İNSANLIK İSLAM’A MUHTAÇ

e-Posta Yazdır PDF

Dönem Hz. Ömer dönemi. İslam ordusu ile İran ordusu Kadisiyye’de karşı karşıya gelir. Savaş başlamadan önce Sa'd İbni Ebu Vakkas,  Rib'i İbni Amir'i, İran orduları başkomutanı Rüstem'e elçi olarak gönderir. İran ordularının ihtişamlı komutanı Rüstem ona: "Buralara niye geldiniz?" diye sorar. Rib'i ona şu cevabı verir: "Bizi buraya, isteyen kullarını kula kulluktan kurtarıp Allah'a kul olma şerefine yükseltmek için, insanları dünya sıkıntılarından kurtarıp, Ahiret saadetine kavuşturmak için ve batıl dinlerin zulmünden kurtarıp İslâm'ın adaletine ulaştırmak için Allah gönderdi." (İbni Kesir, el-Bidâye ve'Nihâye: 7/40.)


Rib'i İbni Amir’in yüzyıllar önce söylediği hakikate bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Çünkü insanlık gerçekten kötüye gidiyor. İnsanlık olarak acınacak bir haldeyiz. Dünyanın gidişatına bir bakalım. İnsanlık ne halde? Cinayet, fuhuş, hırsızlık, dolandırıcılık aldı başını gidiyor. Üç kuruş para kazanacağız diye birbirimizin kanını emiyoruz. Başkalarının sırtından para kazanmanın derdindeyiz. Kimimiz açlıktan ölürken, kimimiz zevk ü sefa içinde bir yaşam sürüyoruz. Velhasıl insanlığımızı kaybettik. İnsanlığın ruhu kirlendi ve bu ruhun temizlenmesi lazım. İnsanlığa fayda getireceğim diye ortaya çıkan bütün izimler( komünizm, liberalizm vb.) sorunu daha da derinleştirdi. Dünyanın içinde bulunduğu kötü durumun sorumlusu bu baş belası izimlerdir.  Dünyaya huzur ve mutluluk getireceğim iddiası ile ortaya çıkan o bütün saçma izimler aslında insanlığın sonunu da hazırladılar. Onlar bu dünyada sahte cennetler kurmaya çalıştılar. Onlar için önemli olan bu dünyadır. Onlar bu dünyayı ilahlaştırdılar ve bütün insanlığa bu ilah için hizmet etmeyi öğrettiler. Bilinçaltımıza öyle şeyler öğrettiler ki kendisine kul köle ettiler.


Son derece lüks evlerde oturuyor, en güzel arabalara biniyor, en güzel elbiseleri giyiyor tabiri caizse modern olmaya çalışıyoruz. Daha çok para kazanma, zenginliğimize zenginlik katmaya çalışıyoruz. Bunun için başkalarının hayatıyla bile oynamaktan çekinmiyoruz. Önemli olan benim ve benim rahatımdır.  Bencillik, enaniyet, kibir, gurur gözlerimizi kör etmiş durumda.


Acı ama gerçek dostlar. Müslümanlarda modern olma sevdasına kapılmışlar. Mal, mülk, servet sahibi olma gayreti içerisinde kendilerini heba ediyorlar. Bunların olmasına bir yerde karşı değilim ama bütün bunlar amaç değil araç olursa güzel. İnşallah kendimizi kandırmıyoruzdur. Ama gidişat hiç hoşuma gitmiyor. Sanki bunlar bizim için araç olmaktan çıkıp amaç olmaya başlıyor gibi geliyor bana.  Allah aşkına bir bakın lüks ve israf hayatımıza hâkim oldu mu olmadı mı? Kendimizi aldatıyoruz hepimiz. Böyle olmadığını adımız gibi biliyoruz. Vicdanımızı rahatlatıyoruz. Herkesi kandırabiliriz ama vicdanımızı asla kandıramayız. O vicdanımız durmadan bizi rahatsız eder. Mevlana’nın dediği gibi “ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün.” Ama inanmadığın bir şeye inanıyormuş gibi yapma. İşte o zaman iç huzurumuzu kaybederiz ve kaybettik de zaten.


Her şey yapmacıklaştı. Hayatımız hep bir şeyler tüketmek üzerine kuruldu. Tüketiyoruz. Sadece çevremizi değil, kendimizi de tüketiyoruz. İnsanlığı, sevgiyi, saygıyı, aşkı tüketiyoruz. Bir bakın etrafımıza çok basit şeylerden dolayı birbirimizi kırıyoruz. Çok basit şeylere sinirleniyor, öfkeleniyor, kırıp döküyoruz. Tahammülümüz ve hoşgörümüz kalmadı. Sabırsız bir millet olup çıktık. Kurulmuş bir yay gibiyiz. Hayatın hep olumsuz yönlerine bakıyoruz. Her şeyin arkasında bir art niyet arar olduk. Bu kuşku bizi birbirimize düşman ediyor. Böyle devam ederse kendi sonumuzu hazırlayacağız. Bir felakete doğru gidiyoruz. Ruh derinliğimizi kaybettik. Dağlardan akan dere suyu gibiyiz. Yıkıyoruz, döküyoruz, parçalıyoruz.


