Sabır Limanına Sığınmak

e-Posta Yazdır PDF

Allah(cc)’ım ne olacak diyorum. Başımı yastığa koyuyorum. İslam’ın nasıl kuşattıklarına görüyorum. Kan, gözyaşı, nefret, iftira ahlaksızlık saymaya dilimin varmadığı kötülükler. Bizi birbirimize kırdırıyorlar. Allah(cc), din, Peygamber(sav) diyenler bizi arkamızdan vuruyorlar. Dost bildiklerimizden yediğimiz tokadın acısı daha fazla oluyor. İşimiz zor, dayanmak güç. Ama zaten Müslümanlık zora talip olmak değil midir? Ey mümin sen zaten Müslümanlığı seçmekle sıkıntıya, belaya da talipsindir.

 Dünya var olduğundan bu yana hak ile batıl hep mücadele halinde olmadı mı? Hak taraftarı hep sıkıntı, eza, cefa çekmedi mi? Bugünde aynı şeyler oluyor. Müslümanlar kanlarıyla, canlarıyla, mallarıyla mücadele halinde değil mi? Evet. Olacak. Zalimler akla hayale gelmeyecek yöntemlerle saldıracak. Bazen alenen yaparlarken, bazen gizli oyunlarla yapacak. Bazen kendileri yaparken bazen de Müslümanları kullanacaklar. Hele eza, cefa Müslümanım diyenlerden gelirse, Allah(cc)’ım kalp gözlerini aç, basiretlerini aç diye yalvaracağız. Üzüleceğiz, hayal kırıklığına uğrayacağız. İşte bu zamanda yapacağımız en güzel şey sabır limanına sığınmaktır. Sabır, sabır ya sabır diyeceğiz. Allah (cc)’a sığınacak yalvarıp, yakaracağız. Ama asla yılma, usanma, bıkma yok. Asla hiddete, kine, nefrete kapılmayacağız. Ve bu gün, “Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz olma” günüdür.

Bu çemberi yarması gereken insanımıza bakıyorum. Her gün kavga halindeyiz. Tartışmayı seviyoruz, çoğumuz hep kuru iddia peşinde koşuyoruz. Hiç altta kalmıyor, hep üste çıkmaya çalışıyoruz. Yanlışı asla kabul etmiyor, hep haklı olduğumuzu düşünüyoruz. Ahlaksızlık diz boyu, sığ dünyada yaşıyoruz. Günümüze bakıyorsun aşk yok, sevgi yok, muhabbet yok, merhamet yok. Hırs, şehvet kol geziyor. İftiralar, karalamalar, belden aşağıya vurmalar kırıla gidiyor. 

Bütün bu kargaşanın temelinde yatan en önemli sebep sabırsızlıktır. Devir sabır devridir. Her devir sabır devri ama günümüzde buna daha çok ihtiyacımız var. Sakin ve sukut halinde olmalıyız. Belalara, saldırılara uğradığımızda sığınacağımız tek liman sabır limanıdır.

Cenabı Allah(cc) Kur’an ı Kerim’de Müslümanlara defalarca sabırlı olmayı tavsiye ve emir etmiştir.

2:153 - Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah(cc), sabredenlerle beraberdir.

3:120 - Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah(cc)’tan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah(cc) onları kendi amelleriyle kuşatmıştır. 

3:125 - Evet, sabreder ve (Allah(cc)’tan) korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı beş bin melekle yardım eder.

3:200 - Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah(cc)’tan gereğince korkun ki, kurtuluşa eresiniz.

8:46 - Ayrıca Allah(cc)’a ve Resulü ‘ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah(cc) sabredenlerle beraberdir.

16-127 - (Ey Peygamber(sav)!) Sabret! Sabrın da ancak Allah(cc)’ın yardımı iledir. Onlardan dolayı üzülme! Kurdukları tuzaklardan telaş edip sıkıntıya düşme! 

