MODERNİZM KOMŞULUĞU ÖLDÜRÜYOR

e-Posta Yazdır PDF

Küçüklüğünden itibaren Peygamberimizin terbiyesinde yetişmiş olan Hz. Ali Efendimiz ‘in kapısını bir gün bir komşusu çalar. Hemen koşup kapıyı açınca yakın komşusunu karşısında görüp buyur eder. Ne var ki komşunun içeriye girmeye mecali yoktur. Çünkü titrek sesle derdini anlatmaya çalışmaktadır. Der ki:


- Birine borcum vardı, gününde ödeyemedim, şimdi de gelmiş kapıma dayanmış. İncitici sözler söyleyerek alacağını istiyor. Bende de ödeyecek durum yok. Sıkıntımı da kimseye açamıyorum. Bana yardımda bulunursanız borcumu öder, sırtımdaki bu sıkıntıdan kurtulurum.”

- Tabi! der Hz. Ali Efendimiz; “Biz komşuyuz, hemen çaresine bakmamız gerekir.” diyerek hiç tereddüt etmeden kapı komşusuna istediği yardımda bulunur. Komşu da hayır dua ederek          sevinçle alıp evine yönelir. Ancak Hazreti Ali'de aynı şekilde bir sevinç işareti görülmez, aksine hemen kapının ardına oturup gözyaşı dökmeye başlar. Bu defa merak eden hanımı Fatıma validemiz, sormaktan kendini alamaz da der ki: “Sevineceğin yerde üzülüyorsun. Hâlbuki komşunun istediği yardımı yapıp ihtiyacını karşıladın, komşuluk görevini yerine getirmiş oldun.”


- Hayır, der Hz. Ali Efendimiz. Günümüzün kanayan yarasını, yani komşular arasındaki o derin uçurumu kapatacak, bozulan komşuluk ilişkilerini düzenleyecek şeyin formülünü verir:

- Bu zor durumda kalmış insan bizim kapı komşumuzdur. Şayet ben kapı komşuma karşı görevimi tam yapmış olsaydım o bana gelmeden, ben ona giderdim. İhtiyacını o istemeden ben anlayıp verirdim. Demek ki ilgilenmemişim kapı komşumla, günlerce ihtiyaç içinde kıvranmış, nihayet kendi ayağıyla gelip utana sıkıla istemek zorunda kalmış. İşte bizim kapı komşumuza karşı bu ilgisizliğimiz, ağlanacak bir ihmalimizdir! Gerçek komşu, kapı komşusunun ihtiyacını anlatmadan anlamalı, istemeden vermelidir ki, komşuluk görevini tam yerine getirmiş olsun.


Hz. Ali Efendimizin şu davranışını gördükten sonra insanlığımdan ve Müslümanlığımdan utanıyorum. Nerde bizde bu hassasiyet?  Komşumuzu düşünmek kim, biz kim? Komşuluk ilişkilerimizde çok ciddi anlamda yozlaşma var. Oysa bu din ve onun peygamberi iki cihan güneşi Peygamber Efendimiz(s.a.v.) şöyle buyurmamış mı? “Güzel komşuluk etki hakiki mümin olasın.”(Tirmizi) “Allah’a ve ahirete inanan komşusunu incitmesin” (Buhari)


Biz Müslümanlar ne zamanki özümüzden uzaklaşmaya başladık güzel ve kutsal olan her şeyimizi kaybettik. Kendimizi derin bir aldatmacanın içinde tüketiyoruz. 150 yıllık bir aldatmaca bu. Modernizm aldatmacası. Modernizm belası. Ne zaman Müslümanlar modern olmak için çalışmaya başladılar işte o gün kaybettiler bütün güzellikleri. Modern bir toplum olmaya doğru gidiyoruz çok şeylerimizi kaybederek. Modernizmin derin sarsıntılarını yakından hissetmeye başladık. Maalesef modernizm Müslümanların zihniyetine hâkim olmaya başladı. Ondan dolayıdır ki zihniyetimiz ve dünyayı algılayış şeklimiz değişti. Nedir modernizmin felsefesi?


Modernizmin felsefesi insanlığa dünyayı önemsetiyor. Birliği değil, benliği ve tekliği yerleştiriyor. Enaniyet yüklü bir insanlık miras bırakıyor. Bu yaşam biçiminde din yoktur. Çünkü din onun hayat felsefesini temelinden sarsmaktadır. Din, onun ezeli ve ebedi düşmanıdır. Modernizm dindar insanları dışlar ve onları aşağılar. Aynı zamanda modernizm çokta kurnazdır. Artık dine alenen savaş açmıyor. Kurnazlık yapıp dindarları da kandırmaya çalışıyor. Hem dindar olup hem de modern olabilirsin gibi bir düşünceyi yerleştiriyor Müslümanların zihniyetine. Başardı mı? Maalesef evet.


