Seyyid Ahmed er Rufai Hazretleri

e-Posta Yazdır PDF

Kur'an'ın Bazı Hikmetleri

11-Yer ve göğün yaratılması, gece ve gündüzün peş peşe getirilmesi gibi, kâinatın nizâmı ile ilgili âyet-i kerimelerden Allah’ın varlığını ve birliğini ispat eden açık delilleri tespit edebilmek için, bu ilahi ayetlerin manasını düşünüp ibret almak: İnsanların, kendisine faydalı olan şeyleri, denizde yük taşıyarak yüzüp giden gemileri tefekkür etmesi de Kur’an’ın hikmetlerindendir çünkü Allah Teala, daha sonraları bu ulaşımda ki kolaylıktan elde edilecek menfaatleri ortaya çıkaracak, apaçık kudretiyle onu yaygınlaştıracak ve öyle bir konuma getirecektir ki,  zaman ve mekanın el verdiği ölçüde insanlar, her zaman ve her yerde ondan faydalanacaktır.

 

            Ayrıca aklın, Allah’ın semadan indirdiği su ve bütün âlemlerin aralıklarından çıkıp gelen rüzgârların yönlendirilmesi, yer ile gök arasında emre âmâde bekleyen bulutların döndürülmesi hususunda da tefekkür etmesi gerekmektedir. Çünkü rüzgâr, bir kısım bulutları dağıtır ve buhar yoğunluğu halinde bir araya toplar. Bir kısım bulutlar ise, yer ile gök arasında tabiatı icabı kalır. Tâki akıcı keskin bir madde çarpıncaya veya şiddetli bir rüzgâr sürükleyinceye kadar. Öyle yada böyle, bulutlar emre âmâdedir. Ayet-i Kerimede Allah Teala: “Şüphesiz semavat ve arzın yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanların faydası olan şeyleri denizden taşıyarak yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirdiği bir su ile ölmüş toprağı diriltmesinde, yeryüzündeki her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları, yer ve gök arasında emre âmâde bekleyen bulutları döndürmesinde elbette düşünen bir topluluk için (Allah’ın varlığını ve birliğini ispatlayan) pek çok deliller vardır.”[1] Buyurmuştur.

 

            12. Temiz,  helal şeyleri yemek ve şeytana tâbi olmaktan uzak kalmak: Çünkü şeytan, kendisine tabi olanları kötülüğe düşürmek ve insanın içinde “kuvve” halinde bulunan kötülükleri fiiliyata dönüştürmek için, onlara sürekli kötülüğü emreder. Ayrıca şeytan, Allah Teala’nın zatı, sıfatı veya kader konusunda kulun Allah’la münakaşaya girmesi veya herhangi bir sıfat iş veya hükümde ortaklık iddia etmesi, kendisine Cenab-ı Hakkın bir takım sırlarının verildiğini beyan etmesi ve kendinde bulunmayan bazı feyizlere sahip olduğunu söylemesi gibi bilgi sahibi olmadığı konularda kişiye konuşmasını emreder. İşte bunların hepsi, -Allah korusun- kulun Allah ile olan bağının kopmasına vesile olur. Bazen insanın şeytana uyma arzusu, zulüm baskı ve hile ile elde edilen haram ve kötü şeyleri yemeye, yalan, desise vb. fiilleri yapmaya teşvik eder. Bu konuda Allah Teala,: “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan gıdaların güzel ve temiz olanlarından yeyin. Şeytanın peşine düşmeyin. Zira şeytan sizin apaçık düşmanınızdır. O size ancak ve daima kötülüğü, çirkin işi ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.”[2] Buyurur. Allah Teala abdiyyet makamında kendisine yönelmenin helali yiyip bunlara şükretmekle gerçekleşebileceğini şu ayet-i kerime ile  şart koşmuştur: “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların iyilerinden yiyin. Eğer siz gerçekten yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’na şükredin.

