Müslüman Muhabbet Ehlidir

e-Posta Yazdır PDF

Muhabbet bağına girdim bu gece,

Açılmış gülleri derdim bu gece,

Vuslatın çağına erdim bu gece;

Muhabbet doyulmaz bir pınarmış.

Ararım, ararım, ararım seni her yerde;

Sorarım ıssız gecelerde, sevgilim nerde?


Açıldı bahtımın gonca gülleri,

Gönül bağında öter bülbülleri,

Aşkıma sarayım hep gönülleri,

Muhabbet doyulmaz bir pınarmış.

Ararım, ararım, ararım seni her yerde;

Sorarım ıssız gecelerde, sevgilim nerde?


Bu güfteyi hepimiz dinlemişizdir. Türk sanat müziğinin eşsiz parçalarından bir tanesi olarak dinledik bu şarkıyı.  Dinleyen hemen herkes çok sevdi. Herkes kendine göre yorumladı, işine nasıl geliyorsa öyle kullandı. Hatta bir rakı firmasının reklamında bile kullanıldı. Ve bu durum hakikaten beni çok üzdü. Ne var ki bunda diyeceksiniz. Bu şarkı sözlerinin yazılışız hikâyesini bilenler niye üzüldüğümü bilirler, yeni duyanlar da hak vereceklerdir eminim. Bu güfte Saadet Kaynak tarafından yazılmıştır. Saadet Kaynak bir gün sabah namazını kılar, ardından gözü tutar ve bu esnada Peygamberimizi(sav) rüyasında görür. Uyandığında bu heyecan ile bu güfteyi yazar. Yani bu eser peygamberimize ithafen yazılmıştır.  Bunu çoğu kimse bilmez. Onun için bu eser öyle her yerde kullanılamaz. Hele içki reklamında hiç kullanılmaz. Niçin yazıldığını bilerek yerine göre kullanılmalıdır. 

Ama kapitalist ve vahşi dünya her şeyi kendi menfaati için tereddüt etmeden kullanılıyor. Her şeyi yapmacıklaştırıyor. Özü kaybettiriyor. Dünyevileştiriyor. Yani muhabbet dediğimiz şey içki masasına meze ediliyor. Her şey yapmacıklaştıkca ve dünyevileştikçe insan vahşileşiyor. Kalbi kararıyor, katılaşıyor. Kendinden başka bir şey düşünmüyor. Değer üretmek yerine değerleri tüketiyor. 

Tam bir tüketim çağındayız.  Gönüller harap, yıkılmış, yerinde baykuşlar ötüyor. Bir bakın etrafınıza her gün ne kötülükler yaşanıyor. İşte kötülüğün ete kemiğe büründüğü son olay.  Dokuz yaşındaki küçük Karslı Mert’in başına gelenler. O zavallı çocuğun hayallere bile sığmayacak şekilde hunharca katledilmesi. Vahşetin zirve noktası.  Bu toplum nereye gidiyor?  İşte içinde bulunduğumuz ruh halimiz. Herkes böyledir demiyorum ama bir toplum böyle, bir tek birey bile yetiştiriyorsa, o toplum için tehlike canları çalıyor demektir.  Eğer zamanında tedbir alınmazsa Allah muhafaza bu ve buna benzer olaylar çoğalacaktır demektir. Gerçi içinde bulunduğumuz İslam dünyasının hali, zaten pekte içler açısı değildir. Kan, gözyaşı, zulüm. Gözlerimizi kırpmadan birbirimizi boğazlıyoruz. Yüreklerimiz katı ve acımasız, sevgiden yoksun. Dünya gözlerimizi kör etmiş. Boğazımıza kadar kirin ve günahın içine batmışız.  

Bu bataklıktan akılla çıkılmaz. Allah’a (cc) şükür aklımız yerinde. En azından doğruyu ya da yanlışı az buçuk biliyoruz. Biz bu bataklıktan bir tek muhabbetle çıkabiliriz. Seyrani’nin dediği gibi:

“Muhabbet küpünün olsam şarabı

Yar beni doldurup içer mi bilmem

Mamur olmak için gönül harabı

Bir mimar eline geçer mi bilmem”

Biz de eksik olan şey ruh terbiyesi. Ruhun anahtarı kalp, kalbin anahtarı da muhabbettir. Müslüman muhabbet ehlidir. Muhabbet şarabıyla dolu küpe düşmeden kalplerimiz yumuşamaz. Eğer muhabbet ehli değilsek imanımızı sorgulamalıyız. Bunu ben değil, âlemlere rahmet olarak gönderilen iki cihan güneşi Peygamberimiz (sav) söylüyor: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!” (Müslim, îman 93-94. Ayrıca bk.Tirmizî, Et’ime 45, Kıyamet 56; İbni Mace, Mukaddime 9, Edeb)

Bu hakikati Yunus Emre’de kendi lisanı ile ne güzel dile getiriyor:

“Bir kez gönül yıktınısa

Bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil”

İnsanı insan yapan muhabbettir. Muhabbette samimiyet vardır. Muhabbette fedakârlık vardır. Muhabbet acıyı bal eyler. Muhabbette özlem vardır. Muhabbet ehli, meylettiği muhatabıyla vakit geçirme özlemi içinde yanar tutuşur. Hep onunla birlikte olmayı arzular. Ondan ayrı kalması kişiye zulümdür. Seven sevdiğini incitmez. Ondan incinmez. Fuzuli’nin dediği gibi:

“Ey Fuzûli yar eğer cevr etse ondan incinme 

Yar cevri aşıka her dem muhabbet tazeler”

Gerçek muhabbet ilahi muhabbettir. Allah’a(cc) muhabbet nasıl olacak. İnsanlar önce ve tek Allah’ı(cc) sevecekler. Allah u Teâlâ buyurdu ki: Benim için birbirini sevenlere, benim için bir araya gelip oturanlara, benim için birbirini ziyaret edenlere, benim için birbirine verenlere muhabbetim vaciptir. (Hadîs-i kudsî) Allah’ı seven peygamberini de sever. “De ki: Eğer Allah’a muhabbetiniz varsa hemen bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı affetmekle örtsün. Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.”(Âl-i İmrân Sûresi,3/31) Allah muhabbeti kalbe yerleştikten sonra başka muhabbete ne hacet.  Diğer muhabbetler ilahi muhabbetin sadece aksidir. Güzel değildir demiyorum. Güzeldir, ama gerçeğinin yanında bir hiç sayılır.

Yürek yanmalı, kabarmalı, taşmalı. Velhasıl erimeli, bütün katılığı gitmeli. Muhabbetle dolan yürek kimseyi yakmaz. Kimseyi incitmez, kırmaz, dökmez. Muhabbet ehli yürekten konuşur, dilden değil. Yapmacık değil, samimidir, içtendir. Zaten bu değil midir kalpleri yumuşatan? Ehli kalp olan konuşmasa da hissettirir. Kalplere bir yumuşaklık, bir sıcaklık verir. Siz onu hissedersiniz. O kişiye karşı içten içe bir sevgi beslersiniz. Böylece aramızda bir muhabbet hâsıl olur. Muhabbet hâsıl olduktan sonra bütün kötülükler kaybolur gider. Ve o zaman emin olun ki dünya içinde bulunduğumuz durumdan çok ama çok daha güzel olacaktır. Ama bu muhabbet, içki masasına meze edilen yalancı muhabbet olmayacak.