İSLAM MEDENİYETİNİN GELECEĞİ MÜSLÜMAN KARDEŞLİĞİNE BAĞLIDIR

e-Posta Yazdır PDF

İçinde bulunduğumuz yüzyılın son çeyreğinde yaşanan olaylara bakılacak olursa dünya siyasi ve sosyal açıdan yeniden şekilleniyor. 21. yüzyılda milletler artık kendilerine şu soruyu soruyorlar. Biz kimiz ve nereye ait’iz? Milletlerin çıkarları bu soruya verecekleri cevaplarda gizlidir. Doğru medeniyetin içinde yer almak, ortak çıkarlar için vazgeçilmezdir. Milletler önce kendilerini doğru tanımlayıp sonra da doğru yerde yer alırlarsa diğer medeniyetlerin baskısından ve saldırısından uzak kalabilirler.


Bu bağlamda düşünecek olursak İslam medeniyeti bu haliyle diğer medeniyetler ile boy ölçüşecek durumda değil. Yaşadığımız sıkıntıların kaynağı da bu. Geri kalmış bir İslam medeniyeti güçlü Batı medeniyeti karşısında aciz. Bu sıkıntıların, zulmün bitmesinin çaresi de mensubu olduğumuz İslam medeniyetini tekrar o şaşalı dönemlere geri döndürmektir. Müslümanlar olarak bunun gayreti içersinde olmalıyız.

Tarihi süreçler incelendiğinde medeniyetlerin devamı için en önemli şeyin güç olduğu anlaşılacaktır.  Güç medeniyetlerin devamı açısından çok önemlidir. Çünkü medeniyetler gücü izler. Güçlü devletler kendi medeniyetlerini yayarlar. Diğer medeniyetlerde güçlü medeniyeti almak açısından daha iştahlıdırlar. Batı karşısında bizim ve diğer medeniyetlerin yaşadığı şey de tam olarak budur. Biz askeri ve ekonomik olarak Batıdan geri kaldıkça onlar gibi olmaya çalıştık. Kendi öz güvenimizi kaybettik. Kendi medeniyetimize olan güvenimizi yitirdik. Medeniyetimizi ve dinimizi sorgulamaya başladık. Bu tamamıyla askeri ve ekonomik üstünlüğümüzü kaybetmememizin sonucudur. Askeri ve ekonomik üstünlüğü ele geçirdiğimizde kendimize olan güvenimizde geri gelecek ve Batı ulaşılmak istenen bir hedef olmaktan çıkacaktır.


O zaman sorulması gereken soru şu. Batı bu üstünlüğü nasıl elde etti? Batı gücünü askeri araştırmaları sayesinde elde etti ve daha sonra bu silahları bize satarak daha da zenginleştiler. Bilimsel alanlarda ki buluşlarla teknolojik üstünlüğü ele geçirdiler. İletişim kanallarını ellerinde tutuyorlar. Uluslararası sermaye piyasalarına hâkimler. Yani Batı bilimsel araştırmalarla bize karşı üstünlük elde etmiştir. Biz Avrupa’nın bilimine yenildik. Hepsi bu.  O zaman yapmamız gereken şey, onlar gibi bilimsel ve teknolojik araştırmalara yönelip onların bu alandaki üstünlüğüne son vermektir. Bunu yapmazsak Batıya karşı olan bağımlılıktan kurtulamayız. Bu bağımlılıktan kurtulmamız şarttır. Peygamber Efendimizin(sav) söylediği gibi: “Düşmanın silahı ile silahlanmalıyız.” Kendi bilim adamlarımızı ve mühendislerimizi yetiştirmeliyiz. Askeri güç bakımından diğer medeniyetlerden daha iyi durumda olmalıyız. Askeri güç üstünlüğü şart. Askeri güç olmazsa olmazımız olmalıdır. Ama bu güç sadece çok silah satın almakla elde edilmez. Kendi silahımızı kendimiz üretmeliyiz. Askeri ve ekonomik özgürlüğümüz olmalıdır.


Yapmamız gereken şey öncelikli olarak Müslüman dünyası olarak birlik olmak fikri etrafında birleşmektir. Peki, bu birleşmeyi kim, nasıl yapacak? Samuel P. HUNTINGTON bunun olabilmesi için çekirdek bir devlete ihtiyaç olduğunu söyler. Ona göre her medeniyetin bir çekirdek devleti olur ve birleşme genellikle bu devletin kontrolünde gerçekleşir. Bugün İslam dünyasının dağınık görüntüsünün altında çekirdek devletinin olmayışı yatmaktadır. Samuel P. HUNTINGTON baskın bir devlette, yani çekirdek bir devlette olması gereken özellikleri şöyle sıralamaktadır:  Tarihi bir geçmişi olmalı, büyük bir nüfusa sahip olmalı, ekonomik bakımından gelişmiş olmalı, ulusal birliğini tamamlamalı, askeri bir güce ve askeri bir geleneğe sahip olmalıdır.


