Kulluk Bilincinin İnsan Psikolojisine Etkisi

e-Posta Yazdır PDF

İnsanın maddi yönü gibi, birde psikolojik yönü vardır. Hatta psikolojik yönü maddi yönünden daha baskın gelmektedir. Bütün davranışlarımızın temelinde psikolojik alt yapı vardır. Davranışlarımıza şekil veren içinde bulunduğumuz ruh halimizdir. İnsanların fizyolojik ihtiyaçlarını gidermek kadar psikolojik ihtiyaçlarının da giderilmesi gerekir. Bu psikolojik ihtiyaçlarımızdan birisi de bir ilaha inanmaktır. Biz yaratılış icabı bir kuluz ve hep bir ilaha inanma ihtiyacı duyarız. Çünkü biz aciziz. Allah inancının ve Allah’a ibadet etmeninin insan psikolojisi üzerinde çok büyük etkiler vardır.

“Ancak dinin kişiliği etkileme düzeyi, kişinin dini benimseme ve onunla bütünleşme derecesine bağlıdır. Benimsenmeyen din ve inançlar zaten kişiliğe mal olmuş değildir. Bu sebeple de etkili olmaları söz konusu olmaz. Nitekim bazı araştırmalarda iç kaynaklı veya içselleştirilmiş bir dinin kişiyi kaygı, endişe ve suçluluktan kurtardığı, olgun insan sahiplerinin inançlarını günlük hayatlarıyla bütünleştirdiklerini, depresyon ve paranoyak gibi psikolojik rahatsızlıkları daha az yaşadıkları; buna karşı dış kaynaklı yani içselleştirilmemiş olan bir din ile psikolojik rahatsızlıklar arasında olumlu ilişki bulunduğu tespit edilmiştir.  Bu sonucu normal karşılamak gerekir. Çünkü dış kaynaklı, kurumsal veya içselleştirilmemiş dindarlık, bir bakıma kişinin o konuda, yeterli bilgi ve bilinçten yoksun olarak sosyal çevrenin etkisi veya baskısı altında yaşadığı bir dindarlıktır, daha doğrusu bu, bir dindarlık görüntüsüdür. Böyle olunca da bu tarz dindarlık , sağlıklı bir inanç ve değerler temelinden yoksun, Allport’un deyimiyle yaşanan değil, kullanılan dindarlık olmaktadır.” (Habil Şentürk, İslami Hayatın Psikolojik Temelleri, sayfa; 47)

Bugün İslam dünyasında huzur yoksa imanımızın derecesini sorgulamamız gerekir. Allah’a ne ölçüde teslim olduğumuzu sorgulamalıyız. Gerçekten İslamiyet’i yaşıyor muyuz, yoksa Allport’un dediği gibi kullanılan dindarlığı mı yaşıyoruz? Zannedersem ikincisi çok daha ağır basmaktadır.

İslam kelime anlamı olarak itaat etmek, boyun eğmek, teslim olmak anlamlarına gelir. Kâinatın yaratıcısına teslim olmak.  Allah’a teslim olmak demek, Allah’ın emir ve yasaklarına mutlaka uymak demektir.  Eğer Allah’a kul olma bilincine erersek nefsimizden kurtulur, özgür oluruz. Böylece insan, ruhunu esir alan zincirleri kırmış demektir.  Dünyanın geçici zevklerini tadıp ta mutlu olduğunu hayal eden zavallı ruhları içinde bulunduğu bataklıktan çıkaracak yegâne duygu Allah’a kul olma bilincidir. Kâinatın yaratıcısına teslim olursan huzura erer, selamet bulursun.  Allah’a sağlam bağlarla bağlanırsak hayatımız sil baştan değişecek, bütün hayatımız  maddi ve manevi anlamda yeniden dönüşecektir.  Yani Allah’a sağlam bağlarla bağlandıktan sonra tutum, davranış, duygu ve düşüncelerimiz yeniden bir sisteme girecektir.  Çünkü Allah inancı bütün hayatımızı kapsayan ve şekillendiren bir değerler sistemi üretmektedir. Artık bizim bu dünyada yeni bir misyonumuz var. Kul olmak. Âlemlerin Rabbine kul olmak.

Bizler kuluz, o halde kul olduğumuzun bilincine varmalıyız. Kendimizi kul konumuna oturttuktan sonra davranışlarımızı, duygu ve düşüncelerimizi ona göre şekillendirmeliyiz. Allah inancı ve ona bağlı olarak Allah’ın emir ve yasaklarına uymamız, sağlıklı bir birey olarak sürekli yükselmemiz demektir.  Eğer kul hakiki anlamda kul olma bilincine ererse Allah’ın dışındaki her şey anlamsız hale gelir. Yani tabiri caizse yok hükmündedir. Değersizdir. O zaman onların varlığı ya da yokluğu bize ne mutluluk verir ne de üzüntüye sebep olur. Bugünkü sıkıntılarımızın kaynağı dünyayı önemsememiz değil midir? Sıkıntılardan kurtulmamızın tek yolu dünya ve dünyaya ait şeyleri hayatımızdan kaldırıp atmaktır.