Kimliğimiz Müslüman, şeklimiz, şemalımız Müslüman ama içini boşalttık dinin. Özümüzü kaybettik. Namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz, âmâ ruhumuz hala olgunlaşmamış. Modernizmin özünde olduğu gibi her şey şekilden ibaret. Bunu en güzel komşuluk ilişkilerinde görürüz. Fiziken birbirimize çok yaklaştık, ama aramızda dağlar kadar mesafe var. Apartmanlarda yan yana, at alta, üst üste oturuyoruz ama birbirimizi tanımıyoruz.


Müslümanlar site yapıyor lüks evlerde kalıyorlar. Sitenin etrafını çeviriyorlar. Her şeyi içinde. Hatta camileri dahi sitelerin içinde. Hep aynı ekonomik gelire sahip aileler bir arada yaşıyorlar. Çocuklarımız zengin fakir ayırımı görmeden yetişiyorlar. Zengin fakir dayanışması yok. Çünkü orda fakir yok. Oysa eskiden öyle miydi? Zengini, fakiri camide toplanır, namaz kılar, hasbihal eder, sıkıntıları paylaşırlardı. Düşküne yardım edilirdi. Zengin yardım etmenin mutluluğunu yaşarken, düşkünlerde müşkülatını gidermenin ama en önemlisi de düşünülmenin, adam yerine konmanın hassını tatardı. Malesef yeni nesiller bütün bu güzellikleri yaşamadan büyüyorlar.

Daha lüks bir hayat yaşıyoruz. Her istediğimiz var. Ama mutsuzuz. Niye? Çok basit aslında. İnsan sosyal bir varlık, bu hayatı tek başına yaşayamaz. Hayat paylaştıkça daha anlamlı ve güzeldir. Oysa hepimiz kendi dünyamızda yaşıyoruz. Etrafımıza kalın duvarlar ördük. Birbirimize yaklaşmaktan ve yakınlaşmaktan korkar olduk. Yakınlaşmaya çalıştıklarında ise “acaba benden ne isteyecek, Allah vere de bir şey istemeseydi” diye düşünmeye başladık. Hiç dikkat ettik mi hayatımızda acabalar ne kadar çok yer etmeye başladı. Yardım etsem acaba ne olur? Selam versem acaba borçlu çıkar mıyım? Komşum geldi acaba ne isteyecek? Bu ve buna benzer onlarca daha “acaba” sayabilirim. İnsanların birbirlerine karşı ön yargılı olduğu, bu ürkeklik ortamında insan nasıl mutlu olabilir? Karşılıksız ve umarsız ama samimi bir yaklaşım her şeyin ilacıdır.


Oysa komşuluk bizde bir kültürdü. Bir yaşam biçimiydi. Hani hepimiz biliriz, Fatih Sultan Mehmet’in tebdili kıyafetle esnafı gezdiği olayı. Fatih Sultan Mehmet alışveriş yapmış ikinci bir şey daha almak istediğinde esnaf; “olmaz.” demişti. “Ben siftah yaptım ama komşum daha yapmadı, git onu da ondan al.” Günümüzde kaç kişi kaldı böyle düşünen. Bırakın komşumuzu düşünmeyi o malı satmak için korkarım hiç çekinmeden komşumuzu bile karalarız. Ne değişti Allah aşkına. Niye böyle olduk. Çok basit aslında cevabı. Dünyevileştik. Mal ve para hırsı her şeyin önüne geçti. Dünyaya dünyalık gözüyle bakınca insani olan hiçbir şeyin önemi kalmadı.


Komşuluk denince sınır komşularımızı da söylemeden geçemeyeceğim. Hepimiz biliyoruz,       acıyarak ve ibretle seyrediyoruz komşumuzda yaşananları. Şu anda komşumuz Suriye bir iç savaşın acısıyla boğuşuyor. Her gün yüzlerce, binlerce insan ölüyor ya da evini barkını terk edip komşu ülkelere sığınmak zorunda kalıyorlar. Tam anlamıyla vahşet. Oradan kaçan kardeşlerimizin bir kısmı da bize sığındılar. Savaştan kaçan insanlar can havliyle buraya sığınınca bizden bazıları; “Vay efendim bunların paralarını biz veriyoruz, onlara yapılan masrafların parası bizim cebimizden çıkıyor.” Hatta daha ileri gidip; “Ne işleri var burada, gitsinler memleketlerine.” gibi saçma sapan, insanlık dışı konuşmalara şahit oluyoruz. Bu da benim kanıma dokunuyor.  Biz böyle bir millet miyiz? Bize sığınan, el aman dileyen zavallılara yardım etmeyecek miyiz? Üstelik komşumuz olan bir ülkenin Müslüman din kardeşlerimize. Sonra onlar buraya tatile gelmediler. Mallarını, mülklerini, orada bırakıp buraya sığındılar. Bizlere düşen nasıl kapı komşumuz sıkıştığında yardımına koşuyorsak sınır komşumuz olan bir ülkenin insanına da aynı duyarlılıkla yardım etmektir. Bizim inancımız, örfümüz, adetlerimiz bunu emreder ve ister.