ŞEYH EDEBALİ’NİN NASİHATİNE YENİDEN KULAK VERELİM

e-Posta Yazdır PDF

Hey gidi Osmanlı. Büyük devlet. Asırlar boyunca adaletle cihanı yönetmiş büyük medeniyet. Mutluluğun ve huzurun diyarı, teminatı olmuş ulu çınar. Sen gittin yerinde yeller esiyor şimdi. Bıraktığın yerler kanın, gözyaşın, acının diyarı oldu. Akif’in dediği gibi bülbüllerin feryadı figan ettiği diyarlar oldular. Seni ve adaletini arıyoruz. Buraların eskisi gibi olması için seni yeni nesillere tanıtmak gerekiyor. Senin bu diyarları huzur ve mutluluk kaynağı yapan özelliklerini nesilden nesile aktarmak geleceğimiz için çok önemlidir.

Bu medeniyetin en önemli özelliği temellerinin sağlam olmasıdır. Bu medeniyetin temelini Şeyh Edebali atmıştır. Harcını o, sevgi ve saygı ile yoğurmuştur.  Osmanlının temelinde sevgi, saygı ve yaşatma vardır. Şeyh Edebali’nin damadı Osman Gazi’ye nasihati asırları aşarak günümüze kadar gelir ve âdete kulaklarımızda çınlar. Onun damadı Osman Bey’e nasihati abidevi bir eser gibi durur Osmanlı’nın temellerinde. Kimdir bu Allah dostu bilge kişi?


Şeyh Edebali 1206 yılında Karaman civarında doğmuştur. Memleketinde ilim tahsil ettikten sonra Şam taraflarına kadar gider. Burada ilim ve irfanını artırır. Tasavvufa yöneldi. Memleketine tekrar döndü. Buralarda irşat görevlerinde bulundu. O aynı zamanda ahilik teşkilatının başında bulunan kişidir. O devrinde çevresinde dünya ve ahiret işlerinin tanışıldığı bir bilge kişidir de. Osman Bey’de onu sık sık ziyarete giderdi. Onun fikirlerine müracaat ederdi. Hepimizin bildiği o meşhur rüyada bu ziyaret sırasında gerçekleşmiştir. Şeyh Edebali 1326 yılında 125 yaşında iken Bilecik’te vefat etmiştir. 


Vefat ettiğinde arkasında ulu bir çınarın temelleri kalmıştı. O temel onun engin düşünceleri üzerinde yükselecekti. Osman Gazi kayınbabasından aldığı o öğütleri aklından hiç çıkarmayacak, kulağına küpe yapacaktır. Bizimde kulağımıza küpe olması dileği ile o nasihatleri gelecek nesillere aktarmak boynumuzun borcu olmalıdır. İşte o nasihat:


"- Ey Oğul!

Beysin, bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül alma sana... Suçlamak bize; katlanmak sana... Acizlik yanılgı bize; hoş görmek sana... Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana... Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana..."


"- Ey Oğul!

Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..."


"- Ey Oğul!

Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı.. Allah (cc) yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hakk yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtür meyecek akıl ve kalp versin."


"Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va'd edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz."


"Sabır çok önemlidir. Bir bey sabret mesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir."


"Milletin kendi irfanı içinde yasasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır."


"En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir."

"Ülke, idare edenin, oğullan ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlık arında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştürdüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar, yaşatamadılar."


"İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkamaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar, laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir..."

"Akacak kan boş yere akmamalı. Ona yol ve yön lazım. Zira kan, toprak sulamak için akmaz. Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur."


"Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli."

"Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz."


"Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü zaman yok, süre az..."


Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekin zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da... Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin."


"Sevgi da'vanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez."


"Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Osman, geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın..."


Nereden geldiğini unutmayan Osman Gazi, şeyh Edebali’nin öğütleri ile beyliğini yönetmiş ve kendisinden sonra gelen çocuklarına da şu nasihatte bulunmuştur:

“Allah Teâlâ’nın emirlerine muhalif bir iş işlemeyesin! Bilmediğini, dinimizin ulemasından sorup anlıyasın! İyice bilmeyince bir işe başlamayasın! Sana itaat edenleri hoş tutasın! Askerine inamı, ihsanı eksik etmeyesin ki, insan ihsanın kulcağızıdır. Zalim olma! Âlemi adâletle şenlendir ve Allah için cihadı terk etmeyerek beni şad et! Ulemaya riayet eyle ki, Şeriat işleri nizam bulsun! Nerede bir ilim ehli duyarsan, ona rağbet, ikbâl ve hilm göster! Askerine ve malına gurur getirip, dinimizin âlimlerinden uzaklaşma! Bizim mesleğimiz Allah yoludur ve maksadımız Allah’ın dinini yaymaktır. Yoksa kuru kavga ve cihangirlik davası değildir. Sana da bunlar yaraşır. Daima herkese ihsanda bulun! Memleket işlerini noksansız gör! Hepinizi Allahü teâlâya emanet ediyorum.”


İşte Osmanlı bu temeller üzerinde yükselmiş ve asırlar boyunca da bu değerlerden vazgeç memiştir. Birde kendimize ve çevremize bakalım. Hiçte içler açısı değil. Niye? Bugün bu bilgelikten yoksunuz. Her şeyi tıpkı batılılar gibi aklın emrine verdik. Kalp yok, ruh yok. Kan ve gözyaşı üzerine kurulmuş yeni bir medeniyetin üzerinde oturuyoruz. Kardeşlik, sevgi, saygı, hoşgörü yok. İnsanı yaşatmak değil, yok etmek üzerine hayatımızı kurguluyoruz.


Herkesi kendimize düşman ilan ettik. Etrafımıza aşılmaz duvarlar ördük. Adeta dünyadan kendimizi soyutladık. Bu projenin bizi getirdiği nokta şu cümlede özetlenmektedir: “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.” Yalan hem de kocaman bir yalan. Evet, batı dünyası özellikle Avrupa bizi sevmez. Asırlar boyunca mücadele ettiğimiz bir medeniyetin bizi sevmesini de zaten beklemiyoruz.  Ama öte yandan İslam dünyası ile düşman olduğumuz yalan. Müslüman Müslümanı sever. Bunu Allah emrettiği için yapar. Bırakın düşman olmayı üstelik. Hem bu düşünce Türk milletine yapılacak en büyük hakarettir. Biz başkaları ile dost olamayacak kadar kötü bir millet miyiz?


Bugün yaşadığımız sorunların temelinde batılı anlamda bir ulus oluşturma projesi yatmaktadır. Kendimize olmayacak bir dünya çiziyor ve onun üzerine bir toplum ikame etmeye çalışıyoruz. İnsanları biçimlere sokup olmadıkları şeylere oldurmaya çalışıyoruz. Bir ulus oluşturmak adına içinde bulunduğumuz medeniyetin temel değerlerine saldırıyor ve onu tahrif etmeye çalışıyoruz. Kurtuluşumuz terk etmeye çalıştığımız o değerlere tekrar sarılmaktan geçiyor. Tıpkı Şeyh Edebali’nin söylediği gibi: "Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Osman, geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.”