NİNESİZ, DEDESİZ BÜYÜYEN ZAVALLI ÇOÇUKLAR

e-Posta Yazdır PDF

Hiç düşündük mü? Bugün ölecek olsak kaç kişi hazır hissediyor kendini ölüme? Bana sorarsınız ben hazırım. Korkmuyor muyum? Elbette korkuyorum ölümden. Günahkârım ve Allah’a hesap verememekten korkuyorum. Hem de çok korkuyorum. Ama dünya namına hiçbir hesabım yok, bu dünyadan hiç bir beklentimde yok. Çok şeyim yok ama mutlu ve huzurlu bir hayatım var. Sevdim, sevildim. Başım sıkıştığında yardımıma koşan güzel insanlar oldu. Onların başı sıkıştığında elimden geldiğince ben onlara yardımcı olmaya çalıştım. Zaman zaman ihanetlerde gördüm ama gülüp geçtim. Hayat sevince, sevilince, paylaşınca çok güzel. Ve ben bu dünyaya gözlerimi kapadığımda bir tek Allah(c.c.) hesap verememenin korkusu içine öleceğim.  Bugün böyle bir insansam ve böyle bir yaşantım varsa bunun en önemli sebebi çok güzel bir çocukluk dönemi geçirmiş olmamdır. Evet, çok güzel bir çocukluk dönemi yaşadım. Doya doya yaşadım.  Paylaşmayı, kavga etmeyi, âmâ ardından barışmayı, yardımlaşmayı, bu hayatı birlikte yaşadığımızı hep o dönemde öğrendim. Yanlışlar yaptığımda yanlışlarımı düzelten büyüklerim oldu hep. Büyüklü küçüklü herkes el ele verdi bizleri hayata hazırladılar. Biz hayatı yaşayarak öğrenmeye başladık.


Ama maalesef gönümüz çocuğu bu hayatı tek başına ve sanal âlemlerde yaşayarak öğreniyor. Onun için hep bir yanları eksik büyüyorlar. Her şeyleri sanal. Her şeyleri yapmacık. Duygu ve düşünceleri yapmacık yaşıyorlar. İyilik, yardımlaşma, kavga, nefret, bağışlama gibi insani duygular artık sanal âlemlere hapsedilmiş durumda. Çoğu bu duyguları yaşamıyor. Sadece uzaktan seyrediyor.


Anneler babalar iş güç arasında koşuşturmalardan çocukları ile ilgilenemiyor. Artık çocuklarımız bakıcıya, internete, televizyona emanet edildiler. Artık televizyonlar 24 saat çizgi film yayını yapan kanallarla doldu. Çocuk daha gözünü açar açmaz güne başlarken geçiyor televizyonun karşısına, taki akşam uyuyuncaya kadar, hipnoz olmuş gibi seyrediyorlar. Bu durum biz ebeveynlerin de işine geliyor. Çocuklar hiç olmazsa bizimle uğraşmıyorlar ya da yaramazlık yapmıyorlar. Sırf kendi rahatımız için göz yumuyoruz bu duruma.  Evet, biraz rahat ediyoruz. Ama çocuğumuzu kaybediyoruz farkında değiliz. Eskiden de anne ve babalar çocukları ile fazla ilgilenemezlerdi. Akşama kadar çalışıp yorgun argın eve gelirlerdi. Ama bizim, bizimle ilgilenen ninelerimiz ve dedelerimiz vardı.  Onların yokluğunu ya da ilgisizliğini hissettirmeyen güzel insanlardı onlar.


Çocukluğumla ilgili olarak aklımda kalan ilk şey rahmetli ninem ve dedemdir. Nur içinde yatsınlar güzel insanlardı. Annemiz babamız kızdığında koşarak yanına koştuğumuz ninelerimiz dedelerimiz vardı. Hayatta ilk şeyleri onlardan öğrendik. Mesela ilk dualarımızı onlardan öğrendik. Akşam olup el ayak çekildiğinde bizleri etrafına toplayıp “ Subhaneke”den başlayarak bizlere dua öğreten dedelerimiz, ninelerimiz vardı. Çocukça şeyler yapıp yanlış okuduğumuzda bize kızan ama yılmadan, usanmadan öğretmeye devam eden ninelerimiz, dedelerimiz vardı. Namaz kılmaya başladıklarında onlarla birlikte secdeye giden, bazen de önüne geçtiğimiz canım ninelerimiz. Onlarsa bize bundan dolayı kızmaz ve bizleri şefkatle, merhametle bağırlarına basarlardı. Düşünüyorum da onlarsız ben hep eksik kalacaktım. Farkında olmadığımız ama bize çok şeyler kazandıran mübarek insanlardı onlar. Nerede şimdi onlar? Hayatımızın dışına çıktılar ya da çıkarıldılar. Çekirdek aile dediler ve onları hayatımızın dışına ittiler. Çocuklarımız bu mübarek insanlardan mahrum büyüyorlar.

