Hürrem Sultan’ın Suçu Ne?

e-Posta Yazdır PDF

Beyaz atıyla, beyazlar içinde süzüle süzüle babasının çadırına doğru ilerlerken askerlerin yoğun sevgi gösterilerinde bulunduğu Mustafa, kendi hazin sonuna doğru gidiyordu. O bütün uyarılara rağmen babasının çadırına gitmeye karar vermişti. Atından indi, yavaş adımlarla çadıra girdi. Babası çadırın içinde arkasını dönmüş halde onu bekliyordu. Tam o esnada cellatlar leş kargası gibi Mustafa’nın üzerine çullandılar. Can havliyle çırpınan Mustafa teslim olmak istemiyordu. Ama nafile çırpınış. Hazin son. Mustafa’nın cansız başı usulce yere düştü.
Bu anlattığım sahne Muhteşem Yüzyıl dizisinin 123. Bölümünde Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Mustafa’yı boğdurduğu sahnedir. Bu sahne oynanırken televizyon karşısındakiler şehzade Mustafa için gözyaşı dökerlerken Kanuni Sultan Süleyman’a karşı da derin bir nefret duygusuna kapılmışlardır. Eminim Kanuni’ye karşı akıl almaz hakaretler havada uçuşmuştur.

O sahneyi izlerken biz kendimizi onun yerine koyduk. Biz kendi evladımıza bunu yapar mıydık? Bırakın kendi öz evladımıza bunu yapmayı burunlarının kanamasına bile dayanamayız. Onlar için gerektiğinde canımızı bile veririz. Evlat bu, hiçbir şeye benzemez. Evet, gerçekten de öyledir evlat. Bu dünya hayatının en güzel şeyidir. Peygamberimiz (sav) bile oğlu İbrahim öldüğünde gözyaşı dökmüştür.  Biz hepimiz insanız da, merhametliyiz de Kanuni Sultan Süleyman mı zalim ve gaddar. Öldüğünde “elimi tabutumdan dışarı çıkarın görenler Kanunilerde ölürmüş desinler” diyecek kadar dünyanın faniliğini ve geçiciliğini bilen bir kişi sırf iktidar hırsı için öz oğlunu öldürsün olacak şey mi? Ben eminim ki orada en çok içi yanan kişi Kanuni Sultan Süleyman’ın ta kendisidir. Tabii ki filimdeki sahte Kanuni’den bahsetmiyorum. O film sahnesinde olduğu gibi nefretle “boğun” diye bağıran kişi değildir Kanuni Sultan Süleyman.

“Derler ki Süleyman Han Mustafa’nın cenazesini bizzat kendi kıldırmak için imam oldu. Amma ağlamaktan namazı kıldıramadı. Hünkâr o kadar ağlamış ki Rüstem Paşa yanına sokulup hünkârım kendinizi helak ettiniz, yeter artık deyince, ‘konuş Rüstem konuş, ne devlet senin ne evlat senin’ buyurmuş.”

Peki, ne oldu da böyle kötü bir kararı vermek zorunda kaldı kanuni Sultan Süleyman? Ama doğru, ama yanlış bilemeyiz, fitne kazanı kaynamaya başlamış ve şehzade Mustafa babasına asi gelmiştir. Artık, her an ümmeti Muhammet birbirine girebilir. Büyük bir kargaşa kapıda ve siz bir karar vermek zorundasınız. Bu şartlar altında siz bir de kendinizi Kanuni Sultan Süleyman’ın yerine koyun. Bir yanda canınızdan çok sevdiğiniz evladınız var, diğer yanda devletinizin ve milletinizin geleceği söz konusu. Ve siz bir seçim yapmak zorundasınız. Evlat mı, devlet mi? Ve siz içiniz kan ağlayarak devletinizi seçiyorsunuz evladınızdan vazgeçerek. Başka canlar yok olmasın diye kendi evladınızdan vazgeçiyorsunuz. Soruyorum size bu insanlar ağızların dolusu hakareti mi hak ediyorlar, yoksa bir hayır duayı mı? Onlara hakaret edenleri insafa davet ediyorum.

Şehzade Mustafa’nın boğdurulmasının sebeplerinden biri de Hürrem olarak gösterilir. Kanuni’ye gösterilen tepkinin aynısından Hürrem Sultan da nasibini almıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlunu boğdurduğu sahneden sonra sosyal medya üzerinden günümüzdeki Osmanoğulları ailesine hakareten “sizler Hürrem’in çocuklarısınız” diyerek saldırılmıştır.  Ben şahsen çok üzüldüm. Çünkü bu insanlar, bu hakaretleri hak etmiyorlar. Hele Hürrem Sultan. Zavallı kadın.  Tek sucu Kanuni’ye aşık olması ve onun eşi olması. Osmanlıyı karalamak, özellikle de Kanuni’yi karalamak isteyenler bunu direkt yapamıyor, Hürrem Sultan üzerinden yürütüyorlar kampanyalarını.  Koskoca Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultanın oyuncağı olacak. Olacak şey mi bu Allah aşkına.  Evet, birbirlerine çok âşıklar ama Kanuni Sultan Süleyman da bir kadının esiri olacak kadar basit insanda değil.

