BU AKIL İLE MEVLA BULUNMAZ

e-Posta Yazdır PDF

Her şeyi tüketiyoruz. Aklımıza gelen her şeyi tüketiyoruz. Maddi, manevi her şeyi pervasızca tüketiyoruz. 21. Yy. bize tüketmeyi öğretti. Modernizm belası insanlığı insanlığından çıkarıyor. İşte 21. yüzyılın en büyük sorunu bu: “ Tüketmek.” Tüketim çılgınlığı her yerde. Olmaması gereken en son kaleyi bile ele geçirdiler. İslam medeniyetini.  Peki, nasıl oldu da bu hale geldik. 19. ve 20. yüzyılda bütün insanlığın düştüğü hataya biz Müslümanlarda düştü maalesef. Akılı kutsayıp ruhumuzu unuttuk. İnsan akıl ve ruhtan meydana gelmiştir. İkisi birbirini tamamlayan iki önemli unsurdur. Birinin eksikliği demek insanlığın sonu demektir. 21. Yy. tam bir akıl yüzyılıdır. Bu yüzyıl ruhtan yoksun.

İnsan aklın cazibesine kapıldı. Ruhunu unuttu. Ruh öksüz ve yetim kaldı. Tüm yatırımlar aklın üzerine yapıldı. Ve artık her şey akıl ölçüsüne vurulmaya başlandı. Ruhta aklın emrinde bir canavara dönüştü. Acımasız bir canavar. Kendisi için her şeyi yakıp yıkan bir canavar. Akıl nefisle işbirliği yaptı. Nefis kendi hâkimiyetini kurmak için akılı kullandı. Onu kutsadı. Zavallı akılda nefsin önündeki her engeli ortadan kaldırmayı kendisine prensip edindi.


İnsanoğlu akıl sayesinde maddiyatta inanılmaz yol aldı. Maddi dünya inanılmaz imkânlar sunuyor insanoğluna. Akıl bilimi, bilimde teknolojiyi geliştirdi. Teknoloji insan hayatını inanılmaz derece rahatlattı. Evet, bilime, teknolojiye sahip olan milletler zenginlik içinde rahat bir hayat yaşıyorlar.


Bu dünyayı yalancı cennete çevirdiler. Bu dünya artık konulup göçülen bir yer olmaktan çıktı. Adeta ebedi bir yermiş gibi düşünülmeye başlandı. Bütün malımızla, mülkümüzle bu dünyaya yatırım yapıyoruz. Ev alıyoruz yetmiyor bir daha alıyoruz. Araba alıyoruz yetmiyor bir daha alıyoruz. Hiç ölüm aklımıza gelmiyor. Sanki insanoğlu bu dünyaya rahat etmeye gelmiş gibi davranıyor. İnsanların bir araya geldiklerindeki konuşmalarına bir bakın inanın büyük çoğunluğu dünya üzerinedir. Ahiret konuşmalarımızda çok az yer edinir. Oysa bu dünya biz Müslümanlar biliyor ki imtihan dünyasıdır ve gelip geçicidir. Bizim her anımız bir imtihandır. Ama hiçte öyle yaşamıyoruz.


Bir an bir düşünün bir kişi bütün malını, mülkünü Allah rızası için dağıtsa çevremizdeki kaç kişi takdir edecektir. Çok fazla olacağını sanmıyorum. Hatta insanların çoğunun şöyle söylediklerini duyar gibiyim: “ vay akılsız.” Doğru 21. Yy. mantığına göre kesinlikle doğru. Yani böyle yapanlar akılsız insanlardır. Zaten bizim de mücadele etmemiz gereken şey de bu çarpık mantık anlayışı değil mi?


Bütün bu olumsuzlukların sebebi de aklın ön plana çıkarılıp kutsanmasıdır. Akıl önemli bir rehberdir ama hakikatlere ulaştırmaya tek başına yetmez. Akıl gerçek rehber değildir. Akılı küçümsüyor değilim ya da önemsiz de demiyorum. Sadece hakikatlere ve güzelliklere ulaşmada rehberlik edecek kabiliyete sahip değildir diyorum.  Akılın bizi getirdiği nokta ortada: “Kaos.” Biraz vicdanı olan herkes bu dünyanın gidişatından memnun değil. Bütün insanlık elimizden kayıp gidiyor. Hakikate, iyiliğe, güzelliğe akılla ulaşamayız.


