BATI’NIN EŞİĞİNDEKİ ŞAŞKIN TÜRK AYDINI

e-Posta Yazdır PDF

Hep bir hayalin peşinde koştum. Her yastığa başımı koyduğumda o güzel günlerin geldiğini hayal ettim. Müslüman dünyasının o yenilmişliğini yendiğini hayal ettim. O kendine güvenen kadim İslam medeniyetinin dünya üzerinde yeniden yükseldiğini görmenin hazzını ruhumda, bedenimde hissetmek istiyorum. Dünyanın herkes için insan gibi yaşanacağı güzel bir yer olmasını, tıpkı o eski günlerdeki gibi, canı gönülden istiyorum. Hayal ediyorum çünkü dünya şuanda bu hayale muhtaç. Ve biz Müslümanların bu hayalin peşinde koşması lazım. Hayal derken gerçekleşmeyecek bir şeyden bahsetmiyorum. Biz daha önce bu hayali gerçekleştirdik dostlar.

Her Müslüman gibi içinde bulunduğumuz durum içimi acıtıyor. Özellikle 11 Eylül saldırısından sonra sistematik şekilde artan Müslüman dünyasına yönelik fiili ve psikolojik saldırı ve bizim bu saldırılar karşısında takındığımız pasif tutum içinde bulunduğumuz acizliği göstermektedir. Müslüman dünyası tam bir akıl tutulması yaşamaktadır.  Müslümanlara psikolojik ve fiziksel şiddet uygulanıyor. Irak’ın işgali milyonlarca Müslümanın öldürülmesi, Afganistan işgali. Mısır’da Müslümanlara karşı takınılan acımasız tutum bütün dünyanın gözü önünde cereyan etti. Hele Suriye’deki manzara. Söylenecek söz bulamıyorum. Tam bir vahşet.


O vahşetlerden daha çok ne içimi acıtıyor biliyor musunuz dostlar? Müslüman dünyasının vurdumduymazlığıdır. Üzerimize ölü toprağı serpilmiş gibiyiz. İçimi acıtıyor dostlar içimi acıtıyor. Suriye gündemini görüşmek üzere ABD ve Rus dışişleri bakanlarının Cenevre’de bir araya gelmeleri. Oturuyor iki devlet biz anlaştık diyor. Kanıma dokunuyor. Müslüman kanı üzerinden siyasi çıkarlar peşinde koşmalarından. Onlara kızıyorum ama daha çok kendime kızıyorum. Bir Müslüman ülkenin durumunu görüşmek Batılı devletlere mi düşer? Biz zavallı Müslümanlarda ağzımızı açmışız onlardan gelecek cevaba odaklanmışız. Niye? Olaylara müdahale edecek gücümüz ve psikolojimiz yok. Yani tam bir acizlik içeresindeyiz. Bu durum bile biz Müslümanlar için başlı başına bir züldür. 

Müslümanlar ilk önce bu zülden kurtulmanın yollarını aramalıdır. Bu işin en önemli ayağı psikolojik olmasıdır. Şuan dünyada tam bir psikolojik savaş veriliyor. Müslüman dünyasına iflah olunmaz gözüyle bakılıyor. Terörist, cahil, acımasız gibi olumsuz sıfatlarla itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Başarıyorlar mı? Kısmen evet. Kendimize olan güvenimiz kayboldu. Şimdi tam bir güven bunalımı yaşıyoruz. Aslına bakılacak olursa içinde bulunduğumuz durum tükenmişliğin ta kendisi.  Şimdi en kritik eşikteyiz.  Artık çözüm üretilmesi gereken noktadayız. Önce halkın moral seviyesini yükseltmeli ve halkın kendine olan güveninin sağlatılması gerekiyor.