Hürrem Sultan imaj olarak hep kötü gösteriliyor. ve ben bunun kasıtlı olarak yapıldığını düşünüyorum. Hürrem Sultan hep saray entrikasının başı olarak gösterilir. Hep içinden pazarlıklı, saray entrikası çeviren, Kanuni Sultan Süleyman’ı avucunun içine almış kötü bir kadın imajı çizilmektedir. Bir haber sitesinde Hürrem Sultan için aynen şu ifade kullanılmıştır; Osmanlıyı birbirine kattı ama çocuklarının tahta geçtiklerini göremeden öldü.”

Pargalı İbrahim’in idamından, şehzade Mustafa’nın boğdurulmasına kadar birçok idamın planlayıcısı olarak gösterilir. Ben şahsen çok fazla etkisi olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Osmanlıda devletin bekası için daha öncelerden beridir böyle bir gelenek zaten mevcuttu. Evet, Osmanlı ailesinde erkek evlat olmak, Sultan olamazsan ölüm fermanı demektir. Bu kuralı Hürrem getirmedi ki onu suçlayalım. Gerçi bundan dolayı kimseyi suçlayamayız. Ortada devlet ve milletin geleceği söz konusu. Üstelik Hürrem Sultanın 3 tane öz oğlu vardı. Şehzade Selim, Şehzade Beyazıt ve Şehzade Cihangir. Kural gereği biri Sultan olacak ve diğer ikisini boğduracaktı. Şimdi soruyorum size, siz kendi öz evlatlarınız arasında tercih etmek zorunda kalsaydınız hangisini seçerdiniz? Nitekim Kanuni, Hürrem’den olma Beyazıt’ı da tıpkı Mustafa gibi boğdurmuştur. Gerçi Hürrem bunu görememiş daha önce Hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Üstelik işin ilginç yanı Hürrem Sultan denince hemen onun etnik yapısına vurgu yapılır. Ukraynalı papazın kızı Roxelana. Zavallı kadın bundan dolayı neredeyse suçlu ilan edilecek. Adeta Hürrem Sultan ajan gibi gösterilir. Bu durum ister istemez insanda Hürrem Sultan’ın ırkçılığa kurban edildiği hissi uyandırıyor. Evet, Hürrem Sultan Türk olmayabilir, ne önemi var. İnsan Müslüman olduktan sonra ırkının ne önemi var. İnancımız ve itikadımız ırkçılığı yasaklar. Irkçılığı cahilliğe âdeti olarak görür. Allah insanların şekline, şemailine bakmaz, kalbine bakar. Ölçü takvadır. Hürrem Sultan nasıl bir takvaya sahipti bilemeyiz. Kalbinin içine girmedik ama yaptıklarına ve arkasındaki eserlere bakılınca Hürrem Sultan dinine, diyanetine bağlı Müslüman bir kadındır.  Onun Müslümanlığı, dindarlığı hep görünmezlikten gelinmiştir. Müslüman özelliği hiç vurgulanmaz. Oysa o,  bu dine ve millete emeği geçmiş onurlu bir kadındır. Onu en güzel değerlendirecek olan arkasında bıraktığı eserleridir.

“Kanuni Sultan Süleyman’ın hanımı ve Sultan İkinci Selim Han’ın annesi olan Hürrem Sultan’ın burada sayılamayacak kadar hayır eseri vardır. Pek çok vakıf ve hayır eseri yaptırmıştır. Bunlardan bazıları şöyledir: Mimar Sinan’a İstanbul’da, câmi, medrese, darüşşifa, imaret, sıbyan mektebi ve sebilden meydana gelen meşhur Haseki Külliyesi’ni inşa ettirmiş ve bununla alakalı birçok vakıf kurdurmuştur. Yine Mimar Sinan’a Kariye ’de medrese inşa ettirdi. Sultanahmet Meydanı’nda yaptırdığı çifte hamam Mimar Sinan’ın eseri olup, Osmanlı mimarisindeki hamamların en gelişmiş olanıdır. Balat’ta tekke, Ankara’da bir câmi, Edirne’de bir câmi, imaret, kervansaray, çeşme, suyolu ve köprü yaptırdı. Birçok yerde çeşmeler, Cisr-i Mustafa Paşa’da kervansaray, câmi, imaret, Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere’de Mimar Sinan’a Haseki İmareti diye anılan birer imaret yaptırdı. Mekke Mükerreme’de ve Medîne-i Münevvere’de her sene dağıtılmak üzere 3 bin altın vakfetmiştir. Kudüs’te de bir imaret yaptırmıştır.”

Bazıları oturup televizyon dizileri ile onları yani Osmanlıyı karalamaya çalışsa da geçmişini hakkıyla bilmeyen, tarihi bugün ki mantıkla yorumlamayan ve hepsinden önemlisi de geçmişi ile kavgalı olan ve kasıtlı karalamalar yapanlara inat onlara sahip çıkacağız. Elimizden geldiğince onları sizlere yem etmeyeceğiz. Çünkü ne Kanuni Sultan Süleyman, ne de Hürrem Sultan bu milletin başını önüne eğecek bir şey yapmadılar hizmetten gayri. Onlar ne yaptılarsa dini ve devleti için yaptılar. Gerektiğinde öz evlatlarından vazgeçtiler ümmeti Muhammet birbirini kırmasın diye. Bu anlamda onlar hakareti değil, bir hayır duayı hak ediyorlar.