BATININ KORKUSU; İSLAM MEDENİYETİNİN YÜKSELİŞİ

e-Posta Yazdır PDF

İslam tek yürek olmalıdır. Birlikte hareket etmelidir. Ortak bir aidiyet duygusu geliştirmelidir. Benim kastettiğim siyasi birliktelik değil. Ben ortak bir medeniyet kurmaktan bahsediyorum. Siyasi birliktelik kesin çözüm değildir. Aslına bakılacak olursa siyasi birliktelik kısmen sağlandı. İslam İşbirliği Teşkilatı bu anlamda siyasi bir birlikteliği gösterir ama işlevsel değildir. 55 tane Müslüman ülkenin birlikteliği ile kurulmuş bir örgüttür ama siyasi, sosyal, ekonomik hiçbir soruna cevap verecek nitelikte değildir. Sebebi de halkların bu birliktelikte tam olarak katılımcı olmamasıdır. İslam coğrafyasında halklar umursamaz bir tavır sergiliyorlar. Yapılması gereken halkların bilinç seviyelerini yükseltilmesidir.


Siyasi birliktelik bir medeniyette oluşan en son değerlerdir. Bir medeniyette önce kültürel birliktelik sağlanacak sonra ekonomik birliktelik sağlanacak ve nihayetinde siyasi birliktelik kendiliğinden gelir. Gelişmiş entelektüel birikimi olan bir toplumda siyasiler halkın taleplerine karşı koyamazlar. Bu birlikteliği halk isteyecek. O zaman bizim yapmamız gereken şey halklar arası diyaloğu artırmak ve halkı bu yönde psikolojik olarak hazırlamaktır. En önemli şey halkların iradesidir.  Ben halkların böyle birlikteliğe hazır olduklarına inanıyorum. Her şeyden önce mensubu bulunduğumuz din siz kardeşsiniz diyor. Bir vücudun organları gibisiniz diyor. Bu dinin maneviyatını teneffüs etmiş her birey bir araya gelmekte tereddüt etmez. Bugünkü görüntü bizi aldatmasın. Bu insanlara da hak vermek lazım son 200 yıldır yaşadıkları onlarda derin bir yorgunluğa sebep oldu. Usanmışlık ve boş vermişlik duygusu geliştirdiler. Yapılması gereken onları harekete geçirerek üzerlerindeki ölü toprağını attırmaktır.


Bence batının bizi nasıl yorumladığı ya da hangi bakış acısıyla baktığı önemli değil. Önemli olan bizim kendimize nasıl baktığımızdır. Bence en önemli sorun bu? İslam dünyası kabullenilmiş çaresizliği yaşıyor. Kendimize batının bize baktığı pencereden bakıyoruz. Kendimizi değerlendirirken bile onların gözüyle değerlendiriyoruz. Onlar acısından bakınca bizler yani İslam dünyası umutsuz vakadadır. Yani yoktur ve hiçbir değer üretmez. Dünyaya verecekleri hiçbir şeyleri yoktur. Yani onların gözünde biz yokuz. Bu yok oluş sadece şimdi ile sınırlı değildir. Geçmişte de yoktunuz, şimdide de yoksunuz dolaysıyla gelecekte de olmayacaksınız. 


Aslında batı böyle söylüyor ve yokmuşuz gibi davranıyorsa da buna kendileri de inanmıyordur. Bu psikolojik bir savaştır. Batı bize kendimize olan güvenimizi kaybettirdi.  Bizim yapmamız gereken en önemli şey kendimize olan güvenimizi sağlamaktır. Geçmişimize ve kökümüze bir bakacağız. Evet, bugün kısır bir dönemi yaşıyoruz. Ama geçmişte asırlar boyunca siyasi, sosyal, ekonomik ve ilmi anlamda yani maddi ve manevi çok şeyler kazandırmış bir medeniyetin temelleri üzerinde oturuyoruz. Her şeyden önce bu temele sahip çıkacağız. Bunu yapacak olanlarda aydınlardır. Medeniyet meselesi aydın meselesidir. Bugünün aydını o temeli iyi araştıracak, analiz edecek ama asla içine kapanmayacak.


Aslında tarihi anlamda evrensel bir medeniyet kuran yine İslam medeniyeti olmuştur. Osmanlı örneği. Osmanlı gücünü İslam’dan alarak genişlemiş ve genişlediği her coğrafyayı içselleştirerek ama batının yaptığı gibi asla dışlamayarak ortak bir evrensel medeniyet kurmuştur. Bu medeniyetin içinde değişik milletler, ırklar, dinler ve kültürler yaşama şansı bulmuştur. Üstelik Osmanlı hepsinden bir şeyler almasını da bilmiştir. Bunu ancak kendisine, dinine, kültürüne güvenen bir zihniyet başarabilir.