Aileler küçüldükçe insanlar birbirlerinden iyice uzaklaştılar. Hayat monoton hale geldi. Sevdiklerimiz, eşimiz, dostumuz, akrabalarımız hayatımızdan çıktıkça internet ve televizyon hayatımıza hâkim olmaya başladı. Eskiden insanlar niye mutluydu? Çünkü herkes bir aradaydı. Bir an hayal etmenizi istiyorum. Anne, baba, çocuklar, nine, dede, amca, hala, yiyen hep bir arada olduğunuzu. Akşamları toplanıp yemekler yense, ardından bir arada toplanılsa çaylar içilse, çocuklar kendi dünyalarına çekilip oyunlar oynasa, hanımlar kendi aralarında, beyler kendi aralarında vakit geçirse kaç kişi televizyona bakma ihtiyacı hisseder. Hangi çocuk televizyon izler, internette vakit geçirir. Televizyon, internet gibi şeyler sıkıcı hayatımıza renk katmak için mecburen kullandığımız eğlence araçlarıdır. Oysa biz eskiden sıkılmazdık. Daha doğrusu sıkılmaya fırsatımız olmazdı. Eğlenilecek o kadar çok şeyimiz vardı ki.


Bir varmış, bir yokmuş diye başlayan masallarımız vardı mesela. Şefkat dolu ses tonuyla anlatırken ninelerimiz biz maceradan maceraya yelken açardık.  Ninelerimizin etrafına toplanmış torunlardan ilk en küçükleri uyurdu. Usulca üstü örtülürdü. Sonra dağılır evlerimize giderdik. Macera yatakta kaldığı yerden devam ederdi. Bazen de rüyalarımıza bile girerdi. Bizler onların anlattığı masallarla yetiştik. Oysa günümüz çocukları bu masalları dinlemiyor. Kitaplardan öğreniyorlar. Yaşlı, şefkat dolu bir yaşlıdan, incitmeyen ses tonuyla dinlenilen bir masalın zevkini alamıyorlar ne yazık ki. Kitaplardan okuyorlar, o da bizim masallarımız değil. “ Pinokya, Pamuk Prenses, Kırmızı Başlıklı Kız” gibi yabancı masalları okuyorlar. O masal ve masal kahramanları bize ait olmayan bir dünyanın temsilcileri. Ama ne yazık ki çocuklarımız onları örnek   alarak yetişiyorlar. Oysa ben isterim ki bizim kahramanlarımızı örnek alarak yetişsinler.  Bizim masallarımız, bizim insanımızın duygularını, düşüncelerini yansıtır. İyiliği, doğruluğu, dürüstlüğü, kötülerle ve kötülükle mücadele etmeyi masallarımızdan öğrendik. Hep masal kahramanları ile kendimizi özdeşleştirdik. Onlar gibi olmaya çalıştık. Bakın ne güzel diyor Keloğlan:


“Ben bir garip Keloğlanım

Eşeğimin yok palanı

Varım yoğum doğruluktur

Hiç de sevmem ben yalanı.”

Keloğlanım budur özüm,

Haram malda yoktur gözüm,

Garip hakkı yiyenlere,

Elbet vardır birkaç sözüm”


Sanal âleme hapsedilmiş gençliğimizin durumu ortada. Körpecik beyinlere uygulanan propaganda sonuçlarını vermeye başladı ne yazık ki. İnternetin, televizyonun zararlarını saymaya kalkışsak bitiremeyiz. Çözümü bütün bunlardan uzak durmak diyeceğim ama günümüz şartlarında gerçekten imkansız. İstesek de duramıyoruz. Ne yazık ki hayatımızın bir parçası haline geldiler. Bu şartlar altında yapılacak en mantıklı şey sınırlandırmalar getirebilmektir. Süre kısıtlamalarına gidip, televizyonlarda program seçici olmak gerekiyor. Kolay mı? Değil. Hem de çok zor. Ama ne yazık ki başka çaremizde yok. Çocuklarımızın geleceği için bu zorluklara katlanmak zorundayız.


Bir de ne yapıp edelim, eğer imkânımız varsa çocuklarımızın nine ve dedeleri ile çokça zaman geçirmelerini sağlayalım. Çünkü küçük çocuklarımız onların yanındayken inanın ne televizyonla ilgilenir, ne de sanal âlemlerde dolanır. Nene, dede şefkati gören çocuklar büyüdüklerinde daha merhametli ve şefkatli olurlar. Akrabalarımızla, eşimizle, dostumuzla daha fazla vakit geçirelim. Kendi dünyamızın dışına çıkalım. Özellikle sılayı rahime özen gösterelim.