Bunu yapacak olanda aydınlarımızdır. Ama aslına bakılacak olursa aydınımızın durumu da hiç te içler açıcı değil. Aydınımız yorgun, bitkin, kararsız, şaşkın ve en önemlisi de hayal kırıklığı içinde. Aydınımız yorgun çünkü 200 yıldır boş bir hayalin peşinde koştu durdu. Batılı olmak sevdası peşinde kendini harap etti. Hep Batıya dair güzel hayaller kurdu. Batılı olunduğunda her şeyin çok güzel olacağını düşündü. Öyle güzel şeyler söylediler ki halkımızın aklını başından aldılar. Biz de onlara inandık, durmadan çalıştık hem de kendimizi ve geçmişimizi bile unutmayı göze alarak. Geçmişimiz bizim ayak bağımız olduğuna inandık. Ama ne oldu. Son yaşanan olaylarda özellikle Müslüman dünyasındaki siyasi ve sosyal olaylarda Batının aldığı tutum, tabiri caizse çifte standarttı, üstelik süslü laflarla dünyaya yaydıkları kendi değerlerini bile hiçe sayarak çiğnemesi, bizim aydınımızda şaşkınlık ve hayal kırıklığı yarattı. Aydınımız kendini aldatılmış hissediyor. 


Türk aydını Batının eşiğinde başını önüne eğmiş şaşkın şaşkın oturmakta. Oturmakta diyorum zannımca Batıya karşı ilerlemesini durdurmuş durumda. Derin bir muhakeme içinde. İleriye bakmakta hayalini kurduğu Batı büyük bir hayal kırıklığı ile karşısında durmakta, arkasına bakıyor 200 yıldır terk etmeye çalıştığı öz doğu medeniyeti. İşte şimdi Türk aydını karar verme aşamasında. Bana kalırsa kararını verdi ama biraz cesarete ihtiyacı var. Yönünü öz medeniyete döndü.  Sadece o geçmişe dönük uzun yolculuğa çıkmak için dinleniyor, güç topluyor. Evet, Türk aydını geçmişe dönecek, kendini tekrar kuracak, donatacak. Kendini aldatan sahte dünyanın karşısına dikilecek. Ama asla intikam almak için değil. Bütün dünyaya saadet getirmek için. O hayalini kurduğumuz güzel dünyayı yeniden oluşturmak için.


Ben gerçekten gurur duyuyorum kendi medeniyetimle. Bir bakın Allah aşkına medeniyetimize. Yüzümüzü kızartacak en ufak bir leke bulabilir misiniz? Yok, yok, yok. Ne kızarması, üstelik göğsümü gere gere gezebileceğim, gurur duyabileceğim muhteşem bir medeniyetin temelleri üzerine oturuyorum. Benim medeniyetim sevgi, saygı, hoşgörü ve yaşatma üzerine kurulu bir medeniyettir. Benim medeniyetim ne der; “insanı yaşat ki devlet yaşasın”. Benim medeniyetim ne der; “yaratılanı severiz yaratandan ötürü”, insan ayrımı yapmayız. Benim medeniyetim saraylarda mermer olmayı değil, toprak olmayı seçti. Toprak oldu bağrında güller yetiştirdi.


Medeniyetime ait güzellikleri saymaya başlasam inanın ciltler dolusu kitaplar çıkar ortaya. Peki, içinde bulunduğumuz durum neden hiçte iç açıcı değil? Evet, acı ama gerçek ahlaki ve maddi olarak iyi değiliz. Ama bunun sorumlusu benim medeniyetim değil, sahte gülücükler dünyası olan Batınındır. Biz ne zaman Batılı olmaya çalıştık işte o zaman bu hale geldik. Çözüm diye sarıldığımız reçete zehrimiz oldu. Bu zehir bizi yavaş yavaş yok ediyor. Yapmamız gereken bu reçeteden vazgeçmektir. Bu şekerli zehir vücudumuzda çok tahribat yaptı. Ama çok şükür daha ayaktayız. Zararın neresinden dönersek kardır. Yapmamız gereken ilk şey halkımıza Batının üstün olmadığını, bundan daha da önemlisi içinde bulunduğumuz medeniyetin kötü olmadığını öğretmektir. Halkımızı eziklik psikolojisinden sıyırmalıyız. Kendine ve medeniyetine olan güvenini tekrar kazandırmalıyız. Kendine güvenmeyen insan ve o insanın oluşturduğu medeniyet ilerleme gösteremez.