Seyyid Ahmed er Rufai Hazretleri

e-Posta Yazdır PDF

Kur’an’ın Bazı Hikmetleri


Allah Teala “kıble” hususunda derin tartışmalara giren insanların görüşünü: “İyilik, yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz değildir. “ayetiyle reddetmiştir. Ki onların bir kısmı, övünmek ve böbürlenmek, kendi fiillerine rağbet ettirmek için, “yüzlerinizi mutlaka doğuya çevirin” bir kısmı da “yüzlerinizi mutlaka batıya çevirin”  diyerek kendi kıblelerine dönülmesini istiyorlardı. Aynı zamanda bunun bir iyilik ve mutlaka yerine getirilmesi gerekli büyük bir iş olduğunu zannederek kendi görüşlerinin kesin doğru, başkalarının görüşlerinin ise, yanlış olduğunu iddia ediyorlardı. Ayette ise gerçek iyilik şöyle tarif edilmiştir: “Yüzlerinizi doğu ya da batıya çevirmek iyi olmak demek değildir. Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanan, O’nun sevgisiyle yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve kölelere sevdiği maldan veren, namaz kılan, zekat veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösteren, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar, doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır.”  


14. Allah’ın indirdiği “kısas hükümleri”ni uygulayarak, mahlukat arasında emniyet ve güveni sağlamak: Bunu, Allah Tealanın: “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır.”   Ayeti kerimesi açıklamaktadır. 


Bir başka hikmet de; Ölülerin vasiyetlerini, Allah’dan korkarak ve takvaya sarılarak yerine getirmektir. Çünkü Allah Teala bunu: “Her kim işittikten ve kabullendikten sonra vasiyeti değiştirilirse günahı değiştirenleredir.”  ayeti ile müttakiler üzerine bir vecibe kılmıştır. “Ey iman edenler! Oruç tutmak sizin üzerinize farz kılındı.”  ayetine bağlı olarak ramazan ayında farz, diğer zamanlarda nafile oruç tutmak da Kur’an’ın hikmetlerindendir.


15. Hz. Peygamber ve ashabının yaptığı şekilde yani Allah’a inanarak ve O’ndan başkasından yüz çevirerek yapılan dualara, Allah’ın hemen icabet edeceğine inanmak: Çünkü onlar, Allah’a dua ettiklerinde ona icabet edileceğine tam olarak iman ediyorlardı. Bu hususta Allah Teala: “Ey Muhammed, kullarım sana Ben’den sorarlarsa, bilsinler ki Ben, şüphesiz onlara yakınım. Bana dua ettiği vakit, dua edenin duasını kabul ederim.”  buyurmuştur.


16. Ümmetin mallarını, kendi aralarında haksız olarak yememek ve  günaha girdiklerini bile bile hile ve zorbalığa başvurarak onların mallarından bir pay almak için onu hakimlere aktarmamak: Bunu Kur’an şu ayetle kesin olarak yasaklamıştır: “Aranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin. Bildiğiniz halde insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları hakimlere (idarecilere ve mahkeme hakimlerine) vermeyin.”  


17. Allah yolunda cihad etmek: Fakat bu hususta haddi aşmamak şart koşulmuştur. Çünkü ayet-i kerimede: “Size savaş açanlarla Allah yolunda savaşın. Sakın haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşıp aşırı gidenleri sevmez.” 


18. Müminleri terk edip kafirleri dost edinmemek: Kafirleri dost edinenler Allah’dan bir yardım beklemesin. Ancak kafirlerden korkarak yani onlardan gelebilecek bir tehlikeye karşı onlara dost görünmeniz müstesnadır. Bu bir zaruret halidir. Ancak bu durumda bile müminin Allah’dan korkması ve şu ayeti daima göz önünde bulundurması gerekir: “Müminler müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa artık Allahtan hiçbir yardım beklemesin. Ancak kafirlerden gelebilecek tehlikelerden sakınmanız başkadır. Allah kendisine karşı gelmekten sizi sakındırıyor. Dönüş yalnız O’nadır.” 

19. Başa kakmamak, verilen kimselerin kalbini kırmamak şartıyla ve sırf Allah rıazı için O’nun yolunda infak etmek: Bu konuda Allah Teala: “Mallarını Allah yolunda harcayıp da sonra başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has mükafatları vardır. Onlar için hiçbir korku olmadığı gibi üzüntüde çekmeyeceklerdir. Çünkü güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir. Şüphesiz Allah Teala zengindir, acelesi de yoktur.” 


20. Güzel bir anlayış ve sağlıklı bir tefekkür, bütün hal ve hareketlerde bilinçli olarak, ihlasla Allah’a yönelmek: İşte bunlar, “hikmet”in doğmasına vesile olur. Nitekim bir hadis-i şerifte: “Kim, kırk sabah ihlasla Allah’a ibadet edip O’na yönelirse kalbine hikmet pırıltıları yerleşir ve dilinden hikmet saçılır. Daha önce olmayan hikmetleri ihlas ile elde eder.” buyrulmuştur. Ayet-i kerimede de: “O, dilediğine hikmet verir. Kime de hikmet verilirse kendisine  pek çok hayır ve üstünlük verilmiştir. Gerçekleri ancak akıl sahipleri anlar.”12 Buyurulmuştur.


21. Allah’ı birlemek ve bu birliğin şirk hulul ve ittihad ile karışmasını önlemek, insanı dalalete düşüren bid’atleri yok etmek ve insanı cehenneme düşürecek bu bid’at sahiplerinin burunlarını sürtmek: Ayet-i Kerimede; “Hiç bir beşerin Allah’ın kendisine kitap hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra (kalkıp) insanlara: “Allah’ı bırakıp bana kul olun” demesi mümkün değildir! Bilakis şöyle demesi gerekir; okumakta ve öğretmekte olduğunuz kitap uyarınca Rabbe halis kullar olunuz ve size; “Melekleri ve peygamberleri ilalar edinin” diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra hiç size kafirliği emreder mi?”13 buyurulmaktadır.

........................

1)El-Bakara, 2/177.

2)El-Bakara, 2/177.

3)El-Bakara, 2/179.

4)El-Bakara, 2/181.

5)El-Bakara, 2/183.

6)El-Bakara, 2/186.

7)El-Bakara, 2/188.

8)El-Bakara, 2/190.

9)Al-i İmran, 3/28.

10)El-Bakara, 2/262-263.

11 El-Bakara, 2/269.

12 Al-i İmran, 3/79-80.

13 Al-i İmran