Dünya çok hızlı hareket ediyor ve bizler bu hıza ayak uydurmaya çalışıyoruz. Dünyanın hengâmesine kapıldık. Kendimizi unuttuk. Varsa yoksa dünya için çalışıyoruz. Her şey o kadar hızlı ilerliyor ki mümkün değil yetişmemiz. Sonra bu kadar koşuşturma niye? Bu kadar çok çalışınca elimize ne geçecek? Neye ulaşmaya çalışıyoruz. Hepimiz kocaman bir fanusun içinde yaşıyoruz. Hepimiz olmayacak şeylere inandırıldık. Kendimizi bir dinleyelim. Bir an gözlerimizi kapayalım. Gelmişi, geçmişi bir kenara bırakalım. Düşüncelerimizden bir sıyrılalım. Mutlu muyuz? Huzurlu muyuz? Yaşadığımız hayattan zevk alıyor muyuz? Büyük çoğunluğumuz bu sorulara hayır cevabı verecektir. Evet mutsuzuz. Hep bir arayış içerisindeyiz. Her şeyimiz var ama huzurlu değiliz Mutlu olmak için yaptığımız her şey bizi daha da bataklığa saplıyor. Kederimiz, ıstırabımız arttıkça artıyor. Artık umudumuzda kalmadı, ne yaparsak yapalım olmuyor. İç huzurumuzu kaybettik. İnsanlar artık yalnız. Dost yok. Herkes birbirine düşman. İnsanlar umutsuz, kendilerini çaresiz hissediyorlar. Buna en güzel delil intihar.


Dünya da ortalama her 3 saniyede bir kişi intihar girişiminde bulunmakta. Her 40 saniyede bir kişi intihar sonucu yaşamını yitirmektedir. İntihar sessiz bir çığlıktır. İnsanlığa meydan okumadır, başkaldırıdır.  Modern hayat insana her türlü lüksü ve kolaylığı sağladı ama insanlığı öldürdü. Modern insanın içinde bulunduğu ruh halini anlamak istiyorsak insanların intihar etmeden önce bıraktıkları notlara bir bakalım. Bakın insanlar intihar etmeden önce ne diyorlar:


‘‘Yaşamanın bir anlamı yok. Her şey üstüme üstüme geliyor. Hiçbir şey yapasım gelmiyor. Dünyada fazlalığım.’’ 


‘‘Acı çekiyorum, benim yüzümden insanlar acı çekiyor, buna hakkım var mı? Çevreme faydam yok. Bana hiç kimse önem vermiyor, yokmuşum gibi davranıyorlar. Bu diyardan gitmeliyim.’’


Ey insanoğlu hiçbir yere gitmene gerek yok. Hiçbir şey çözümsüz değil. Çözüm ilahi olanda yani İslamiyet’te. Huzur İslam’dadır. İslamiyet insana iç huzuru verir.  İslamiyet, insanlığı içinde bulunduğu bataklıktan çıkartıp refah ve huzura kavuşturacaktır. Ama insanlık bunu bilmiyor. Bizler, insanlığı İslamiyet ile buluşturmalıyız. İnsanlık kendi sonunu hazırlamadan önce bir şeyler yapmalıyız. Bu da biz Müslümanlara düşmektedir. Rib'i İbni Amir'in asırlar öncesinden söylediklerini bizler günümüzde de söylemeliyiz. O zaman bütün insanlık görecek dünyanın nasıl huzur ve refah veren bir yer olduğunu. Modernizmin pençesinde azgın bir nehir gibi yakıp yıkan insanoğlu İslamiyet denizinde huzur bulacak. Çünkü İslamiyet bu gün insanlığı bataklığa sürükleyen bütün zihniyeti reddetmektedir.


İslamiyet zihniyet değişimine dünya hayatını önemsememekle başlar. Bu dünya o kadar önemli değildir. Asıl hayat ahret hayatıdır. Önemli olan da orasıdır. Gerçek mümin üç günlük dünya için üzülmez. Dünyalık hiçbir şey ona kaygı ve tasa vermez. Bu dünyayı fani olarak algılayan bir beyin ve kalp bu dünya için asla üzülmez ve sıkıntı çekmez. Bugün ki yaşadığımız sıkıntıların kaynağı da zaten dünyalık değil mi? Hep bu dünyanın sıkıntıları değil midir bizleri yiyip bitiren.  Ne güzel demiş Yunus Emre:  “Dünya derdi olanın dünya kadar derdi vardır.”


Bütün izimler insanı ben merkezli yaparken İslamiyet biz diyor. İslamiyet cemiyet hayatını ön plana çıkarıyor. Toplumun yapısını bozacak her şeye şiddetle karşı çıkıyor. İçki, kumar, zina, vb. İslamiyet gerçek mutluluğun almakta değil vermekte olduğunu özellikle vurguluyor. İnsan aldıkça değil verdikçe mutlu olur. Bir düşünün Allah aşkına muhtaç birine yardım ettiğinizde o insanın hissettiği mutluluk size huzur vermez mi? Ne güzel demiş Mevlana hazretleri:


İstersen Hakk’a varmayı,

Meslek edinmelisin gönül almayı,

Bırak saraylarda mermer olmayı,

Toprak olda bağrında güller yetişsin.

İşte İslamiyet insanlara saraylarda soğuk mermer olmayı değil, bağrında güller yetişen toprak olmayı öğretiyor.