Arakanlı Müslüman Kardeşlerimizin HAZİN DRAMI

e-Posta Yazdır PDF

Sırf Müslüman oldukları için acının, gözyaşının içinde yüzüyor Myanmar’lı(Arakan) Müslüman kardeşlerimiz. Evlerinden barklarından uzakta açlık ve sefalet içerisinde yaşam mücadelesi veriyorlar. Her birinde ayrı ayrı dramlar saklı. Kimisi evladını, kimisi anne ve babasını, kimisi kardeşini veya bunların hepsini birden kaybetmenin acısıyla yaşam mücadelesi veriyorlar. Bu acılar onlara niye reva görüldü. Sırf Müslüman oldukları için.


Myanmar’da Müslümanlara sistematik bir şekilde soykırım ve asimile politikası uygulanıyor. Myanmar’lı Müslümanlar okullara gönderilmiyor. Camileri yıkılıyor, temel dini ibadetlerini yerine getirmelerine izin verilmiyor. Müslümanlar burada 3. sınıf vatandaş muamelesi görüyor. Hastanelerde bakımları dahi yapılmıyor.


Peki, bu sadece Myanmar’daki Müslüman kardeşlerimize mi reva görülüyor? Hayır.  Avrupa’nın göbeğinde, sözüm ona medeniyetin merkezinde, Bosna Hersek’li Müslüman kardeşlerimize yapılan soykırımın Myanmar’da yapılandan ne farkı var? Çin’in Uygur Müslümanlarına yaptığı şey tam da bu değil midir? Tayland’ta Patani Müslümanları, Filipinler’de Moro Müslümanları da aynı hazin dramı yaşamıyor mu? Bizim bilmediğimiz, uzak diyarlarda sırf Müslüman oldukları için zulüm gören nice din kardeşlerimiz var bu dünyanın dört bir bucağında.


Peki, bütün bunlar yani kan, gözyaşı, zulüm neden Müslümanların başına geliyor? Cevabı çok basit aslında. Çünkü sahipsizler. Hani adamın birini dövüyorlarmış. Adamın yüzüne vuruyorlar adam ah arkam diyormuş. Dayak atanlar dayanamamış sormuşlar: “Arkadaş biz senin yüzüne vuruyoruz. Sen ah arkam diyorsun. Ne iştir bu iş.” Dayak yiyen adam da şöyle demiş: “Eğer bana arka çıkanlar olsaydı siz yüzüme zor vururdunuz.”


Bugün İslam dünyası param parça. Müslümanların hamisi diyebileceğimiz güçlü bir İslam medeniyeti maalesef yok. Bu da İslam düşmanlarına cesaret veriyor. Biliyorlar ki yaptıkları yanlarına kar kalıyor. Kendilerine dur diyebilecek güçlü dostları yok Müslümanların.  Korkarım kısa vadede umut ışığı da gözükmüyor. Durum böyle devam ederse ki maalesef öyle gözüküyor, Müslüman kardeşlerimize işlenen zulümlere daha çok şahit olacağız.


Niye böyle söylüyorum?  Dünyanın siyasi ve sosyal gidişatı iyice analiz edildiğinde ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Dünya artık şu noktaya doğru gidiyor. Devletler diğer devletlerle ilişkiler kurarken dini ve kültürel değerlerini ön plana çıkaran politikalar izliyorlar. Ticari anlaşmalar, ekonomik, siyasi ve sosyal ilişkiler kendi gibi düşünün, kendi gibi yaşayan insanlarla kuruluyor. Devletler artık politikalarını belirlerken mensubu bulunduğu medeniyetin çıkarlarına hizmet edecek şekilde hareket ediyorlar. Herkes kendi medeniyetini öne çıkarıyor ve kendi medeniyeti dışındaki medeniyetlere kendi coğrafyalarında yaşama hakkı tanımıyor. Myanmar’ın coğrafi özellikleri göz önüne alındığında yaşadığı zulmün ana sebebi daha iyi anlaşılacaktır.


Myanmar Bengal körfezi, Bangladeş, Hindistan, Çin, Laos ve Tayland’la çevrili bir Güneydoğu Asya ülkesi. Myanmar’ın etnik anlamda yüzde 70’e yakınını Burmalılar oluştururken, çoğunluğu Müslüman olan Rakhine yani Arakanların oranı ise yüzde 4’tür. Myanmar’ın yüzde 89’u Budistlerden oluşurken ülkede yaşayan Müslümanların oranı ise yüzde 4 civarında. 2010 verilerine göre; Arakan (Rohingya) bölgesinin toplam nüfusu 3.800.000.  Nüfusun yüzde 75’ini Müslümanlar, geri kalanını Budistler oluşturuyor.