 

            13. “Birr’in (iyilik) gerçekleştirmesidir ki o da gerçek şeylerden yüz çevirip O’na inanmak ve böylece gerçek tevhide ulaşmaktır: Tevhid; İnsan aklının kesin olarak inandığı bir “sır duygusu”dur. Bu duygu insanın ta’til (Allah’ın sıfatlarını iptal etmek) ve teşbihe düşmesine mani olur. Allah’a gerçekten iman etmek; O’na ahiret gününe, meleklere ve peygamberlere imanı gerektirir. Çünkü ahiret gününe iman kalbe Allah korkusunu yerleştirir. Neticede kul, Allah’a iman konusunda ve fiillerinde haddi aşmaz. Meleklere imana gelince, onlardan bir kısmı rahmani olup Allah2ın ihlaslı kullarına gelir ve “Korkmayın, üzülmeyin ve cenneti birbirinize müjdeleyiniz” derler. Bir kısım meleklerde vardır ki, Allah’a isyan eden, aşırı giden ve haddi aşan kulları cehenneme sevk ederler ve onlar “İri gövdeli, sert tabiatlı, Allah’ın kendilerine emrettiklerine karşı gelmeyip, onları yerine getiren meleklerdir.”[3] İşte böyle bir iman kendisine azap meleklerinin gelmesini önlemek ve rahmet meleklerinin gelmesini sağlamak için mü’minin kalbini hayırlı işler yapmaya elverişli kılar.

 

            Kitaplara imana gelince; Kur’an-ı Kerim’in emirlerini yerine getirip nehyettiği fiil ve sözlerden kaçınarak ahkâmnı ta’zim etmek, onu Hz. Muhammed’e (s.a.v) Allah tarafından indirildiğine inanmak. Peygamberlere imana agelince; peygamberler, Allah’ın mahlukata rahmet olarak gönderip kendilerine  nübüvvet ve kitap verdiği kimselerdir. Allah Teala, Hz. Peygamberi onların en mükemmeli ve sonuncusu olarak göndermiştir. Peygamberlere iman, onların getirdiklerine inanmak, emrettiklerini yerine getirmek, nehyettiklerinden kaçınmak, peygamberlerin efendisi Hz. Muhammed’in (s.a.v) getirdiği ve önceki şeriatları kapsayan Şeriat-ı Muhammediyye’nin gereklerine uymak, zahir ve batın her şeyde şeriata teslim olmaktır.

 

            İmanın kemal mertebesi; kişinin, malını Allah için ehli beyte Hz. Peygamberin aile ve ashabına ikram etmesidir. Kemal sahibi kişi, onlara, sıkıntılarını gidermek için verdiği hediyelerle sevgisini izhar eder. Ehli beytin ve küçüklerin gönlünü hoş eder, zenginlerinde muhabbetle yaklaşır. Bütün bunların hepsi sırf Allah rızası için olmalıdır. Başka hiçbir menfaat beklenmemelidir ve yine kemal sahibi kişi, kendi akrabasına, yetim ve miskinlere, yolda kalmışlara, dilencilere, Allah rızası için azat ederek esirlere ve yazıştıkları ücret hususunda kolaylık göstererek mukateb kölelere, uğradığı zulmü ortadan kaldırmak mazlumlara ihsanda bulunmalıdır. Çünkü Ayet-i Kerimede; “Kim bir kişinin hayatını kurtarırsa, bütün insanlığı kurtarmış gibi olur.”[4] Buyrulmuştur.

 

            Namaz kılmak, zekat vermek, ahde vefa göstermek, zorluk ve sıkıntı anlarında kaderin getirdiklerine boyun eğmek, Allah yolunda cihad etmek ve düşmanla karşılaşıldığı gün meydana gelecek sıkıntılara sabretmek gibi iyiliklerin hepsi gerçek imanın alametlerindendir. İşte bu yüce haslet ve fiillere sahip olanlar, Allah’a olan ahitlerinde sadık, dünya ve ahirette de mutlu kimselerdir.ayrıca bu kimseler, Allah’tan başka kimseden korkmayıp yalnız O’ndan korkan muttakilerdir.



[1] -el-Bakara 2/164

[2] -el - Bakara 2/172

[3] -et-Tahrim 66/6

[4] -el Maide 5/32