Müslüman Aklını Kiraya Vermez

e-Posta Yazdır PDF

Avcılar bir araya gelmişler av maceralarını anlatıyorlarmış. Birisi demiş ki : “Ben bir tavşan vurdum, mermi kulağından girip arka ayağından çıktı.” Diğer avcılar: “Hadi canım olur mu öyle şey.” demişler. İnanmıyorsanız avcı kralına gidelim. Gitmişler krala durumu anlatmışlar. Kral demiş: “Olur.” “Bakın bu tavşan sabah erkenden kalkar, genleşirken bu adam sıkar, kurşun kulağından girer, arka ayağından çıkar.”  Diğerleri: “Tamam.” Demişler. “Olur, mu olur.” Diğer bir avcı anlatmaya başlamış: “Ben bir ördek vurdum, ördek karnı pirinç dolu ve pişmiş olarak önüme düştü.”  Diğer avcılar: “Olur mu canım hadi sen de.” demişler. Adam demiş: “Krala gidelim.” Kral düşünmüş ve olur arkadaşlar demiş.  “Bu ördek Pekin’de pirinç yer,  Taklamakan Çölünü geçerken çöl sıcağı ile pişer, tam o esnada arkadaş vurur.” der.  Diğer avcılar: “Olur mu, olur.”  derler. Ayrılırlar. Diğer bir avcı başlar anlatmaya: “Ben bir balık tuttum, balık sudan pişmiş olarak çıktı”.  Diğer avcılar itiraz ederler. Yine krala giderler kral düşünür düşünür bir şey bulamaz. “Ulan oğlum der atılır da bu kadarı da fazla olmuş, her şey tamam da suda nasıl ateş yakarım onu bulamadım.” 

Biz insanoğlu neden böyleyiz? Aklımızın almadığı durumlarda olayları tevil etmesi için hep birilerinin açıklamalarına ihtiyaç duyarız. Ve her defasında olmayacak şeylere de olabilir diyerek te kendimizi kandırırız. Hâlbuki hadi canım sen de olur mu öyle şey diyebilmeliyiz. Aklımızı kullanmalıyız. Aklımızı kullanmadığımız zaman aklımıza yatmayan, fikrimize uymayan bir durum karşısında ne yapıyoruz: “Hocamızın kalp gözü açıktır, vardır bunda bir hikmet.” demeye başlıyoruz. Ben bu hocam söylemişse bir mantığı vardır lafından oldum olası hoşlanmamışımdır. O sanki hiç hata yapmazmış gibi.  Onun kalp gözü açıktır, böyle söylemişse vardır bildiği, hikmeti lafından nefret ediyorum. Aklın yok mu kardeşim. Aramayın hikmet, aslını astarını araştırın. Kuran’a sünnete müracaat edin uymuyorsa yoktur bir hikmeti. Mesele bu kadar basittir. Kendimizi zorlamaya gerek yok.

Niye kendimizi bu kadar zorluyoruz?  Kendimizi ve dinimizi bu kadar zorlamaya gerek yok. İslam akıl ve mantık dinidir. Zorlama yorumlara gerek yok. Hocada asıl olarak aranacak özellik dine tam anlamıyla bağlı olmasıdır. Hoca da hikmet ve keramet aranmaz. Asıl olan İslamiyet’i doğru yaşamaktır. Esas olan hoca değildir. Dinin kendisidir. Hocalarımız İslami ölçü içerisinde insanlara yardımcı olmalıdır. Yoksa kendi heva ve heveslerini sana yaşatmamalıdır. Hocam dediğiniz insana körü körüne bağlanmak Allah muhafaza insanı dinden bile çıkarabilir.  Kuran-ı Kerim başkalarının heva ve heveslerine uyanların nasıl mahvolup gittiklerini bizlere göstermiyor mu? Düşünüp ibret alalım diye.  

Aklımızı kullanmazsak, Kuran-ı Kerim’i okumazsak, mürit oluruz. Diyeceksiniz ki mürit olmak kötü bir şey mi? Kesinlikle hayır. Hatta bir öndere bağlanmak, ondan feyz almak, istikamet üzere daim olarak onun rehberliğinde yol almak güzeldir. Ama hoca gerçek hoca olacak. Aksi halde, hocam diye sarıldığımız kişi hakiki hoca değilse vay halimize. İşte o zaman Allah muhafaza ahiretimizi kaybetmemiz bile mümkün. Peki, gerçek hoca olduğunu nereden anlayacağız? Rehberimiz kim olacak? Tabi ki Kuran-ı Kerim ve sünnet. İşte insanın kriterleri bunlar olmalıdır. Dini kaynağından öğrenmeli, şeriat ve akait kurallarını iyi öğrenmeliyiz. Eğer insan bu noktalarda eksikse değil hoca, arkadaş bile olamaz. Unutmayalım, Peygamberimizin buyurduğu gibi: “Kişi, ilmi ve aklı sayesinde kurtulur.” [Deylemi]

Bu hayatta insanın en önemli iki serveti vardır. İman ve akıl.  Her şey gibi iman da Allah’ın bir lütfudur. Akıl imanı ayakta tutan, sabit kılan en önemli araçtır. Allah insanlara akıl vermiş ki düşünsünler diye. Kuran-ı Kerim’de Allah kullarına yönelik olarak akıl etmez misiniz diyerek uyarmıyor mu? 