30:60 - Şimdi sen sabret. Çünkü Allah(cc)’ın vaadi mutlaka haktır. Sakın imanı sağlam olmayanlar seni hafifliğe sevk etmesinler.

Peygamber(sav)imiz de “sabır imamın yarısıdır.” diyor O’nun izinden giden evliyalar erenler, Allah(cc) dostları sabır, sabır, sabır diyor. Oysa bir kendimize bakalım ne yapıyoruz. Tam tersi değil mi? Çabuk hiddetleniyor, çabuk kızıyor, acele ediyoruz. Sabır öfkeyi yenmenin anahtarıdır. Hoşgörünün kapısıdır. Oysa sabır belaya ilk uğradığımızda gösterdiğimiz sukut halidir. Sabır belaya ilk uğradığımızda belaya katlanabilmektir. Zaten o ilk anda sabredebilirsek sonunda pişman olabileceğimiz bir şey yapmamış oluruz. Çok değil birkaç dakikada rahatlar ve öfkemiz geçer. Onun içindir ki ne güzel demiş iki cihan güneşi Efendimiz(sav);  “Öfkelendiğinizde abdest alın.” diye. 

Devir zor devir. Tıpkı Mevlana’nın devrinde olduğu gibi. O zamanlar da zor zamanlardı. Moğol istilası ile kavrulan Anadolu’da kan, gözyaşı, kargaşa, kin, nefret ve umutsuzluk hâkimdi. Mevlana ne yaptı? Sabırla, sükûnetle aşk dedi, sevgi dedi, muhabbet dedi. Diğer insanlara uymadı. Doğru bildiğini yaptı tıpkı rehberi Peygamber(sav)imiz gibi. İnsanları sevdi sabırla. Kendisine karşı yapılan her şeyi sabırla karşıladı ve hoşgörülü oldu. 

Mevlana bir gün gezerken kavga eden iki kişi gördü. Biri diğerine şöyle diyordu: “Bana söversen bende sana iki katı söverim.” Bu duyan Mevlana: “Kardeş bana söv, Vallahi sen bana sövsen bile ben sana hiçbir şey demem.” Her ikisi de söylediklerine pişman oldular ve yaptıklarından utandılar. “Ne güzel demiş, Mevlana; “Sabır önce zehirdir, huy edersen bal olur.” Düşünsenize kaç kişi kendisine küfür edildiğinde hoş görü ile karşılayabilir. Gülüp geçebilir. Hemen nefsimiz kabarır ve başlarız aynısı ile mukabele etmeye. Hepimiz o iki kişinin yaptığını yapardık. Kaç kişi Mevlana olmaya talip. “Damla değil, deniz olmaya talip olmalıyız.” İşin doğrusu bu değil midir?  Diğer insanlara uymayıp doğru bildiğimiz,  inandığımız şeylere devam etmek. Ne güzel demiş Yunus Emre: 

“Dövene elsiz gerek 

Sövene dilsiz gerek 

Sen derviş olamazsın. 

Derviş gönülsüz gerek”

Yanıyor yüreğim. Arıyorum o kandilleri, o yanan ruhları. Aşk denince aklımıza cinsellik geliyor. Allah(cc)’ım ilahi sevgi nerede, ruhlar yanmıyor aşk ile. Yananlar var ama onlarda hırsla, kinle, nefretle. Kızgın ve öfkeliyiz. Kendi öfkemizde boğuluyoruz. Sonra da nedamet ve pişmanlık. Sevgili okur, Mevlana’nın devri için yaptığı teşhise bir bakın, günümüze ne kadar uyuyor:  “Meydan geniş amma ortalarda er yok. Bir öyle zaman ki bildiğin haller yok. Herkes görünüşte sanki bir evliya. İslam olarak ruhta ateş yok, fer yok.” Ne zaman ruhlarda ateş yakarsak kurtulduğumuz gün o gündür.