Seyyid Ahmed er Rufai Hazretleri

e-Posta Yazdır PDF

Muhabbetin Alametleri

Ebu Bekir Vasiti (ra)’e bir gün “Cennet nedir?” diye sorulunca “Canının istediği her yerde ve her vakitte, Allah’ın sohbetini dinlemek ve O’nun cemalini temaşa etmektir.” Dedi ve ardından şu ayeti okudu: “…Orada, sizin için canlarınızın çektiği her şey var..” 


İbrahim b. Ethem (ra) Lübnan dağında  gezerken, aniden karşısına “Ey kalbimin sevdalısı ve nefsimin bendesi olduğu! Seni çok özledim, sana ne zaman kavuşurum?” diyerek yalvaran bir genç çıkar. Gence “Allah sana merhamet etsin! Hak sevgisinin alameti nedir?” diye sorar. Genç “O’nu zikretmeyi sevmek” cevabını verir. Sonra İbrahim B. Ethem, aşığın alametini sorar. Genç, “hiçbir durumda O’nu unutmaması!” der.


Marifet ehlinden bir zat, son nefesini vermek üzereyken hanımı ağlamaya başlar. Arif, hanımına neden ağladığını sorunca hanımı, “Ben sensiz bir başıma kalıyorken nasıl ağlamam!” der. Bunun üzerine arif şunları söyler: “Hanımım! Ben kırk seneden beri, bu günün özlemiyle ağlıyordum. Bugün benim vuslat, sevinç ve istirahat günümdür. O, hoş geldi, sefalar getirdi.”


Hasan Basri (ra) son demlerini yaşarken, yanında bulunanlar kendisine kelime-i şahadeti telkin ediyorlardı. Bir ara gözünü açtı ve şöyle dedi:


“Ben yirmi seneden beridir, O’nun aşkıyla yanıp kavrulmuşken, siz beni neye çağırıyorsunuz?!”


Sehl b. Ali (ra)’e İbrahim (as)’ın kalbinden duyulan çarpıntı sesi ile Efendimiz (sa)’in kalbinin iniltisinin sebebi sorulunca  “İbrahim (as)’ın kalbinin sesi korkudan, Efendimiz (as)’ın kalbinin iniltisi aşktandır” cevabını verdi.

Rabia Hatun vefatından önceki son anlarında evvala ağlar, ardından gülümser. Kendisine bunun sebebi sorulunca, şöyle cevap verir: “Ağlayışımın sebebi, artık gece ve gündüz O’nu zikretmekten ayrı kalacak olmamdır. Gülümsememin sebebine gelince, O’na kavuşma sevincimdir.” Bu sözlerin ardından, Rabia Hatun ruhunu teslim eder.


Ashab-ı Kiramdan Ebu Derda (ra) hastalandığında, yakınları iyileşmesi için tabip çağırmak istediler. Onlara şöyle söyledi:


“Benim tabibim, hastalıklarımdır. Rabb’imi gönlümün neşesi Peygamberimi ve benden önce göçüp giden kardeşlerimi çok özledim. Onlardan ayrı kalmaktan ödüm kopuyor.”


Anlatıldığına göre Zünnun-i Mısri bir gece sabah kadar “İmdat! İmdat..!” deyip durdu. Sakinleştiği vakit bu halinin sebebini soranlara şöyle cevap verdi: “Dün gece kalp gözümle Hakk’ı düşündüm. Öyle (bir an geldi) ki onun muhabbeti her yanımı sardı. O’nun özlemi elimi kolumu bağladı. Bu sebeple cehennem ehlinin oradan çıkmak için imdat istediği gibi bende şu dünyadan kurtulmak için imdat istedim.


Sonra, dünyada nefisleriyle mücadele edenlerin neşesini ve gecelerin karanlığında Hakk’ı arzu edenlerin ve temiz kalpleriyle önlerine serilen sırları bilenlerin samimiyetini düşündüm ve sakinleştim.”


Ukbe b. Seleme (ra) der ki: “Kulun Allah’a en yakın olduğu an, secdeye kapandığı andır. Allah’a kulun kendisine kavuşmayı istemesinden daha sevimli gelen bir haslet yoktur.”


Bir hadiste “Mü’minin Mevlasına kavuşacağı müjdesi, ne kadar güzeldir!” buyrulmuştur.


Muhammed b. Yusuf (ra) “Günah işlemeden ve sadece ibadet ederek, dünyada yüz sene yaşamak ile ölüm arasında  tercih yapmam istenseydi, kesinlikle ölümü seçerdim.” Demiştir. (kendisine bunun) sebebi sorulunca “O’na karşı duyduğum özlemin şiddetinden” cevabını vermiştir.


Ebu Hüreyre (ra)’ın rivayet ettiğine göre, Resulullah (sa) şöyle buyurdular:


“Namaz esnasında yanılan imamı, erkekler “sübhanallah” diyerek, kadınlarda el çırparak ikaz ederler.”


Bu hadis-i şerif amellerde ciddi olmanın, her hal ve zamanda Allah yolunda canla başla uğraşmanın önemine işaret eder. Ariflerden bir kısmının, her durumda işaretlerle misal verdiğini görürsün. Onların meclisinde bulunanlara, işaretler yeterli gelir. Onların bu işaretlerini sakın el çırpmadan ibaret zannetme! Bu zan ayağını kaydırır. Ariflerin işaretlerinin manası, bir amelden ötekine koşarak, Allah yolunda nefes tüketmektir. İşte böylece Allah onları, kendi varlıklarında öldürmek suretiyle diriltir.


Ey Oğul!

Allah’ın, kalpleri O’nun sevgisiyle dolu olan kullarının var olduğunu bil! Onlar, sevgililerine karşı duydukları özlem sebebiyle ölümün yolunu gözlerler. Bu dünyada fazla kalmaktan tiksinirler. Buradan göçmedikçe, onlara rahat yüzü yoktur. Biraz fazla kalacak olsalar kederlenirler. Onların bu alemden kurtulmaya duydukları özlem, susuzluktan kavrulmuş birinin, soğuk suya duyduğu özlemden daha şiddetlidir. Ecelleri yaklaştığında, ölüm meleği beraberinde yetmiş bin melekle, onlara Allah’ın selamını getirir. Allah’ında buyurduğu gibi, “(Onlar) meleklerin, “Size selam olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin!” diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir.” 


İşte bu sebeple ölüm meleği, mü’mine misk gibi güzel kokarak ve en güzel suretiyle gelir. Mü’min ona, “Hoş geldin” deyip neden geldiğini sorar. Melek “Hangi şekilde istersen, öyle ruhunu almaya geldim!” der. Mü’min, melekten ruhunu secdedeyken almasını ister. Ölüm meleği de, istediği gibi yapar. Bunun ardından, hafaza melekleri mü’minin yanına gelir. Meleklerden biri diğerine “O, bizim arkadaşımız ve kardeşimizdi. Artık, ondan ayrılma vakti geldi.” Der. Hafaza melekleri mü’mine “Allah sana hayırlar göstersin, seni affetsin! Ne güzel bir kardeş, ne güzel bir mü’min oldun! Ne de güzel nefsine hakim oldun!” diyerek, onu uğurlarlar.


“Ey huzura kavuşmuş nefis! Sen O’ndan razı, O senden rzı olarak Rabb’ine geri dön!”  canlı ve huzurlu bir şekilde.

...........................................................

1-Fussuliet (41) /31

2-Nahl (16) /32

3-Fecr (89) /27-28