Yüzyıllar boyunca İslam medeniyetinin çekirdek devletini oluşturan Osmanlı devletinin büyük padişahı Kanuni Sultan Süleyman yüzyıllar öncesinden bu durumu ne güzel özetlemiştir:


“Güçlü bir devlet için güçlü bir ordu,

Güçlü bir ordu için güçlü bir ekonomi,

Güçlü bir ekonomi için güçlü bir halk,

Güçlü bir halk için de adalet lazımdır.”


Türkiye bu saydıklarımızın hepsine sahip ama bir sorunumuz var. Biz asırlar boyunca içinde bulunduğumuz medeniyeti inkâr ediyoruz. Yani İslam medeniyetini. Kendimizi İslam dünyasından soyutladık. Kendimize yeni bir yol haritası belirledik. “Batılılaşma.” Bu yol çıkmaz sokak. Çünkü dünya bu zaman kadar İslam’la tanışan bir toplumun ya da milletin başka bir medeniyete dönüştüğüne şahit olmamıştır. Tarih boyunca olmamış ve olamazda. İslam’ın yapısına aykırı bir durumdur.


Köklerimiz sağlam bir İslam medeniyeti olmasına rağmen biz Batılı olmaya çalışıyoruz. Tam bir bölünmüşlük içerisindeyiz.  Batı ile İslam medeniyeti arasında gidip geliyoruz. Bu kafa karışıklığı ise İslam dünyası ile aramıza mesafe koyuyor. Müslüman dünyasına güven vermiyoruz. Oysa milletler artık ne yapıyor kim olduklarını ve hangi medeniyete ait olduklarını tam olarak belirlemeye çalışıyorlar.


Biz kimimiz? Müslüman bir millet ve Müslüman bir devletiz. Üstelik yüzyıllar boyunca İslam medeniyetinin çekirdek devleti olan Osmanlı devletinin mirası üzerine oturuyoruz. Bu miras bizim kendimizi tanımlamamızı ve yerimizi belirlemesi bakımından önemlidir. Bunu daha fazla inkâr etmek ve ille de Batılı olacağım sevdasına kapılmak bu milleti güdükleştirmektir.

Evet, bizler yüzyıllar boyunca İslamiyet’in çekirdek devleti olan Osmanlının mirası üzerine oturuyoruz. Sanıyorum bu düşünce zaman zaman bizleri yanlış düşüncelere de sürüklemektedir. İslam coğrafyasına ağabeylik yapmaya çalışıyoruz. Onlara akıl vermeye kalkışıyoruz. Evet, büyük devletler yeri geldiğinde ağabeylik yaparlar. Üstelik olması da gerekiyor. bugün yaşadığımız sıkıntıların sebebi de budur. Müslüman devletlerarasındaki anlaşmasızlıkta arabulucu güçlü bir İslam devletinin olmaması. Çünkü aynı medeniyet içerisinde ki bir anlaşmazlık ancak o medeniyetin güçlü devletinin araya girmesi ile çözülebilir.


Ama bunu yaparken asla onlara ağabeylik taslamayalım. Onlara akıl vermeye kalkışmayalım. Kimse kimseye üstünlük taslamasın. Ortak akılla herkesi olduğu gibi kabullenelim. Birbirimizi dönüştürmeye kalkışmayalım. Bunu en güzel Cengiz Aytmatov söylemiştir: “Siz Türkler geliyor Kanadalı tüccarlar gibi bize akıl vermeye kalkışıyorsunuz oysa biz sizden bunu istemiyoruz. Gelin hep birlikte ortak bir medeniyet kuralım.”


Ortak bir medeniyet kurmanın ilk şartı birbirimizi yakından tanımaktan ve ön yargılarımızdan sıyrılmaktan geçer. Mesela biz Türklerin Arap dünyası ile ilgili ön yargıları nelerdir: Araplar pis, pasaklı, medeniyetten yoksun, yemekleri dahi elleri ile yiyen, kokuşmuş, zekâ seviyeleri geri, üstelik Türkleri arkadan vurmuş hain bir millet. Soruyorum size böyle bir milletle kim ilişki kurmak ister ki? Bu kara propaganda o kadar çok işe yaradı ki bizler birbirimizden iyice koptuk. Bırakın kopmayı düşman bile olduk. Oysa Peygamber Efendimizin(sav) söylediği gibi, “Müslüman Müslümanın kardeşidir.”


Birbirimizden o kadar çok kopmuşuz ve aralarımıza o kadar uzak sınırlar çizmişiz ki bu şartlar altında bir araya gelmemiz mümkün değil. Oysa diğer medeniyetler ne yapıyor sınırları kaldırıyor ki birbirlerini daha iyi tanıyıp ortak bir değerler sistemi kurmaya çalışıyor. Bizde aynısını yapmalıyız. Müslüman Müslümanın ayağına sarılmayı bir kenara bırakmalıdır. Birbirimize destek olma zamanıdır.


Safar al Hawali bu konuda şöyle diyor; “Irak’ın şu Ba’athisleri birkaç saatliğine düşmanımız olur, ama Roma kıyamet kadar düşmanımız.”