
fonksiyonu çok fazladır.
Bir Alman subayla sohbet etme fırsatı bulduğumda
evli olup olmadığını sordum. O da evli olduğunu
söylemişti. Peki, çocuk dediğimde : “Hoca
çocuk problem. Ben şimdi geziyorum, canımın istediği
her şeyi yapıyorum. Ama çocuk olduğunda
bunların hiçbirini yapamam.” İşte batının çocuğa ve
aileye bakış açısının özeti.
Bizde de durum hiç iç açısı değildir. Huzur
evlerindeki atış maalesef bunun bir göstergesidir.
Huzur evleri hem ismiyle hem de varlığı ile beni rahatsız
etmektedir. Evlatlarının yanında huzur bulamayan
anne ve babaların huzur bulmak için bu
yerlere gitmek zorunda kalmaları ne acı. Bu yerlere
“huzur evleri” denmesinin sebebi insanların
huzur buldukları yer olmasından olsa gerek. Buradan
da anlaşılan anne ve babalar evlatlarının yanında
huzur bulamıyorlar. Sonra anne ve
babaların bu yerlerde yaşamak zorunda kalması
evlat için olduğu kadar toplum içinde yüz karası bir
durumdur. Devletin bu yaştaki insanlar için yer açması
önemli ancak sadece açması sorumluluğunu
hafifletmez. Bireylerine anne ve babalarına sahip
çıkma bilinci aşılamalıdır. Bu elbette birinci derecede
evlatları ilgilendirir ama bu evlatların bu hale
nasıl geldiklerini de sorgulamak biz aydınlara düşmektedir.
Sonuçta evlatlarının yanında huzuru bozulan
anne ve babalar ortaya çıkmıştır. Anne ve
babalarına bakmayan çocukları suçlamak, sorgulamak
ve eleştirmek kolaydır. Onların bu hale gelmesinde
ne kadar suçumuzun olduğunu
sorgulamak ta bize düşer.
Evlatların anne ve babalarına karşı yükümlülüklerini
yerine getirmeyişinde onlar kadar bizimde
sorumluluğumuz vardır. Çünkü yıllarca modernleşme
adı altında yetiştirdiğimiz nesiller anne ve
babalarına bakma sorumluluğunu üstlenemez hale
geldiler. Bu sorumluluk onlara ağır gelmeye başladı.
Durum kontrolden çıktı mı? Hayır. Daha iş
işten geçmemiştir. Ama bu işe dur demezsek toplum
için tehlike çanları çalmaya başlayacak demektir.