Seyyid Ahmed er Rufai Hazretleri

e-Posta Yazdır PDF

Muhabbetin Alametleri

            Malik b. Dinar (ra) anlatır;

            “Benim arkadaşım vardı. Allah adına yemin ederim ki irfan sâhibi zâtlardan biriydi. Bir gün hastalandığını duydum ve ziyaretine gittim. Semaya doğrulmuş şu duayı ediyordu: “Seni sevdiğimi biliyorsun. Sana vuslatı bana nasip eyle!” duasını tamamlar tamamlamaz ruhunu teslim etti.”

            Biri rüyasında Malik b. Dinar (ra)’ın tarife sığmayan bir güzelliğe sahip olan semada asılı duran bir sarayda oturduğunu görür. Ona “Allah, sana nasıl muamele etti?” diye sorunca Malik şu cevabı verir: “Rabbim beni, gördüğünüz bu köşkte ağırladı. Her ne vakit istersem, cemalini seyretmeme izin verdi. Alemlerin rabbine hamd olsun!”

  

          Efendim Şeyh Mansur (ra) vefat etmek üzereydi. Biz etrafında ağlaşıyorduk. Bir ara baygınlığından ayıldı ve şu şiiri söyledi:

            “Aşığın ölümü, sonu olmayan bir hayattır.

            Öyle bir topluluk öldü ki kendileri tüm insanlar için hayattır.”

            Bu şiirin ardından, kelime-i şehadet getirdi ve ruhunu teslim etti.

            Allah ondan ve sâlih kullarının cümlesinden razı olsun

            Peygamberlere selam olsun.

            Alemlerin Rabbine hamd olsun… Amin.

            Abbas b. Abdulmuttalip  (ra) Resulullah (sa) Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

 

   “Rab olarak Allah’ı, din olarak İslam’ı, Peygamber olarak ta Hz. Muhammed (sa)’i seçen kişi imanın tadını tadabilir.

            Hadis-i Şerifte bahsedilen zevk,  razı olmanın (seçmenin) neticesinde elde edilen marifettir. Marifet, Allah Zü’lcelal Hazretlerinin sevdiği kullarının kalbine yerleştirdiği bir nurdur. (O’nun nazarında) bu nurdan daha yüce ve değerli bir şey yoktur. Marifetin esas manası ise; “… ölü iken dirilttiğimiz…”   ayeti sırrınca, kalbin el- Muhyi, yani dilediğine hayat veren Yüce Allah ile hayat bulmasıdır.

            Allah Teala, Kur’an’ı Kerim’de;
            “Hayatı (aklı, duygusu) olanı (gafletten) uyandırması için..”

            “…ona hoş bir hayat yaşatacağız…”

            “…sizi kendinize hayat verecek şeylere davet ettiği zaman Allah ve Resulü’nün davetine icabet edin…”  buyurmuştur.

            Kem nefsini öldürürse, dünyası ondan uzaklaşır. Kimde kalbini öldürürse, Mevla’sı ondan uzaklaşır

   

        İbn-i Semmak’e;
            “Kul marifetin özüne erdiğini ne zaman anlar? Diye soruldu. Veli zât, şöyle cevap verdi:

            “Kul Hakk’ı ayn-ı itibar eder  ile gördüğü zaman marifete erer. O’ndan (Hakk’tan) gayri ne varsa gözünden silinir, yok olur.”

            Bazı büyükler marifet hakkında şunları söylemişlerdir;

            “Marifet, (kulun nazarında) Allah Teala’dan gayri ne varsa, bir hardal tanesinden daha değersiz hale gelerek önem ve kıymetini kaybetmesidir.”

 

           Allah Teala, “… Allah de sonra onları bırak”  buyurmuştur. Allah’a gönül veren; ne dünya ya iltifat eder, ne de ahirete. Ârifin gönlünün güneşi, gündüzün güneşinden daha parlak ve göz kamaştırıcıdır. Marifet nurlarının kaynağı olan arifin gönlünden şu beyitler taşar:

        Geceleyin doğar aşının güneşi,
        Hiç batmadan, öylece parlar durur.
        Geceleyin batar gündüzün güneşi,
        Gönüllerin güneşi asla batmaz.

            Zünnun-u Mısri Hazretleri; “Allah’ın bazı sırları aydınlatması (açığa çıkarması) güneşin ışık huzmelerini yayarak yeryüzüne doğması gibi, ilahi yardımını sürdürmesiyle olur. Siz, gönlünüzü arındırmaya bakın. O’nun iltifatının muhatabı ve sırrının meskeni gönüldür. Allah’ı hakkıyla tanıyan (arif) O’ndan başkasını gönlüne yar seçmez” buyurmuştur.


            Bir hadis-i şerifte;
            “Allah Teala, insanları bir karanlık içerisinde yarattı. Sonra üzerlerine nurundan bir tutam nur serpti. Saçılan bu nurdan kendisine isabet eden hidayete erdi, nurdan alamayan insanlar yolunu şaşırıp sapıttı.” Buyrulmuştur.”


            Bu nur, Hakk’ın ihsan otağından çıkar, kalbe gelip yerleşir. fuad  onunla aydınlanır. Nur huzmeleri ceberut alemine kadar yükselir. Ceberut  ve Melekut  âlemlerinin perdeleri kalkar, bütün sırları ayan olur. Bu tecellilere mazhar olan kul, artık tepeden tırnağa nur kesilir. Oturması-kalkması, yemesi-içmesi velhasıl tüm filleri hal ve tavrı sözü sohbeti, her arzusu nura dönüşmüştür. Hayat ve ölüm, ikisi de onun için birdir, her halükarda nurlar içindedir.

            “Allah göklerin ve yerin nurudur… Allah dilediğini nuruna eriştirir..”

            Sufilerden biri bu makamda, şöyle bir şiir okumuştur:

            “Benimle olmasan da, zikrin her an benimledir.

            Gözüm seni görmesem de, kalbim seni her an görür.”

            Yahya b. Muaz (ra) marifet hakkında şunları söyler;

            “Marifet, kalbin yakın olana (Allah’a) yakınlığıdır. Ruhunun sevgiliyi murakabe etmesi düşüncesini O’nun üzerinde yoğunlaştırmasıdır. Her şeyden uzaklaşarak, Mucip olan Sultan’a kendisinden bir şey talep edenlerin isteklerini geri çevirmeyen Allah’a yönelmesidir.
............................
1)-“Zevk; Arapça; “bir şeyi tatmak anlamına gelir. Tasavvufi manada bir hali zevk edebilme, ancak bütün ilgi ve engellerden kalbi arındırmakla mümkündür. Tatma duyusu, (zahiri ve batıni anlamda) bütün tatlardan arınmadığı sürece, herhangi bir tadı idrak edemez.
2)-En’am Suresi (6) 122
3)-Yasin Suresi (36) 70
4)-Nahl Suresi (16) 97
5)-Enfal Suresi (8) 24
6)-Ayn-ı itibar, ibret gözüyle görmek demektir. Görünenden görünmeyene, görünmeyenden görünene geçmektir.
7)-En’am Suresi (6) 91
8)-Fuad; Kalp Gönül. İlahi tecellileri seyretme mahalli.
9)-Ceberut alemi, maddi alem (görünür alem) ile manevi alem (gayb ya da melekut alemi) arasında bulunan orta alem. İki alemin de bazı özelliklerine sahiptir.
10)-Melekut alemi, Gayb alemi, Allah’ın vasıtasız baktığı alemdir.