Gerçek rehber ruhtur. Yani aşktır, sevgidir, merhamettir. Tasavvufun konusu ruhtur. Tasavvuf insan ruhunu ehlileştirir. Tasavvuf insan ruhunu bir nakış gibi ilmek ilmek işler. İncelen ruh incitmez. Tasavvuf aşktır. Ruh kalptir. Kalp sevgidir, aşktır, yardımdır, insanlıktır, erdemdir… İnsanı harekete geçiren ruhtur. Ruh aksiyondur. Akıl ise durağandır. Bir yerde toplumsal bir problem varsa akıl düzeltmek için harekete geçmez.  Düzeltemez demiyorum. Düzeltmek için harekete geçmez. O ilk adımı atmaz. Ama kalp ürpermişse, ruh titremişse insan harekete geçer.


Hani bir hikâye vardır. Bir derviş yolda yürürken genç bir kıza rastlamış: “Ne o kızım nereye gidiyorsun?” diye sormuş. Kız biraz mahcup, biraz utangaç: “Sevdiğime gidiyorum derviş amca.” demiş. Derviş sormuş: “Sepetinde ne var kızım?”  Kız: “Elma var.” demiş. Derviş sormuş: “Ne yapıyorsun o elmaları?” Kız cevap vermiş: “ Sevdiğime götürüyorum.”  Derviş sormuş: “Kaç tane elma var o sepette?”  Kız cevap vermiş: “Derviş Amca sevgiliye giden elma sayılmaz.” Bunun üzerine derviş elindeki 99luk tespihi kırar, atar.


Ruh yanmışsa, tutuşmuşsa artık hiçbir şeyin önemi yoktur. Tıpkı sayıların önemsiz olduğu gibi. Ruh olaylarda mantık aramaz. Onun için akıl ve mantık önemini yitirmiştir. Eğer öyle olsaydı Mecnun aşkı için çöllere düşer miydi? Ferhat’ın aşkı olmasaydı akıl ve mantık dışı bir olaya girişip iğne ile dağları delmeye kalkışır mıydı? İbrahim Ethem Allah rızası için tacı tahtı bırakır mıydı? Cat Stevens o şaşalı hayatını bırakıp Müslüman olup Yusuf İslam adını alıp mütevazı bir yaşamı seçer miydi? Hangi güç Yunus Emre’ye ormandan dosdoğru odunları toplatırdı aşkı olmasaydı. 


Bu insanlara bunları yaptıran aşktır. Sevgidir. Yani ruhun ta kendisidir. Eğer akılları ile hareket etselerdi yani 21. Yy. mantığı ile olaylara baksalardı hiç birisinden bu davranışları bekleyemezdik. Biz 21. Yy. akıllılarından kaç tanesi acaba onlara akılsız demişizdir. Sırf akılla hareket eden akıllı insanlar bunu anlamaz, anlayamaz.


Bizim yapmamız gereken de bu algıları değiştirmektir. 21. Yüzyılla kendi kuralları ile mücadele edemezsin. Bu mücadeleyi kazanmak istiyorsan İslamiyet rehberin olacak. Yoksa işimiz çok zor. Biz diyoruz ki  “Bu Akıl ve Fikir İle Mevla Bulunmaz” Mevla ancak; Aşkın pazarında canlar satılınca bulunur. İşte tasavvufta insana aşkın pazarında canlar satmayı öğretiyor.


Ne güzel demiş Mevlana: İstiyorsan HAKK’a varmayı, meslek edin gönül almayı, bırak saraylarda mermer olmayı, toprak ol da bağrında güller yetişsin.” Akıla sorarsan saray der. Oysa gönül toprak olmak ister. Ruh topraktır, bağrında güller açsın diye.  İnsanlık gül yetiştirmeye talip olmalı.