Bizim dışımızdaki medeniyetleri yok sayarak ve aşağılayarak yeni bir medeniyet kurulmaz. Bugün Avrupa’nın içine düştüğü temel sorunda bu. Kendi medeniyetleri dışında medeniyet tanımamak. O zaman ürettiğiniz değerle ters düşer kendi içinizde bölünürsünüz. Tıpkı bugün olduğu gibi. Demokrasi, özgürlük gibi kavramları yüceltirken İslam dünyasındaki demokrasi mücadelesindeki en son Mısır’da yaşanan askeri darbeye darbe diyememenin ezikliğini, kendi insanına bile açıklayamazsınız) duruşunuz sizi çelişkiye düşürür ve dünyadaki meşrutiyetiniz sorgulanır hale gelir. O zaman siz evrensel bir medeniyet kuramadığınızı, savunduğunuz kavramların içinin boş olduğunu kabul etmiş oluyorsunuz. O zaman Fukuyama’nın söylediği gibi tarihin sonu gelmemiştir. Hunginton’un söylediği gibi “dünyada kemale eren medeniyet batı medeniyetidir, diğer medeniyetler ona uymak zorundadır, diğer medeniyetlerin nihai hedefi batıya uymaktır” gibi bir tez boş bir tezdir.

Bugün İslam dünyasındaki kopukluğu gidermenin tek yolu birliktelikten geçer. Zamanında bu birlikteliği Osmanlı siyasi, sosyal, ekonomik olarak tek başına başarmıştı. Ama artık bu birlikteliği tek başına sağlayacak bir ulus yoktur. Ulus devlet anlayışı milletlerin zihni yapısını değiştirdi. Artık her ulus kendi kimliği ile var olmaya çalışacaktır. Birliktelik esasına dayalı bir medeniyet kurmalıyız. Yani Türklerin, Arapların ve Müslüman kimliği ile var olan her milletin birlikteliğine dayalı bir medeniyet.


Bu anlamda biz Türklerin Osmanlı sendromundan kurtulmamız lazım. Biz büyük bir devletiz geçmişte tek başımıza başardık yine bunu yapabiliriz düşüncesinden sıyrılmamız lazım. Evet, biz büyük bir devlet ve geçmişi olan bir milletiz ama bir medeniyet kurulacaksa bunu hiçbir millet tek başına başaramaz.  Batı dediğiniz medeniyet kaç milleti içine almıştır. Avrupa’sından Amerika’sına kadar kaç devlet ve millet bu medeniyetin mimarıdır. Üstelik Avrupa içinde bile bu medeniyeti tek başına oluşturma gayreti olmuştur. Napolyan Fransa merkezli, Hitler Alman merkezli olarak tek başlarına batı medeniyetini kurmaya çalıştı ama başaramadılar. En sonunda ikisi birlikte hareket ederek ve diğerlerini de içine alarak ortak bir medeniyet kurmayı başardılar.


Pekala, aynı şeyi bizde yapabiliriz. Türkler ve Arapların lokomotifi olduğu bir İslam medeniyetini tekrar yüceltebiliriz. Bu anlamda bu bunu başarabilecek lokomotif olacak iki devlet ön plana çıkıyor. Türkiye ve Mısır. Türk ve Türki devletleri temsilen Türkiye Cumhuriyeti ile Arapları temsilen Mısır. Medeniyetin başat gücü iki devlet olabilir. Bu merkezli bir gelişme daha çok coğrafyaya gelişme şansı bulabilir. Bu anlamda önemli olan bu temelin atılmasıdır. Temel atılırsa genişleme kendiliğinden gelir.


Kanaatimce Mısır’da yaşanan darbenin altındaki tem içgüdüde bu. Müslüman kardeşlerin desteği ile cumhurbaşkanı seçilen Mursi’nin izlediği politika batıyı tedirgin etti. Gerçi batının korktuğu şey hep buydu. Her ne kadar kendi medeniyetleri dışında medeniyet kabul etmese de biliyor ki İslam tarihin her döneminde dinamik bir medeniyet olmuştur. Mısır Türkiye yakınlaşması sadece siyasi bir yakınlaşma değil. Bu yakınlaşma bir medeniyetin temelleri olabilir. Bu da onların yani batının yüzyıllardır içinde biriktirdikleri bir korkunun ortaya çıkması demektir. Onlar bu korktukları şeyin olmaması için ellerinden gelen her şeyi yapacaktır. Hatta onların temel felsefesi batının kendi içinde birlikte hareket etmesi diğer medeniyetlerin birbirleri ile çatışmasıdır.  Bizim yaşadığımız sıkıntıların temelinde bu yatmaktadır. Ama unutulmasın ki milletler ve medeniyetler sıkıntılı dönemlerde harekete geçip çıkış yolları ararlar. İşte bizler bugün o zor günleri yaşıyoruz. İnşallah yarınlar biz Müslümanların olacaktır. İşte o gün dünya daha yaşanılır bir yer olacaktır.