“Kuran’da akıla, düşünmeye büyük önem verilmiştir. Kuran’da akıl bizzat fiil olarak (Yani çalıştırılan-kullanılmakta olan akıl ) 49 kere geçer. Bunun dışında düşünme ile ilgili de birçok ayet vardır. “De ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9), “Aklınızı kullanasınız diye ( Hadid, 17), aklınız ersin ve düşünesiniz diye ( Bakara 242), akıl sahipleri düşünürler (Rad, 19), çokları akıllarını kullanmazlar (Ankebut, 63), aklınızı kullanmaz mısınız ( Saffat, 138), Aklınızı hiç işletmiyor muydunuz? (Yasin, 62 ),” Örnekleri ancak bilgin olanlar aklederler.”(Ankebut, 43), “Allah akıllarını kullanmayanları pislik içinde bırakır.” (Yunus, 100), ” İyi bilin ki Allah katında canlıların en şerlisi aklını kullanmayan (gerçek) sağır ve dilsizlerdir.” (Enfal, 22) … vb.” (İslami Cevaplar sitesi)

Akletmek: tefekkür (düşünmek), teemmül (ummak/beklemek), teşe’ur (hissetmek/anlamak) kelimeleriyle de anlam yakınlığı olmakla beraber, insanın beş duyusu da dâhil olmak üzere bunların hepsini kapsamına alan bir ifadedir. Akletmek doğru bir hükme varmanın, gerçeğe uygun karar vermenin, doğru inanıp, doğru davranmanın adıdır.

Hadis-i şerifte, “Akıl, hak ile bâtılı birbirinden ayıran bir nurdur.” buyuruluyor. Şu halde hak ile bâtılı ayıramayana akıllı denmez. Dinimizi tam olarak öğrenmezsek, bize gösterilen her şeyi dinin kuralıymış gibi görürüz. Aslında tam olarak yaşadığımız sorun da bu değil midir? En büyük sorunumuz okumuyoruz. Dini kaynağından araştırmıyoruz. Kaynak Kuran ve sünnettir. Ama Allah’ın kitabına o kadar çok yabancıyız ki.  Mehmet Akif ne güzel demiş,  bir asır öncesinden:

“İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!

Yoksa, bir maksat aranmaz mı bu âyetlerde?

Lafzı muhkem yalınız, anlaşılan, Kur’an’ın:

Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz ma’nânın:

Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;

Yahud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin,

Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!”

Aradan bunca zaman geçti ama geldiğimiz nokta ortada. Beni en çok düşündüren okumuş dediğimiz insanların bu hataya daha fazla düşmeleri. Yani onlar akıllarını daha fazla kiraya veriyorlar. Onlardan beklenmeyecek saflıkta davranıyorlar. Oysa okumamış ama basireti güçlü olan, akıl sahipleri gerçekleri daha iyi kavrayabiliyorlar. Tek farkı onların akıllarını kiraya vermemeleri. Olayları düz mantıkla düşünüyorlar. Akıllarına ve mantıklarına uymuyorsa dikkate almıyorlar. Olaylarda ve konuşmalarda hikmet aramıyorlar. 

Yazımı psikolog Abraham Maslow’un inancın gücü hakkındaki yazısıyla bitirmek istiyorum. Bir hastanın kendisine karşı saygısı yoktur. Çünkü kendisinin bir ceset olduğuna inanmaktadır. Psikiyatrı çok sayıda seans boyunca onu bir ceset olmadığına ikna etmeye çalışmıştır. Sonunda bir gün psikiyatr hastasına cesetlerin kanının akıp akmadığını sorar. Hasta çok katı düşünceler içerisindedir.

“Cesetlerin kanı akmaz.” diye ısrar eder. “Onların bedensel işlevlerinin tümü sona ermiştir.” Psikiyatr daha sonra hastayı eline bir iğne batırıldığında kanadığını görmesi durumunda ikna olacağı bir deneye katılmaya razı eder. Kendinden yeterince emin olarak iğneyi hastanın derisine batırır ve kan akmaya başlar. Hasta şaşırmış bir bakışla şunu söyler: “Şey ben sözümü düzeltiyorum… Cesetlerin kanı akar.”

Arkadaşlar bugün bazı arkadaşlarımız ısrarla cesetlerin kanı akar diyorlar.  Kendilerini hocam dedikleri kişilerin insafına bırakmışlar. Akıllarını kiraya vermişler. Hiç sorgulamıyorlar. Olmayacak şeylere din adına inanmışlar. Ne olur açın gözünüzü. Cesetlerin kanı olmaz.