İşte buradaki soykırımı yapanlar Budist rahiplerdir. Tabiri caizse Budistler Müslümanlara karşı dini soykırım uyguluyor. Dini soykırım diyorum çünkü oradaki diğer etnik gruplara karşı herhangi bir saldırı söz konusunu değil. Zulüm görenlerin zulüm görmelerinin sebebi Müslüman olmaları. Budist rahipleri kendi medeniyetleri dışında bir medeniyetin mensubu olan Müslümanlara yaşama hakkı tanımıyorlar.


Dediğim gibi medeniyetler kendi medeniyetlerinin etki alanında başka bir medeniyet istemiyorlar. Maalesef dünya medeniyetler arası amansız savaşlara hazırlanıyor. Bu savaşa hazır olacak medeniyetler en az kayıpla atlatacak sıkıntıları. Bunun farkına varan medeniyetler kendi kültürel değerlerini ön plana çıkararak mensubu bulundukları medeniyeti güçlendirmeye çalışıyorlar. İttifaklar aynı medeniyete mensup devletlerarasında kuruluyor.


Avrupa dışındaki medeniyetler bir şeyin farkına vardılar. Avrupa medeniyeti gibi güçlenip modern olmak için ille de Avrupalı olunmasına gerek yok. Modernleşmek başka şey. Batılılaşmak başka şey. Sonra ne yaptılar. Kendi medeniyetlerine sarıldılar. Japonya gelişti ama batılı olarak değil. Çin gelişti ama batılı olarak değil. Tam aksine kendi kültürlerini ön plana çıkararak bunu başardılar. Bu gün bu devletler ekonomik olarak hızla büyüyorlar. Bu büyümeyi yaparken de kendi kültürlerini çok güzel kullanıyorlar. Çin Budist gelenekten ve kendi ırki özelliklere sahip milletleri etki alanına katarak bir medeniyet kurmaya çalışıyor. Ve bunda da hayli başarılı olmuş gözüküyor. Çünkü Budist gelenekten gelen devletler gözünü Çin’e dikmişler.


Bugün artık dünyada birkaç büyük medeniyetten bahsetmek mümkün. Fransa ve Almanya’nın kontrolündeki Batı Avrupa, Rusya’nın kontrolündeki Ortodoks Hıristiyan dünyası, Çin’in etrafında şekillenen Güneydoğu Asya, tek başına bir devlet Japonya ve bizimde mensubu olduğumuz İslam medeniyeti. İslam medeniyeti dışındaki medeniyetler ufak tefek sancıları olsa da kendi kültürel birlikteliklerini tamamladılar. Ama maalesef aynı şeyleri İslam medeniyeti için söyleyemeyiz. İşte yaşadığımız bu sıkıntıların kaynağı da tam olarak bu aslında. Güçlü bir İslam medeniyetinin olmaması. Bütün bu olumsuzluklara rağmen aslında güzel şeylerde olmuyor değil. Bugün için, güçlü bir İslam medeniyetinin temellerini oluşturacak çok güzel ve umut verici gelişmeler var.


“Ancak uzun vadede Muhammed kazanmaktadır. Hıristiyanlık din değiştirme yoluyla yayılırken, İslamiyet hem din değiştirme hem de nüfusun çoğalmasıyla artmaktadır. Dünyadaki Hıristiyanların oranı 1980’lerde en yüksek düzeye, yüzde 30’a gelmiş bir süre değişmemiştir ve şu anda azalmaktadır. Tahminen 2025 yılında dünya nüfusunun ancak yüzde 25’i Hıristiyan olarak kalacaktır. Yüksek nüfus artışı nedeniyle dünyadaki Müslümanların oranı dramatik bir biçimde artmaya devam edecektir. Bu yüzyılın sonda dünya nüfusunun yüzde 20’si Müslümanlardan oluşacak, daha sonra sayıca Hıristiyanları geçecekler ve büyük bir olasılıkla 2025 yılında dünya nüfusunun yüzde 30’unu oluşturacaktır.” ( Samuel P. HUNTINGTON, Medeniyetler Çatışması, sayfa 85)


Yukarıdaki veriler gerçekten İslam dünyası için umut verici güzel gelişmelerdir. Ama bu olumlu gelişmeler güçlü bir İslam medeniyeti ile desteklenmedikçe bizim açımızdan ve tabii ki dünya açısından değişen bir şey olmayacaktır. Gene gözyaşı, gene kan, gene zulüm. Bugün için güçlü bir İslam medeniyeti yok ama inanıyorum gelecekte olacak. Aldığımız tarihi miras en büyük referansımız.

Bütün dünya kendi medeniyetlerini kurup geliştirirken İslam medeniyeti nasıl kendi güçlü medeniyetini kuracak. İnşallah bu konuya da önümüzdeki yazım da değineceğim.