İnsanın Allah’a teslimiyeti arttığı ölçüde özgüveni de gelişecektir. İnsan Allah karşısında küçüldükçe, kişiliği gelişecek, iç huzuru artacak ve buna bağlı olarak ta mutluluğu artacaktır. Hayat Müslüman için daha anlamlı hale gelecektir.  Başıboş, anlamsız bir hayat insanı bunalıma sürükler. İnsan hayatının bir anlamı olmalıdır. Bizim hayatımızın bir anlamı olmalıdır. Eğer hayatımızın bir anlamı yoksa dünyayı bize verseler bile bizim için bir şey ifade etmez.  Hayatımızı bir süzgeçten geçirdiğimizde, dikkatli bir şekilde kendimizi gözlemlediğimizde hep bir şeylerin arayışı içerisinde olduğumuzu görürüz.  Bizler hayatımızı anlamlandırmanın çabası içeresindeyiz. Yaptığımız davranışların mantıklı bir anlamı yoksa huzursuzluk baş gösterecektir. İşte Allah inancı bu noktada devreye giriyor ve hayatımıza bir anlam yüklüyor.Allah inancı kişiye bir sorumluluk yükler. Sorumlu insan vicdan sahibidir. Vicdanı olabilmesi içinde insanın hür olması ve seçim yapabilmesi gerekir. Mümin sorumluluk sahibidir. Vicdan kişinin kendi iç muhasebesidir. İnsanın ilerlemesi ancak ve ancak kendisini muhasebeye çekmesi ile mümkündür. İnsan ancak o zaman ilerler ve kendini geliştirir. Allah inancı insanı kendi kendisi ile muhasebe etme ve eleştirme cesareti verir. Vicdanlı insan kendi içinde tutarlı insandır. Kendi içinde tutarlı insan şahsiyetli ve kişilik sahibidir demektir. Şahsiyetli insan çevresine güven verir.  İnsan ne istediğini bilirse, hayatı o doğrultu da yaşarsa, bütün enerjisini belirlediği bu hayata göre sürdürürse erdemin kapısına dayanmış demektir.

    Allah inancı insanı yalnızlık duygusundan kurtarır. İnsan bilir ki başı sıkıştığında, bunalıma girdiğinde, yalvaracağı, derdini anlatabileceği, bir yaratanı vardır. Gizli gizli dökülen gözyaşları ruhumuzu hafifletir. Çaresizlik duygusu kadar insanı mahveden bir duygu yoktur herhalde. Oysa Allah inancı bu çaresizliğinde ilacıdır. Allah kuluna umutsuzluğu yasaklamıştır. O Allah’tır ve her şeyin en iyisini bilendir. Hayır bildiğimiz de şer, şer bildiğimizde hayır olabileceğini kuluna bildirir. Halk ne güzel der: “Allah gümüş kapıyı kaparsa altın kapıyı açar.”

    Allah inancı insanları enaniyetten ve bencilikten kurtarır. Allah için sevmek, Allah için harcamak, velhasıl her şeyi Allah için yapmak, yaptıklarımızın mükâfatını yalnız Allah’tan beklemek, bütün sosyal ilişkilerimizin temelinin sevgi ve saygı üzerine kurulmasını sağlayacaktır. Karşı taraftan menfaat karşılığı beklemeden yapmak, yaptığımız iyiliğe karşılık görmediğimizde hayal kırklığına uğramamamıza vesile olacaktır. Menfaat karşılığı beklemeden yapmak insanlar arasındaki sevgiyi artıracak, kardeşlik duygusunu geliştirecektir. Düşünün herkesin kardeşlik duyguları ile birbirine bağlandıklarını. Burada hiç huzursuzluk olur mu?

    Allah inancı insanı hep olumlu yönde motive eder. Çünkü Allah hep güzel olan şeylerin olması için kuluna telkinde bulunur. Ve biz biliriz ki yüce Allah bir şeyi yasaklamışsa mutlaka onun kişi ya da toplum için kötü bir tarafı vardır. İnsanın kendini güvenebileceği, kendini ona emanet edebileceği, hep iyiliğini isteyen bir yaratanının olduğunu bilmesinin verdiği hassın zannediyorum tarifi yoktur.

Allah’a inanmanın sayısız faydalarından sadece bazılarını sayabildik. Ve şunu söyleyebilirim ki inanmak dünyanın en güzel duygusu. Eğer insan inanmıyorsa ya da halis bir imana sahip değilse o insana sadece acırım. Çünkü o kişinin hem bu dünyası zehir, hem de ahireti berbattır. Allah’ım sana şükürler olsun ki Müslümanım. Bu dünyanın bütün malına, mülküne, servetine zerresini bile değiştirmeyeceğimiz ne büyük bir saadet. Duygularımı anlatmaya ne kelimeler yeter, ne de bu dil bunu hakkıyla anlatabilir. Bu hayattaki tek korkum, bir gün bu güzel duyguları yitirmek. Allah’ım ne olur hayatımın sonuna kadar beni bu duygular ile kaim eyle, sana hakkıyla kul olan kullarından eyle. Amin.